Hit enter after type your search item

TÜRKİYE’DE KADINA ŞİDDET VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

/

Yazar: Furkan YÜKSEL

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin 2019-2020 Dünya Kadınları İlerleme Raporuna göre dünya üzerinde her 3 kadından biri aile içi şiddete ya da tacize maruz kalmaktadır. Bu şiddet de çoğu zaman kadının duygusal partnerinden gelmektedir. Ev, artık kadınlar için en tehlikeli yer olmuş durumdadır. İlk bakışta kadına şiddet ülkemize özgü bir sorun olarak görünmüyor ancak söz konusu kadına karşı şiddet için oluşturulan yasalar, bunların uygulanması ve caydırıcılığı gibi konulara gelindiğinde, ülkemiz ile dünya ülkeleri arasında bariz bir fark görülmektedir. Bu çalışma da yapılan anketler, araştırmalar ve raporlar doğrultusunda “kadına karşı şiddet” in Türkiye’deki durumu açıklanmaya çalışılmıştır.

Kadir Has üniversitesi tarafından yapılan bir ankette[1], katılımcılara şiddet, eğitimsizlik, işsizlik, aile baskısı gibi seçenekler sunularak kadınların en büyük sorunu sorulmuş ve katılımcıların %66’sı şiddet cevabını vermiştir. Üstelik bu oran 2016 yılında %53 iken, 2018 yılında %62 ve 2020 yılında %66 oranına yükselmiştir. Katılımcıların %4’ü ailenin dirliği için zaman zaman şiddete başvurulabileceğini, %8’i ise ailenin devamı için şiddetin görmezden gelinebileceğini savunmuştur.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayınlanan bir rapora göre kentte yaşayan kadınların %38’i, kırsal alana yaşayan kadınların ise %43,2’si yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Yine aynı rapora göre yaş ortalaması arttıkça, eğitim düzeyi düştükçe, kentten kırsala gidildikçe fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete maruz kalma oranı artış göstermektedir.

Kadın cinayetlerinin sayısı da, kadına karşı şiddette olduğu gibi ana akım merkez ve sosyal medyanın şiddete karşı etkili kullanımına rağmen her geçen yıl artmaktadır. Resmi kaynaklara göre Türkiye’de 2008’de 80, 2009’da 109, 2010’da 180, 2011’de 121, 2012’de 210, 2013’te 237, 2014’te 294, 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440, 2019’da 474 olmak üzere toplam 3.185 kadın öldürülmüştür. Öldürülen kadınların çoğu eşi, sevgilisi, eski eşi ya da eski sevgilisi tarafından cinayete kurban gitmiştir. Türkiye 2014 yılında yürürlüğe soktuğu İstanbul Sözleşmesi’ne rağmen kadına şiddet vakalarını ve kadın cinayetlerini durduramamış, aksine bu oranlar son 10 yılın en yüksek düzeyine çıkmıştır.

Ayrıca Türkiye gündeminde son birkaç senedir gündem de olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme hususu bir gece vakti yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile gerçekleşmiş oldu.  Bu hareket kadının korunmasını engellemeye, erkeği kadının sahibi yapmaya yönelik bir toplumsal hareketin ürünüydü. Hatırlayacak olursak sözleşme 2011 yılında Türkiye’nin öncülüğünde ve emekleriyle hayata geçirilmişti. Ancak, bu sözleşme belirli kesimlerce toplumsal bir hareket olarak görülmeyip siyasi anlamlar yüklenmesi ile itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştı. Ancak, siyasi ortaklıklar kurabilmek için kadını eşya konumuna düşürmek, kadını  söz sahibi olarak gören bu sözleşmenin itibarsızlaştırılması  kadına karşı şiddetin arttığı ülkemizde söz konusu dahi olmamalıydı. İstanbul Sözleşmesi, kadınların kendisini güvende hissetmesi ve şiddet gördüğü yerden gidebilmek için gerekli olan yaşam koşullarını bulabilmesi için temel hukuki dayanaklardan birisiydi. Üstelik Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu (GREVIO) tarafından sözleşmeye taraf ülkelerin denetimleri yapılarak, devlet kurumları üzerinde de kadının korunmasına yönelik bir denetim mekanizması oluşturulmuştu.

Kadına yönelik şiddetin nedenleri üzerinde çalışıldığında, dünyada kadına karşı şiddet oranının en düşük olduğu ülkelerle toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en düşük olduğu ülkelerin hemen hemen aynı olduğu görülmektedir. Bu ülkeler İzlanda, Norveç, İsveç, Finlandiya ve Nikaragua’dır. Buradan çıkarılacak bir diğer sonuç toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yani kadının toplumsal hayat ve ekonomideki rolü arttıkça aile içindeki gücü de artmakta ve kadına yönelik şiddet oranları düşmektedir.

Toparlayacak olursak toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama ve kadına karşı uygulanan şiddetin gerçekleşmesinden sonra mağdur konumunda olan kadının haklarını sağlama konusunda kolaylık sağlayan İstanbul Sözleşmesi ülkemizin içinde bulunduğu karanlıkta bir ışık olmaktaydı. Alınan kararın hukuksuzluğu arkasındaki siyasi nedenlerden tamamen bağımsız olarak yazılan bu yazıda İstanbul Sözleşmesi’nin neden önemli olduğunu ve ülkemizdeki kadına şiddetin ne derece büyük bir sıkıntı olduğu üzerinde durulmaya çalışılmıştır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve CASE’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 23 Mart 2021’de yayımlanmıştır.

DİPNOT

[1] Prof. Dr. Mary Lou O’Neil – Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi

This div height required for enabling the sticky sidebar