Hit enter after type your search item

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA SINAİ MÜLKİYET HAKLARINA TECAVÜZ HALİNDE AÇILABİLECEK DAVALAR

/

Yazar: Özgür KILIÇ

Sinai Mülkiyet

Sınai mülkiyet hakkı “sanayide ve tarımdaki buluş, yenilik, tasarım ve özgün fikri ürünlerin ilk uygulayıcıları ile marka ve ticaret unvanı gibi ayırt edici ad ve işaretleri taşıyan ürünleri üretmek, satmak ve hizmetleri sunmak gibi yetkileri, belirli sürelerle sahiplerinin tekeline bırakan ve maddi olmayan haklardır.”[1]

Türk hukuk sisteminde marka, patent, coğrafi işaret, geleneksel ürün adları ve endüstriyel tasarımlara ilişkin uyuşmazlıklar mevcut Kanun Hükmünde Kararname (KHK) hükümleri çerçevesinde çözümleniyordu. Dolayısıyla sınai hakların tecavüzüne ilişkin cezai hükümler de KHK ile düzenleniyordu. Bu durum 10 Ocak 2017’de yürürlüğe giren Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile değişti. Ancak yürürlüğe giren SMK, öncesinde uygulanan KHK’lerden esinlenerek düzenlenmiştir.

SMK’ de korunan haklar şunlardır: marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adları (SMK m.1). Ancak geleneksel ürün adları sınai mülkiyet hakları kapsamında kabul edilmemiştir. Bunu SMK m.2/i’ de zikredildiği üzere “Sınai mülkiyet hakları ile geleneksel ürün adlarına ilişkin…” cümlesinde yapılan ayrımdan anlayabiliriz. SMK’ de yer almayan ancak sınai mülkiyet hakkı olarak kabul edilen hak ise entegre devrelerin topografyalarıdır.

Sınai Mülkiyet Haklarına Tecavüz Halinde Açılabilecek Davalar

Yukarıda bahsedilen sınai mülkiyet hakları tecavüze uğradığında, hakkı ihlal edilen tarafın hangi taleplerde bulunabileceği SMK m.149 ve devamında özel olarak hükme bağlanmıştır. Söz konusu hükümler tüm sınai mülkiyet haklarına ilişkin koruma sağlar.

SMK m.149’ da:

“(1) Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir:

  1. a) Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti.
  2. b) Muhtemel tecavüzün önlenmesi.
  3. c) Tecavüz fiillerinin durdurulması.

ç) Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. 

  1. d) Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde el konulması.
  2. e) (d) bendi uyarınca el konulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması.
  3. f) Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d) bendine göre el konulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası.
  4. g) Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi.

(2) Birinci fıkranın (e) bendinde belirtilen talebin kabulü durumunda, söz konusu ürün, cihaz ve makinelerin değeri, tazminat miktarından düşülür. Bu değerin kabul edilen tazminat miktarını aşması hâlinde, aşan kısım hak sahibince karşı tarafa ödenir.

(3) Birinci fıkranın (g) bendinde belirtilen talebin kabulü durumunda ilanın şeklî ve kapsamı kararda tespit edilir. İlan hakkı, kararın kesinleşmesinden sonra üç ay içinde talep edilmezse düşer. 

(4) Coğrafi işaret ve geleneksel ürün adları bakımından manevi zararın tazmini talep edilemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

O halde ortak hüküm olan SMK m.149’a göre tecavüz halinde açılabilecek davalar şunlardır:

  1. Tecavüzün Tespiti Davası
  2. Muhtemel Tecavüzün Önlenmesi Davası
  3. Tecavüzün Durdurulması Davası
  4. Tecavüzün Kaldırılması Davası
  5. Tazminat Davaları

1.Tecavüzün Tespiti Davası

Sınai hak sahibi, üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen fiilin tecavüz kapsamında olup olmadığının tespitini talep edebilir (SMK m.149/1-a). Tespit davası neticesinde bir hukuki ilişkinin veya hakkın içeriği tespit edilir.

Uygulamada tespit davasının yanında tecavüzün önlenmesi, tecavüz giderilmesi davalarının birlikte açıldığı söylenebilir[2]. Bu kapsamda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihinde verdiği kararından örnek vermekte fayda var. Söz konusu kararda:

“Taraflar arasındaki “markaya tecavüzün tespiti-men’i ve hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (İstanbul İkinci Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce) davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.12.2005 gün ve 23-303 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi’nin 03.07.2007 gün ve 2666-10117 sayılı ilamıyla; (…Davacı vekili, ….. müvekkilinin markasının toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyinden haksız bir yarar sağlayacağını, markalar arasında iltibas tehlikesinin var olduğunu, bu nedenle markanın tüm sınıflar için hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerektiği gerekçeleriyle davalı markasının hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, davalının haksız tecavüzünün tespiti ile önlenmesine, kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.”[3]

Şeklinde ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere markanın hükümsüzlüğünü, sicilden terkinini, tecavüzün önlenmesini ve tecavüzün tespitini birlikte talep ve dava etmiştir.

2.Muhtemel Tecavüzün Önlenmesi Davası

Muhtemel tecavüzün önlenmesi davası SMK m.149/1-b’ de geçmektedir. Men davası olarak da bilinen muhtemel tecavüzün önlenmesi davası, başlama tehlikesi bulunan veya halihazırda başlamış tecavüz halinin devamını engellemek için açılır[4]. Tecavüzün önlenmesi davası da uygulamada tazminat, hükümsüzlük davalarıyla birlikte açılabilmektedir. Örneğin, bir kararda:

Dava; markaya tecavüzün men’i ve tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda markaya tecavüzün önlenmesine karar verilmiş, maddi zararına ilişkin herhangi bir delilin dosyaya sunulmadığı, bu nedenle maddi tazminat talebinin yerinde görülmediği, manevi tazminat talebi yönünden ise, her iki şirketin farklı illerde faaliyet göstermesi ve davalı tarafın kötü niyetli olduğunu gösterir herhangi bir delilin de davacı tarafça dosyaya sunulamadığı gerekçesi ile tazminat talebi reddedilmiştir. Dosya kapsamı itibariyle davalının, ticaret unvanındaki “ERİŞİM” ibaresini davacının faaliyet alanında marka olarak kullanmak suretiyle davacının marka hakkına tecavüz ettiği sabittir. Davacının tazminat talebi 556 sayılı KHK’nın 62/b maddesine dayalı olup, markaya tecavüzün önlenmesine karar verildiği halde maddi-manevi tazminat talebinin reddi doğru bulunmamıştır. Bu itibarla, davacının tazminat talebinin 556 sayılı KHK’nın 66 ve devamı maddelerine göre değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin reddi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”[5]

Söz konusu kararda tecavüzün önlenmesi davası ile birlikte tazminat davası aynı anda talep ve dava edilmiştir. Yerel mahkeme tecavüzün önlenmesi davasını kabul etmiş ancak tazminat talebini reddetmiştir. Yargıtay ise markaya tecavüzün önlenmesine karar verildiği halde maddi manevi tazminat talebinin reddini doğru bulmamıştır.

3.Tecavüzün Durdurulması Davası

SMK m.149’ da sayılan davalardan biri de tecavüzün durdurulması davasıdır. Söz konusu maddenin 1. fıkrasının c bendinde “Tecavüz fiillerinin durdurulması” yer almaktadır. Bu dava başlayan tecavüz eyleminin durdurulmasına yöneliktir[6]. Tecavüzün sona erdiği ancak tecavüzün etkilerinin sürdüğü durumlarda da tecavüzün durdurulması davasının açılması mümkündür. Uygulamada tecavüzün durdurulması talebi diğer taleplerle birlikte ileri sürülebilir. Konuyu Yargıtay kararı ile desteklersek, Yargıtay 15.01.2020 tarihli bir kararında:

“Davacı vekili, müvekkili Altesse Zigaretten şirketin yıllardır uluslar arası tecilli OCB ve ZİG-ZAG markalarıyla kendi kendine sigara yapma makineleri üretmekte ve satmakta olduğunu bu makinelerle ilgili olarak marka ve endüstriyel tasarım yönünden korunma haklarına sahip olduğunu, www.altesse.at/en/products/make-your-own-cigarette/ internet sayfasında bu ürünlerin tanıtımının görünebileceğini, davalı şirketin http://aklale.com/ürünler/makecigarette internet adresinde ise müvekkili şirketine ait ürünlerin rengine kadar aynılarının “Lale” ve “Aklale” markalarıyla pazarladığını bu durumun müvekkilinin endüstriyel tasarım haklarına tecavüz niteliği taşıdığının İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesince değişik iş sayılı dosyasında bilirkişi marifetiyle tespit edildiğini, ihtarnameye rağmen davalı şirketin internet sitesinde müvekkili şirketin endüstriyel tasarım hakkına tecavüzünü devam ettirdiğini beyan ederek, öncelikle tasarımdan doğan haklara tecavüz fiillerinin dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasını, tasarımdan doğan haklara tecavüz fiillerinin durdurulması ve önlenmesine, tecavüzün giderilmesi ve şimdilik 1.000,00 TL maddi, 9.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 10.000,00 TL zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.”[7]

İfadelerine yer verilmiş ve kararda davacı, tecavüz fiillerinin durdurulmasını, önlenmesini ve giderilmesini birlikte talep ve dava etmiştir. Söz konusu talebini bilirkişi incelemelerine dayandırmıştır.

4.Tecavüzün Kaldırılması Davası

Tecavüzün giderilmesi olarak da bilinen tecavüzün kaldırılması davası, genel olarak tecavüz sonucu oluşan hukuka aykırı durumun giderilmesi amacını taşır.[8] Yargıtay’ın bir kararında gerçekten bu ifadeler yer almaktadır:

“Davacı-karşı davalı vekili, müvekkilinin “kordonsuz elektrik aletleri için elektrik konektör levhası” başlıklı 2000/8643 tescil no’lu tasarımı ile “elektrikli altlık” başlıklı 2002/00399 numaralı tasarımın sahibi olduğunu, müvekkiline ait ürünleri üreten piyasaya da pazarlayan ve satan davalının müvekkilinin haklarına tecavüzde bulunduğunu ileri sürerek tecavüzün tespiti ve etkilerinin ortadan kaldırılması için gerekli tedbirlerin alınmasını talep ve dava etmiş, karşı davanın reddini savunmuştur.”[9]

Tecavüzün önlenmesi ve tecavüzün kaldırılması davaları uygulamada birbirini tamamlar niteliktedir. Tecavüzün kaldırılması doğmuş olan sonuçların etkilerini ortadan kaldırmayı amaçlarken, tecavüzün men’inde eski hale iade amacı vardır. Ayrıyeten “önleme davasında zamanaşımı işlemezken kaldırma davasında işler.” [10]

5.Tazminat Davaları

SMK’ da 3 tür tazminat davasına yer verilmiş olup bunlar: Maddi Tazminat, Manevi Tazminat ve İtibar Tazminatıdır. Ancak SMK m.149/4’ de belirtildiği üzere coğrafi işaret ile geleneksel ürün adları bakımından manevi tazminat talebi söz konusu olamaz.

Sınai haklara tecavüz halinde açılabilecek tazminat davalarında şu unsurlar aranır: hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı.

Zarar tazminat borcunun en önemli unsurudur. “Zarar bir kişinin mal varlığında veya şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmedir.”[11] Bu tanımdan hareketle zararı maddi ve manevi olmak üzere ayırabiliriz. Ayrıyeten SMK’ de itibar tazminatı özellikle düzenlenmiştir.

“…davalının parçayı izinsiz kullanımının gerçekleştiği de bilirkişi tarafından belirlenen 4.500 TL rayiç bedelin uygun olacağı tecavüzün niteliği kusurun varlığı ve ağırlığı göz önüne alınarak takdiren üç katı olan 13.500.00 TL’nin reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, ayrıca eserin kamuya sunulması yer ve zamanını belirlemesi yetkisinin de davacıya ait olması ve bu manevi hakkının da ihlal edilmesi ve CD içeriğindeki parçanın kullanım süresi dikkate alınarak toplam 5.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline…”[12]

Yukarıdaki kararda tazminat talebinde kusurun ağırlığına göre hakimin takdiri bir bedel belirlemesi kusur unsuruna verilen önemi göstermektedir.

“…Karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, … kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan elkoyma işleminin davacının damgasız, yazısız orman emvali taşıması ve taşınan orman emvaline ilişkin nakliye tezkeresi bulunmamasından kaynaklandığı, davalının suç ihbarında bulunması ile davacının aracına kolluk kuvvetleri tarafından el konulması arasında uygun bir 
illiyet bağı bulunmadığı, bu nedenle zarar ile hukuka aykırı eylem arasında illiyet bağının bulunmamasına rağmen maddi tazminata yönelik talebin kabulünün hatalı olduğu…”[13]

Yukarıdaki kararda Ankara BAM 20. HD, ilk derece mahkemesinin verdiği maddi tazminata yönelik talebin illiyet bağı eksikliği nedeniyle hatalı olduğunu belirtmiş ve devamında Yargıtay 11. HD bu kararı onamıştır.

5.1.Maddi Tazminat Davası

Maddi tazminat, maddi zararı kapsamasının sonucu olarak fiili zarar ve yoksun kalınan kazancı konu alır (SMK m.151/1). Fiili zarar, ihlal nedeniyle malvarlığında oluşan maddi azalmadır[14]. Yoksun kalınan kazanç malvarlığında meydana gelebilecek artışların hukuka aykırı fiil nedeniyle kısmen veya tamamen önlenmesi sonucu meydana gelen azalmadır[15]. Yoksun kalınan kazancın nasıl hesaplanacağı konusunda SMK m.151 hükme bağlamış olup taraflar bir hesap usulü seçebilir. SMK m.151/6‘da belirtildiği üzere coğrafi işarete veya geleneksel ürün adına tecavüz hâlinde yoksun kalınan kazanç talep edilemez. Yoksun kalınan kazanç ve fiili zarar birlikte talep ve dava edilebilir.

“…bu numuneleri parçalayarak özelliklerini öğrendiklerini ve herhangi bir izin almaksızın aynısını üreterek veya ürettirerek ihale konusu işte kullandıklarını, bu tecavüz nedeniyle müvekkili şirketin satışlarının giderek düştüğünü, patent ve tasarım konusu ürüne tecavüz nedeni ile uğranılan zarar ve yoksun kalınan kazancın tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek tecavüz fiilinin durdurulmasını, patent ve tasarım haklarına yapılan tecavüzün tespitini, önlenmesini, giderilmesini, müvekkili şirketin uğradığı fiili zarar ile yoksun kalınan kârı ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000 TL maddi tazminat 50.000 TL manevi zararın, tecavüz fiilinin işlendiği tarihten itibaren en yüksek faiz ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.”[16]

5.2.Manevi Tazminat Davası

SMK m.149/1-ç’ ye göre hakkı ihlal edilen hak sahibi manevi zararının tazminini de talep edebilir. Manevi zarar, bir kimsenin haksız fiil sonucunda duyduğu acı, üzüntü gibi psikolojik ve fiziksel sıkıntılardır[17]. Bu tanımdan hareketle manevi tazminatın amacı duyulan sıkıntıların bir miktar para veya başka yolla giderilmesidir. Mahkeme sınai haklar bakımından manevi zararı genel hükümler çerçevesinde belirler.

Tecavüz halinde manevi tazminata hükmedilip edilemeyeceği konusunda Yargıtay bunun mümkün olduğunu belirtmiştir. Söz konusu kararda:

“Davalının `ROYALTENTE` ibaresini marka gibi kullandığı, bu durumun davacının tescili markasına tecavüz teşkil ettiği dosya kapsamıyla sabittir. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 62.nci maddesinde marka hakkı tecavüze uğrayan marka sabinin diğer istemlerinin yanı sıra manevi tazminat da talep edebileceği düzenlenmiştir. Ancak, anılan Kanun Hükmünde Kararname’de manevi tazminata hangi koşullarda hükmedileceğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Bu istemin, genel hükümler arasında yer alan BK’nın 49 ve TTK’nın 58/1-e maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Davalının eylemleriyle davacı markasına tecavüz ettiği sabit olduğuna göre, uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.”[18]  İfadelerine yer verilmiştir.

5.3.İtibar Tazminatı

SMK m.150/2 uyarınca “Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda, hakka konu ürün veya hizmetlerin, tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarı zarara uğrarsa, bu nedenle ayrıca tazminat istenebilir.” İtibar tazminatında dikkate alınması gereken söz konusu sınai hakkın itibarıdır. İtibara bahsedilen hükme göre 2 şekilde zarar verilir: Kötü üretim ve uygun olmayan tarzda piyasaya sürme.

İtibar tazminatı manevi ve maddi unsurları içinde barındırır. Bu konuda Yargıtay bir kararında:

“…Markanın itibarı kavramı, marka ile inşa edilen imajı ifade etmektedir. Zira imaj ve güven oluşturmanın bir maliyeti vardır. İtibar zararı ise inşa edilen veya edilmekte olan imajın zedelenmesi sebebiyle doğan zarardır. İtibar tazminatı belirlenirken, bir taraftan imaj inşası için gerçekleştirilen giderlerden hareket ederek zararın giderilmesi için yapılması gereken (reklam kampanyası gibi) giderleri dikkate almalı, diğer taraftan da itibar kaybının manevi yönünü göz önünde tutulmalıdır.”[19] İfadelerine yer vererek bu görüşü desteklemiştir.

Marka Hakkına Tecavüz Halinde Açılabilecek Ceza Davası

Başkasına ait bir marka hakkına tecavüz ederek mal veya hizmet üreten, satışa arz eden veya satan kişiler hakkında SMK m. 30 hükümleri gereği cezai yaptırım öngörülmüştür. Ancak bu suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır (SMK m.30/6).

Sınai Mülkiyet Tecavüz Davalarında İleri Sürülebilecek Talepler

1.Delillerin tespiti (SMK m.150/3)

2.Ürün ve araçlara el konulması (SMK m.149/1-d)

3.Ürün ve araçlar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması (SMK m.149/1-e)

4.Ürün ve araçların şekillerinin değiştirilmesi veya imhası (SMK m.149/1-f)

5.Hükmün ilgililere tebliği ve kamuya ilan yoluyla durdurulması (SMK m.149/3)

6.Zarar miktarını kanıtlayan belgelerin istenmesi (SMK m.150/3)

“Davacı vekili, müvekkilinin “…” ibareli markalarının olduğunu, davalılardan … ve …’nun, müvekkilinden izin alınmaksızın diğer davalı şirketi kurduklarını, davalıların izinsiz olarak üretip piyasaya sürdükleri ürünlerin üzerinde müvekkiline ait … markasının aynen kullanıldığını, farklı bir markaymış gibi … ibaresinin yanına çok küçük boyutlarda ”….” yazısının eklendiğini, davalıların eyleminin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek, marka hakkına tecavüz fiillerinin durdurulmasını, davalıların satışa sundukları taklit ürünlerin satışının ve üretiminin engellenmesini, tecavüzün giderilmesini, marka hakkına tecavüzde kullanılan ürünler ile bu ürünlerin üretildiği her türlü aletlere el konulmasını ve imhasını, 5.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.”[20]

Yukarıda verilen 19.09.2018 tarihli Yargıtay kararında davacı tarafın el koyma ve imha taleplerine başvurduğu gözlemlenmekte olup uygulamada da tecavüz davalarında bu taleplere başvurulduğu anlaşılmaktadır.

Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

SMK m.156 hükmü gereğince bu kanunda öngörülen davalarda görevli mahkeme, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemesidir.

Zamanaşımı konusunda ise, SMK m.157 gereğince sınai mülkiyet hakkı veya geleneksel ürün adından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygulanır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 16 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

Eren, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Ankara: Yetkin Yayınları, 2018.

Suluk, Cahit, Rauf Karasu, ve Temel Nal. Fikri Mülkiyet Hukuku. Ankara: Seçkin Yayınları, 2020.

DİPNOTLAR

[1] (Suluk, Karasu ve Nal, 1)

[2] (Suluk, Karasu ve Nal, 417)

[3] Yargıtay HGK, T. 16.07.2008, E. 2008/11-501, K. 2008/507

[4] (Suluk, Karasu ve Nal, 417)

[5] Yargıtay 11. HD, T. 09.04.2014, E.2013/7693, K. 2014/6966

[6] (Suluk, Karasu ve Nal, 417)

[7] Yargıtay 11. HD, T. 15.01.2020, E. 2019/2389, K. 2020/422

[8] (Suluk, Karasu ve Nal, 417)

[9] Yargıtay 11. HD, T. 05.11.2019, E.2018/2185, K.2019/6810

[10] (Suluk, Karasu ve Nal, 418)

[11] (Eren, 545)

[12] Yargıtay 11. HD, T. 07.11.2018, E.2017/652, K.2018/6837

[13] Yargıtay 11. HD, T. 02.12.2019, E.2019/807, K.2019/7699

[14] (Eren, 550) (Suluk, Karasu ve Nal, 418)

[15] (Eren, 550)

[16] Yargıtay 11. HD, T. 14.02.2019, E.2017/2177, K.2019/1184

[17] (Suluk, Karasu ve Nal, 419)

[18] Yargıtay 11. HD, T. 22.01.2007, E.2005/13781, K.2007/565

[19] Yargıtay 11. HD, T. 05.05.2016, E.2015/8175, K.2016/5114

[20] Yargıtay 11. HD, T.19.09.2018, E.2016/14154, K.2018/5426

This div height required for enabling the sticky sidebar