Hit enter after type your search item

SİYASİ PARTİLERİN KAPATILMASI

/

Yazar: Sabri Karagündüz

Giriş

Siyasi partiler, şüphesiz ki demokrasilerde halkın yönetime katılabilmesi için hayati rol oynamaktadır. Siyasette etkin olmak isteyen her vatandaş, istediği bir siyasi partiye üye olabilir ya da merkez organlarında görev alabilir. Siyasi partiler olmasaydı vatandaşların siyasete etkin katılımları, siyasette rol almak isteyenlerin geniş kitlelere ulaşmaları ve fikir dayanışması oluşturmaları tabii ki çok daha zor olacaktı.

Geniş kitlelere ulaşabilen siyasi partiler, vatandaşları siyaset konusunda aydınlatabilir, onları yönetime katılmaya ve demokrasiye uygun olarak kendi yönetimlerinde söz sahibi olmalarına teşvik edebilirler. Bununla birlikte geniş kitlelere ulaşabilen bu siyasi partiler, vatandaşları demokrasiyle çatışan, devletin bütünlüğünü zedeleyen, Cumhuriyetin temel ilkelerine ters düşen ve suç teşkil eden bazı fikir veya eylemlere teşvik etmek için bir araç olarak da kullanılabilirler.

Öngörülen bu tehlike sebebiyle dünyada birçok devlette olduğu gibi ülkemizde de siyasi partilerin kapatılabileceği bazı durumlar düzenlenmiştir. Nitekim öngörülen bu tehlikeler daha Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren gerçeğe dönüşmüş ve birçok siyasi parti kapatılmıştır. Yazımızda siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili anayasamızdaki ve kanunlarımızdaki düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuya yaklaşımını verilen kararlar doğrultusunda inceleyeceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Anayasamız siyasi partilerin sebep olabileceği, demokrasiye, cumhuriyete ve insanlığa karşı tehlike oluşturabilecek durumları engellemek amacıyla siyasi partilerin uyması gereken bazı esaslar belirlemiştir. Anayasanın 68 ve 69. maddelerinde düzenlenen bu esaslardan bazılarına uyulmaması siyasi partinin kapatılmasına sebep olabilir.

Anayasanın 68. maddesinin 4. fıkrası siyasi partilerin eylemleri hakkında net sınırlar çizer. Bu hükümde Cumhuriyetimizin benimsediği ve Anayasal güvence altına alınmış olan eşitlik, laiklik ve hukuk devleti ilkeleri, bağımsızlık, demokrasi geleneği ve vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükleri siyasi partilerin faaliyetleri karşısında da koruma altına alınmıştır.

Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”[1]

Anayasanın 69. maddesinin 5. fıkrasında, yukarıdaki fıkraya aykırı tüzüğe ve programa sahip olan siyasi partilerin kapatılacağı belirtilmiştir.

Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.”[2]

69. maddenin 6. fıkrasında ise siyasi partilerin m.68/4’te bahsedilen eylemlerin odak noktası haline gelmesi durumunda kapatılacağı belirtilmiştir. Yani Anayasamıza göre siyasi partiye mensup bazı kişilerin bu eylemlerde bulunması, siyasi partinin kapatılması için yeterli sebep oluşturmayıp partinin kapatılması için bu tür eylemlerin siyasi partide merkez organlar, meclis grubu veya üyeler tarafından yoğun bir şekilde ve kararlılık içerisinde sürekli olarak işlenmesi gerekmektedir. Buna göre siyasi partinin üyeleri tarafından anayasaya aykırı fiiller, kararlılık ve süreklilik içerisinde işlenmiyorsa, bütünüyle siyasi parti üyelerine ve siyasi partiye ithaf olunamayacaktır. Dolayısıyla siyasi partinin kapatılması için yeterli bir sebep de oluşturmayacaktır. Bütün yönleriyle Anayasanın bu hükmü tam olarak yerinde ve haklı bir hükümdür.

Anayasada öngörülen bir diğer kapatma sebebi de siyasi partilerin; yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerden yardım almalarıdır. Bu kişi, kurum veya örgütlerden yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır.

Anayasamız, olması gerektiği gibi, siyasi partilerin kapatılma sebeplerini sınırlı olarak saymış ve olası keyfi yargılamaların önüne geçmiştir.

Bir siyasi partinin kapatılmasına fiilleri ve beyanlarıyla sebep olan kişilere, Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazetede yayınlanmasından itibaren 5 yıl siyaset yasağı verilir. Bu kişiler 5 yıl süreyle başka bir partinin kurucusu, yöneticisi, üyesi ve denetçisi olamazlar. Ayrıca kapatılan bir siyasi parti aynı ya da farklı bir isimle tekrar kurulamaz.

Siyasi Partiler Kanunu

Siyasi Partiler Kanunu, beşinci kısımda Siyasi Partilerin Kapatılması başlığı altında siyasi partilerin kapatılması sebep ve usullerini düzenlemiştir. İlk olarak 98. maddede görevli mahkeme ve savcılık belirtilmiştir. Buna göre siyasi partilerin kapatılması davaları, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının şikâyetiyle Anayasa Mahkemesinde açılır. Mahkemenin kapatılma kararı verebilmesi için beşte üç çoğunluk şarttır. Ve Anayasa Mahkemesinin verdiği karar kesindir, bu karara karşı gidilecek bir kanun yolu yoktur.

Cumhuriyet Başsavcısı, siyasi parti kapatıla davasını re’sen, Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle ve bir siyasi partinin istemiyle açabilir. Başsavcıdan bu istemde bulunan siyasi partinin son genel seçimlere katılmış olması, TBMM’de grubunun bulunması ve istemin parti genel başkanı tarafından yapılmış olması gerekir.

Siyasi Partiler Kanunu, 101. maddesinde Anayasa’da belirtilen kapatılma sebeplerini aynen hükme bağlamıştır. Ayrıca 103. maddede partinin yasak eylemlere odak olması halinden bahsedilmiş, aynen Anayasa’daki gibi tanım yapılarak, bu hususların meydana gelip gelmediğini Anayasa Mahkemesi’nin belirleyeceği ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesi, kuruluşundan itibaren önüne gelen davalarda onlarca siyasi partiyi çeşitli gerekçelerle kapatmıştır. Bazı davalarda da partilerin yasaklı eylemlerin odağı haline gelmediği gerekçesiyle ret kararı vermiştir. Örneğin; Fazilet Partisi, laiklik ilkesine aykırı davranışların odağı haline geldiği için, Türkiye Birleşik Komünist Partisi, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne aykırı fiilleri dolayısıyla kapatılmış; Adalet ve Kalkınma Partisi, dava konusu laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline gelmediği gerekçesiyle kapatılmamıştır.

Yukarıda verilen örneklerde olduğu gibi, Cumhuriyet tarihimizde farklı gerekçelerle kapatılan ve kapatılma davası reddedilen onlarca siyasi parti vardır. Fakat bunların hiçbirinin uzun uzun incelemeye ve tartışılmaya değer hiçbir yanı kalmamıştır. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin 2010 yılında verdiği bir iptal kararıyla[3], Siyasi Partiler Kanununun 108. maddesinin ilga edilmesi herhangi bir siyasi partinin kapatılmasını, teoride hala mümkün gözükse de, pratikte imkânsız hale getirmiştir.

Bir siyasi partinin kapatılması için dava açıldıktan sonra partinin yetkili organı tarafından verilen kapanma kararı, Anayasa Mahkemesinde açılmış bulunan kapatma davasının yürütülmesine ve kapatma kararı verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara engel değildir.[4]

Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen, Siyasi Partiler Kanunu’nun 108. maddesi, bir siyasi parti hakkında kapatılması davası sürerken siyasi partinin yetkili organı tarafından feshedilmesi durumunda, yargılamanın devam edip hükme bağlanması noktasında engel olmadığını hükme bağlıyordu. Bu hükme göre, bir siyasi parti hakkında kapatılma davası sürerken parti yetkili organ tarafından kapansa bile, Anayasa Mahkemesi yargılamaya devam edip siyasi partinin kapatılması hükmünü verebiliyordu. Bu madde iptal edildikten sonra, yargılama sürerken yetkili organ tarafından kapatılan parti hakkındaki dava düşüyor ve mahkeme tarafından kapatılma ya da başka bir karar verilemiyor. “Peki, bunda ne problem var?” sorusu akıllara gelebilir, bu değişikliğin sonuçlarına ve nasıl bir soruna yol açtığına değinelim.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kapatma kararının tek hukuki sonucunun kapanma olmadığı, Anayasada sözü edilen başka yaptırımlar da olduğunu yazımızın önceki bölümlerinde görmüştük. Kapatılmasına karar verilen bir siyasi parti aynı ya da farklı isimle tekrar kurulamıyor, yasak eylemlerde bulunan üyelere ise 5 yıl süreyle siyaset yasağı getiriliyordu. Fakat güncel durumda hakkında kapatılma davası açılan bir siyasi parti, yargılama sürerken yetkili organ tarafından feshedilirse Anayasa Mahkemesi’ndeki dava düşecek ve hüküm verilemeyecek. Böylece yasak eylemlerde bulunan parti üyelerine siyaset yasağı getirilmeyecek ve feshedilen siyasi parti dava düştükten sonra, aynı ya da farklı isimle tekrar kurulabilecek. Madde iptal edildikten sonra, siyasi partilere, yukarıda bahsettiğimiz yol izlenerek kanunun, hatta Anayasanın çevresinden dolaşma imkânı doğdu ve bir kanun boşluğu meydana geldi.

Anayasa Mahkemesi bu iptal kararının gerekçesi olarak Anayasanın 67. maddesindeki seçme ve seçilme hakkını ve 68. maddedeki siyasi partiye üye olma özgürlüğünü, siyasi partiye üye olmanın ve üyelikten çıkmanın demokrasi ilkelerine göre bir temel özgürlük olduğu, Anayasada ve kanunda yapılan değişikliklerle partilerin kapatılmasının zorlaştırılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 5 yıllık siyaset yasağı yaptırımını Ek 1 Nolu Protokole aykırı bulması gösterilmiştir.

Kararın gerekçesi olarak gösterilen bu hususlara karşı yapacağımız açıklamalar şunlardır:

  • Anayasanın 67. maddesinde vatandaşlara tanınan seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı, temel hak ve özgürlüklerden biridir. Fakat bu temel hak Anayasada sınırlandırılmıştır ve sınırlamanın meşruluğuna ya da hukukiliğine dair tartışmalar yapılması mümkün değildir. Aynı zamanda bu sınırlama; adil olmadığı, güncel olmadığı ya da herhangi bir sebeple göz ardı edilemez.
  • Siyasi partilerin bulunmadığı bir demokratik yapı düşünülemez. Kural olarak da her vatandaş dilediği siyasi partiye üye olabilir ve üyelikten çıkabilir. Fakat her kurum gibi siyasi partilerin de doğru işleyebilmesi için bir denetim mekanizması ve kurallar gerekir. Kapatılma sebepleri de bu denetim mekanizmasının ve kuralların birer parçalarıdır.
  • Anayasada ve kanunlarda yapılan değişikliklerle birlikte, yerinde bir değişiklikle, siyasi parti kapatma sebepleri azaltılmıştır. Siyasette istikrarı ve halkın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunabilme hakkını pekiştiren bu değişiklikler, siyasi çekişmelerden kaynaklanan sebeplerle ve keyfi olarak partilerin kapatılmasının önüne geçmiştir. Fakat yapılan bu değişikliklere dayanılarak, siyasi partiler tarafından yasaklı davranışlarda bulunulmasına fazladan tolerans gösterilmesi ve Anayasada öngörülen yaptırımların uygulanmasından kaçınmak, kanun koyucunun iradesine ve Anayasa maddesinin özüne aykırı olacağından kabul edilemez.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye Cumhuriyeti, aynı zamanda Ek 1 Nolu Protokole de uymayı taahhüt etmiştir. Devletin yargı organları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu taahhüdün yerine getirilmesi için gerekli denetimleri yapmakla yükümlüdür. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda endişeleri bulunması ve sözleşmeye uyulması için çabada bulunması kabul edilebilir bir davranış olsa da uluslararası sözleşme hükümleri Anayasa hükümlerinden daha üstün değildir. Herkesçe bilinen normlar hiyerarşisinin en tepesinde Anayasa bulunmaktadır, sonrasında temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmeler, kanunlar, cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yönetmelikler gelmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin AİHS hükümlerine uyulmasını gözeterek bir Anayasa hükmünün uygulanmasını imkânsız hale getirmesi, mahkemenin kuruluş amacı ve temel görevi olan, Anayasanın uygulanmasının güvence altına alınmasını hiçe sayması demektir ve kesinlikle kabul edilemez.

Sonuç

Türkiye Cumhuriyeti tabiyeti içinde bulunan her kişi ve kurum, Anayasanın tanıdığı hak ve özgürlüklere sahip çıkması gerektiği gibi, aynı zamanda Anayasanın bu hak ve özgürlüklere getirdiği sınırlamalara uymak zorundadır. Mevzuattaki boşluklardan faydalanarak, kanunun çevresinden dolaşarak gerçekleştirilen eylemler de kanun koyucunun iradesine ve hükümlerin özüne aykırı olduğundan, Anayasaya aykırı eylemler olarak kabul edilmelidir.

Anayasanın, yegâne koruyucusu olarak belirlediği Anayasa Mahkemesi ise öncelikle Anayasanın özünü ve kanun koyucunun iradesini korumalıdır. Bu görevini yerine getirmeyen ve Anayasada öngörülen sınırlamalara uyulmamasını sağlayacak bir kanun boşluğu oluşmasına sebep olan Anayasa Mahkemesi’nin temel işlevini kaybettiği, ülkemizde benimsenen Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti anlayışlarının ise derin yaralar aldığını üzülerek kabul etmemiz gerekir.

Siyasi partilerin kapatılması hakkında tartışmalar ülkemizde sürekli gündeme geliyor. Demokrasinin temel ayaklarından biri olan siyasi partiler hakkında bu kadar tartışılması da tabii ki normaldir ve her birinden belli esaslara uymaları beklenir. Nitekim Anayasamız da belli esaslara uymayan partiler için bazı yaptırımlar öngörmüştür. Fakat bu esasların ve yaptırımların kapsamlarını ve muhtevalarını tartışmak, yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararıyla işlevsiz ve gereksiz hale gelmiştir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 28 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

Yavuz, Ersin. “1982 SONRASI ANAYASA MAHKEMESİNİN VERDİĞİ SİYASİ PARTİ KAPATMA KARARLARININ DEMOKRATİKLEŞME BAĞLAMINDA İNCELENMESİ”

Yiğit, Uğur. “SİYASİ PARTİLERİN TEMELLİ KAPATILMASI İLE KAPATILMASI ARASINDAKİ FARKLAR VE KAPATILAN PARTİLERİN YENİDEN AÇILMASI”

Anayasa Mahkemesi, Kararlar Bilgi Bankası

DİPNOTLAR

[1] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.68/4

[2] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.69/5

[3] Anayasa Mahkemesi E.2010/17 K.2010/112 T.8.12.2010

[4] 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 108. maddesi

This div height required for enabling the sticky sidebar