Hit enter after type your search item

YÖNETİCİLERE HAKARET SUÇLARININ, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

/

Yazar: Özgür Arda İNCE

Giriş

İfade özgürlüğü hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin (tercüme) 19. maddesinde şu şekilde açıklanmıştır:

“Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.”[1]

Açıklayıcı nitelikteki Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde ise bu tanıma sınırlar çizilmiştir. Metnin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesini açıklayan kısmında; başkalarının haklarına ve şöhretine saygı, ulusal güvenlik ve halk düzenini koruma motivasyonlarıyla nispeten muğlak çizilen bu sınırlar, kanımızca ifade özgürlüğünün kapsamı konusunun tartışmalı olduğunu göstermektedir.

I. Demokrasi ve İfade Özgürlüğü

Demokrasi, ampirik teoriye göre bir ülkedeki mevcut çoğunluğun ülke yönetiminde karar verici olduğu devlet biçimidir. Robert Dahl, demokrasilerin sağlıklı işleyebilmek için çeşitli mekanizmalara ve ortam koşullarına ihtiyaç duyduğunu söyler:

“Dahl’a göre, düzenli aralıklarla tekrarlanan adil ve serbest seçimler demokrasi için ön koşuldur. Bu seçimlere, birden fazla parti dahil olabilmeli ve bu partiler iktidar olabilmelidir. Temel hak ve hürriyetler kişilere tanınmış ve güvence altına alınmış olmalı, her türlü fikrin örgütlü temsili mümkün olmalıdır. Basın ve ifade hürriyeti güvence altına alınmış olmalıdır. [2]

Dahl’ın tanımını toparlayacak olursak, her türlü fikrin ifadesinin bireysel ve örgütlü düzeyde mümkün olması, bu ifadelerin temsil yarışına girebilmesi ve benimseyicilerinin bu serbest ve adil yarışlarda iktidar olabilmesi, demokratik bir yönetimden bahsedebilmemiz için gereklidir. Bu bağlamda ifade ve basın özgürlüğü, demokratik bir yönetim anlayışının ve -ideal bir toplumun demokrasiyle oluşacağını düşünüyorsak- sağlıklı bir toplum işleyişinin temelini oluşturan iki araçtır.

a. Basın Özgürlüğü

Basın özgürlüğünden ilk kez Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nde bahsedilmiştir. Dahl’ın demokrasinin temel gereksinimleri arasına koyduğu basın hürriyeti, demokrasilerdeki karar vericilerin, yani halkın fikir yürütme sürecinde beslendiği en etkili kaynaklardan olan basının bağımsızlığını garanti eder. Bu bağlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünden ayrı düşünülemez. Bir ülkedeki basını oluşturan organların tek bir fikrî akım doğrultusunda hareket etmesi, otoritelerin güdümünde bulunması ve alternatif kaynaklarının bulunmayışı, Dahl’ın tanımından hareket ettiğimizde demokrasiyi zedeleyen unsurlardır.

b. Otoriter Rejimler

Cristoph Stefes, WZB’nin (Sosyal Araştırmalar Bilim Merkezi) yürüttüğü araştırma kapsamında otoriter rejimleri, “demokratik olmayan rejimler” olarak tanımlar. Bu tanıma göre, demokrasinin temel gereksinimlerini karşılamayan bütün yönetimlerin otoriter rejimler olduklarını söyleyebiliriz.

Cristoph Stefes, otoriter yönetimleri açıklarken muhtelif baskı uygulamalarından ve meşruiyet dayanağından da söz eder:

Demokrasinin temel gereksinimlerini saydığımıza göre, muhalif siyasetçi ve gazetecilerin hükümet tarafından çeşitli söylem yahut eylemlerle bastırılmaya çalışıldığı yönetimler için, her ne kadar seçim kaynaklı bir meşruiyet söz konusu olursa olsun “otoriter rejim” yakıştırmasını yapmak sakıncalı değildir.

II. İfade Özgürlüğünün Kapsamı, Hakaret ve Yöneticiler

Columbia Human Law Reviews dergisinde yayınlanan 2018 tarihli The Right to Insult in International Law adlı makale, hakaretin suç kapsamında değerlendirilmesini ve hapis müeyyidesine tabii tutulmasını insan haklarının ihlali olarak yorumlar.

Makalenin devlet yöneticilerine hakaret başlığında bahsedilen suçlamalar[3], aslında ifade özgürlüğünün tanımlandığı ve sınırlandırıldığı uluslararası antlaşmalarla kesişmektedir. Şöyle ki, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde ifade özgürlüğüne çekilen sınırların ve hakaret suçlarının pozitif bir tanımı yoktur. Her ülkenin kanuni düzenleme metinlerinde bu durumlar farklı yorumlanabilmektedir. Bundan dolayı, özellikle hak ve hukuk bilincinin tam olarak gelişmediği ülkelerde, otoriter yönetimlerin demokrasi iddiasını sürdürür vaziyette anti-demokratik uygulamalarını hukuka dayandırmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.

Nitekim günümüzde muhalif gazetecilerin ve politik figürlerin yöneticilere hakaret suçundan gözaltına alınması, hapis cezasına çarptırılması; ifade özgürlüğünün kapsamının bir sorun olduğuyla alakalı en somut göstergedir.

a. Bir Denetim Mekanizması Olarak Toplumsal Muhalefet ve Basın

Otoriter rejimlerin, demokratik olmayan rejimler olduklarını söylemiştik. Bu bağlamda, otoriter rejimlerin insan haklarıyla çatışan mekanizmalar oldukları açıktır.

Otoriter rejimlerin anti-demokratik uygulamalara başvurabilecek alanlara sahip olabilmelerinin ardındaki temel sebep, bu rejimlerin üzerinde herhangi bir siyasi denetim mekanizmasının bulunmayışıdır. Toplumsal muhalefet, bu noktada öne çıkar:

Toplumsal muhalefet, yani herhangi bir politik figür veya örgütlenmenin dışında; mevcut yönetim şeklinden rahatsız olan, iktidar partisi ile ideolojik olarak bağdaşmayan halktan insanların kurduğu sivil örgütlenmeler ve muhalif basın, toplumsal bilinç oluşturabilme güçlerinden dolayı otoriter yönetimlerin üzerinde birer denetim mekanizması olarak oldukça etkilidir.

Çünkü toplumsal bilincin oluşması, otoriter rejimlerin halkın düşünce ve hayat tarzını şekillendirmek için kullandıkları manipülatif yöntemlerin ve anti-demokratik uygulamaların etkinliklerini bir ölçüde yitirmelerine sebep olur.

İfade özgürlüğü, toplumsal muhalefetin duygu ve düşüncelerini ifade etmesinin meşru dayanağıdır. Otoriter rejim örneklerine baktığımızda, ifade ve basın özgürlüğünün ciddi darbeler aldığı ortamlarda varlıklarını sürdürdüklerini görmek hiç de zor değildir.

Sonuç

Muhtelif baskı uygulamalarına Stefes, şu şekilde örnekler verir: “Muhalifler sık sık vergi memurları tarafından denetlenir ya da eleştirel gazeteciler hakaret davası yağmuruna tutulur.[4]

Muhtelif baskı uygulamaları, özellikle otoritelerini seçim meşruiyetine dayandıran otoriter rejimlerin sık kullandığı bir uygulamadır. Bu bağlamda, yöneticilere hakaretin suç kapsamında değerlendirilmesi, diktatörlerin ve otoriter rejimlerin, anti-demokratik uygulamalarını sürdürebilmesi için bir hukuki dayanak görevi görür.

Toplumsal muhalefet ve muhalif basını birer denetim mekanizması olarak değerlendirmiştik. Otoriter rejimleri bir problem olarak kabul ediyorsak, bu tip yapılanmaların demokratik olmayan uygulamalarını hukuka dayandırmasına engel olunmalıdır.

Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar, ülkelerin üzerinde belirli yaptırımlara sahip metinlerdir. Birçok ülkede insan haklarıyla alakalı ortak problem oluşturan meseleler, uluslararası antlaşmalar yoluyla bir ölçüde çözülebilir. Otoriter rejimlerin insan hakları açısından oluşturduğu ortak problemler düşünüldüğünde, hem iç hem de dış siyasette bu rejimlerin üzerinde bir denetim oluşturmak yine uluslararası antlaşmalara bağlıdır.

Fikrimizce, uluslararası antlaşmalar, ifade özgürlüğüne çektiği sınırlarda şiddet ve terör ayrımını yapabilmelidir. Nefret söylemi ve ayrımcılık içeren fakat şiddete yönelik olmayan ifadelerin suç kapsamından çıkartılması, ifade özgürlüğünün sınırlarının otoritelerce suistimal edilmesinin önüne geçmekte etkili olabileceği gibi ifade özgürlüğü hakkının da rasyonel bir zemine oturtulmasını sağlar.

Yöneticiler ve politik figürlerin mizah ve hakaret içerikli ifadelerle eleştirilmesi, kişilerin bireysel itibarından bağımsız bir konudur. İktidar olabilmek için seçimlere kendi isteğiyle giren ve bu seçimleri kazanan yöneticiler, hiç kuşkusuz verecekleri kararların ve sonuçlarının sorumluluklarını almışlardır. Bu bağlamda halkın, yani yönetilen kesimin de kararlarıyla alakalı verecekleri her türlü tepkiye de razı olmalıdırlar.

Yöneticilere ve politik figürlere hakaretin, uluslararası anlaşmalarca suç kapsamından çıkartılması, otoriter yönetimlerin anti-demokratik uygulamalarını hukuka dayandırabilmelerinin önüne geçeceği gibi, toplumsal muhalefetin ve muhalif basının elini güçlendirerek otoriter yönetimlerin gelecekteki oluşumlarını da engelleyebilecek potansiyele sahip bir düzenlemedir.

 Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 19 Kasım 2021’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

https://www.dw.com/tr/dünyanın-yarısı-otoriter-rejimle-yönetiliyor/a-17066473

http://hrlr.law.columbia.edu/files/2018/04/The-Right-to-Insult-in-International-Law.pdf

Kemal Gözler (2020),  Anayasa Hukuku’nun Genel Esasları, Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım

https://ipi.media/wp-content/uploads/2017/01/FoE-MediaLaw-Defamation-TR_WEB.pdf

https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/9a3bfe74-cdc4-4ae4-b876-8cb1d7eeae05.pd

Dipnotlar

[1] www.hsk.gov.tr

[2] Kemal Gözler, Anayasa Hukuku’nun Genel Esasları P:259

[3] İftira, ayrımcılık, terörizm, nefret, sahte haber, kamu düzenini bozma.

[4] https://www.dw.com/tr/dünyanın-yarısı-otoriter-rejimle-yönetiliyor/a-17066473

This div height required for enabling the sticky sidebar