Hit enter after type your search item

TOKSİK MASKÜLİNİTE VE KIRILGAN EGOSU

/

Yazar: Aslıhan Acartürk

Yüzyıllardır var olan cinsiyet rollerinin, belirli kalıplarda birbirinden neredeyse zıt olmasına dikkat edilerek keskin çizgilerle ayrılması sorunu, günümüzde de küçük yaşlardan ikna edilmeye başlanan bireylerde geleneksel normların devamı gibi görülerek tartışmaya kapalı kalmıştır. Toplumların çoğunda kabullenilmiş ataerkillik kavramı ise toksik maskülinitenin en ağır sonuçlarındandır.

Erkek çocuklarından beklenen; saygı görebilmek için güçlü, agresif ve sahiplenici olması gerektiği gibi özelliklerin yanında duygularını saklaması veya farklı yansıtması söz konudur. Ağlamak istediği zaman öfke gösteren, hatasında özür dileyemeyen ve zaman geçtikçe epey hassaslaştığı birçok konuyla beraber, sosyal yaşamın gereklerinden oldukça eksik kalan erkekler toksik maskülinitenin gölgesinde hayatlarına devam etmektedirler. Maddi olarak da ev ekonomisini geçindirmesinin yeterliliği konusunda bir ölçüt olduğunu duyarak büyümüşler ve özünde toplumun hakkında söyleyeceği her şey için hassas bir hale gelmişlerdir.

Toksik maskülinite, yanında getirdiği erkek egemen anlayışıyla kadınlar üzerindeki kontrolü de vurgulamıştır. Sahiplenici tutumu normalleştirdiğinden, cinsiyetler arasındaki dengeyi sarsmıştır. Toksik maskülinitenin en kırılgan noktası olan feminen davranışların ise cezalandırılması gerektiği kabullendirilerek bireyleri bu döngüde tutmuştur. İki cinsiyetin de bunun sonuçlarına katlandığı ise ortadadır. Çevremizde ağza yerleşmiş olan cümleler tanıdık gelecektir. Erkeklik ölçüsü ve kadına benzerliği yönündeki deyişlerin asla alttan alınamayacağı toksik maskülinitede, aynı zamanda toplumdaki cinsiyet anlayışları da oldukça negatif etkilenmiştir. Her ne kadar toplumumuzun bir kesimi bunu farkında olsa da orada bile birçok eksiklik fark edilebilmektedir. Bir mizah anlayışı olarak feminen davranışların kadınlar üzerinde dahi eleştirilebilir boyutta olması bunun aslında üstün erkeklik anlayışına hizmet ettiğini ortaya koymaktadır.

Kız çocuklarının ataerkil toplumlarda buna verdiği olumlu tepkiler olabildiği gibi dikkat çeken iki öğrenilmiş çaresizliği de vardır. Erkek egemenliğini ezberlediği küçük yaşlardan sonra zamanla bunu kabullenecek ve kendisini artık inandığı hiyerarşiye oturtacak ya da feminen davranışları reddederek erkekler arasında kendisine bir yer arayacaktır.  İkisinin ortak yönü maskülinitenin üstünlüğünün kabul edilmesidir. Birinde hiyerarşinin altında olmak onlar için normalleşirken diğerinde ise maskülen davranarak eşit bir hale gelmek isteme arzusu vardır. Sosyal medyada oldukça tepki alan bu iki halde de eleştirinin sahibi kadınlardır. Feminist davranmaktan uzak olan kadınları yeni bir hedef tahtasına oturtup karalamanın mantığı olmadığından, sorunun kökenine inerek eşitlik adına toplumu değiştirmek çok daha yerinde olacaktır.

Erkeklerin belirli kalıpta hareket etmesi gerektiğini savunan bu anlayış aynı zamanda kontrolcü kişiliği, homofobiyi ve saldırganlığı tetikleyen en büyük güçtür.

Kadın cinayetlerinde ve tecavüzlerinde birçok vakada gördüğümüz açıklamalar aslında bireylere yerleşmiş bu anlayışın ürünüdür. Kendisini üstün konumlandırdığı düzende bu erkeklerin bahaneleri ve sebepleri de bunu kanıtlar. Bedeni konusunda özgürlüğü hiç kısıtlanmamış olan, toplumda çocukken rıza kavramına uzak yetiştirilen, etrafındaki kadınların yaşam tarzı hakkında kendi izinlerinin gerekliliğine açıkça şahit olan bu erkekler empatiden yoksun büyüyebildiği gibi başkaları üzerindeki kontrollerini de kabullendirmek üzerine bir manipülasyon yeteneğine sahip hale gelebilmektedir.

Her zaman duyduğumuz “kendi kız kardeşini, anneni düşün” diyerek erkeklerin kabullendiği empati yöntemi bile oldukça yanlış bir noktaya parmak basmaktadır. Saygı gösterebilmenin cinsiyet ayrımı veya yakınlık bağından ziyade karşıdakinin kendisi gibi bir insan olduğu için olduğunu kabullendirmek çok daha doğru olacaktır.

Kadınların hatalarında toplum tarafından affedilmeleri çok daha zorken erkeklerin empatiye daha hızlı kavuşması da aynı anlayıştan doğar. Kadınların erkeklerden daha olgun olduğu düşüncesi de kadının hata payının olmadığını ve çocuk gibi olan erkeklerin sorumluluğunu almasını güzel bir dilmiş gibi anlatırken aynı zamanda da kadınların yönetilmeye ise açık olması gerektiğini söyleyerek de ironiyi ortaya sermektedir.

Erkeklerin savunmasız ve hassas görünmekten aktif olarak kaçınmaları, kişisel travmaları görmezden gelmeleri veya kadınlara karşı önyargılı davranışlar sergilemeleri, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, cinsel saldırı ve silahlı şiddet gibi daha büyük toplumsal sorunlara katkıda bulunur.

Toksik maskülinitiyi kolayca görebildiğimiz durumlara bakarsak eğer erkeklerde gözlemleyebileceğimiz etkileri şunlardır: Bastırılmış duygular, erkek olma ayrıcalığının ortadan kalktığı durumlarda şiddet eğilimi, yardım isteme konusundaki cesaretsizlik, kadına şiddet ve bunu normalleştiren tepkiler, homofobi ve ataerkil düşünce yapısı örnek verilebilir.

Kadın erkek ilişkilerinde bu anlayıştan kaynaklı görünen bir durumdan bahsedecek olursak Mansplaining’i örnek verebiliriz. Türkçede henüz tam bir karşılığı olmadığı için eril açıklama diyeceğimiz bu durum küresel bir erkek problemi olarak görülmemesi gerektiğiyle birlikte kadınların gündelik hayatında oldukça sık yaşadığı bir konuyu işaret etmektedir.

Erkeklerin, kadınlara bir şeyleri açıklama ihtiyacı hissederek -kadın bir açıklama istemese bile- ve genelde erkeğin hiç de alakasının olmadığı ama kadının direkt olarak uzmanlık alanına dahil konularda açıklamalar yapmaları örnek verilebilir. Ya da konu bir kadının bir tecrübesiyle ilgiliyken, erkeğin kadının kendi tecrübesinin kadına açıklaması gibi…

Bir alandaki uzmanlığıyla tanınan kadınlar bile Mansplaining’e, eril açıklamaya uğrayabiliyor. Yeni konuşulmaya başlayan ancak artık çok sık duyduğumuz bu kavramın bile karşı cinsi bastırmaya yönelik olduğu ortadadır. Bilinçli olabildiği gibi çoğu zaman kasıtlı bile olmayan bu durum da toksik maskülinitenin sonuçlarından biridir.

Sonuç

Toksik maskülinite anlayışına göre hareket etmekte olan erkeklerde görebileceğimiz en net yaklaşım ‘erkekliklerine’ karşı gördükleri tehdite karşılık öfke ve saldırganlıkla hareket edebilmeleridir. Oldukça kırılgan olan maskülen egolarına karşılık, toplumdaki cinsiyet eşitliğinin nihayet sağlandığı bir ütopyada yaşamanın, kendisini ve etrafını baskılamaktan çok daha tatmin edici olacağı ortadadır. Erkek çocuklarına aynı zamanda taşımalarının çok zor olduğu sorumlulukları yüklemeden, kız çocuklarına da bedenleri ve hayat tarzlarının kontrolünün yalnızca kendilerine ait olduğunu anlatmamız gerekmektedir. Toplumda toksik maskülinitenin kendisini kabullendirdiği iki cinsiyetin de farkındalığı oluştuğunda ise, bu kritik sorunun bir çözümü olacaktır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 8 Eylül 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

https://www.verywellmind.com/what-is-toxic-masculinity-5075107

https://www.bustle.com/articles/143644-6-harmful-effects-of-toxic-masculinity

https://www.theguardian.com/world/2018/mar/12/masculinity-gender-men-sexual-assault-rape

https://listelist.com/mansplaining-nedir/

This div height required for enabling the sticky sidebar