Hit enter after type your search item

SALDIRGANLIK: KALITSAL MI YOKSA ÖĞRENİLMİŞ Mİ?

/

Yazar: Melisa CENAL

1. Giriş

İnsan saldırganlığı, fiziksel veya sözlü fark etmeksizin kasıtlı olarak bir başkasına zarar vermeyi amaçlayan davranışlardır. Saldırganlık ve diğer kişilik özelliklerinin doğuştan gelen bir dürtü olduğunu düşünenler olmasına rağmen çevremizden öğrendiğimiz bir şey olduğunu göstermek için yapılmış birçok çalışma da mevcuttur. Saldırganlığa neyin, neden olduğu ve saldırgan davranışın nereden geldiğine dair birçok farklı teori vardır. Bu teorileri biyolojik faktörler ve çevresel faktörler olarak iki ana başlığa ayırıp inceleyebiliriz. Biyolojik sebepler genler ve hormonal faktörleri kapsar. Testosteron ve kortizol gibi belirli hormonların saldırgan davranışla ilgili olması gibi, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerdeki dengesizlikler de saldırganlıkla bağlantılı olabilir. Bu dengesizlikler, genetik dâhil olmak üzere çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. Serotoninin ve testosteronun frontal lob ile beyin kimyası arasındaki kimyasal ilişkilerin saldırgan davranışı belirlemede önemli bir rol oynayabileceğini gösteren birçok çalışma yapılırken, diğer çalışmalar insan saldırganlığındaki kalıpları kontrol ettiği söylenen çevresel ve toplumsal faktörleri araştırmıştır (Jhangiani & Tarry, 2014). Bu teorilerinin her biri, saldırganlığın nereden kaynaklandığını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

2. Doğaya Karşı Yetiştirme Tartışması

Doğaya karşı yetiştirme tartışması psikoloji tarihinin en eski ve en karmaşık tartışmalarından biridir.

Doğa teorisi, saldırganlık gibi davranışların fizyolojik, hormonal, nörokimyasallar ve genetik yapı gibi doğuştan gelen eğilimlerden kaynaklandığını belirtir. Bu görüşü savunanlar bir bütün olarak insan türünün tüm özelliklerinin evrimin ürünü olduğunu ve bireysel farklılıkların kişinin genetik kodundan kaynaklandığını kabul ederler (Cherry, 2020).

Saldırganlık gibi bir konunun öğrenilmiş mi yoksa kalıtsal mı olduğuna karar vermek çok karmaşıktır. İnsanların neden belirli şekillerde davrandığı sorusu yüzyıllardır filozofların, sosyologların ve psikologların zihinlerini meşgul etmiştir.

Platon ve Descartes gibi bazı filozoflar, davranışların ve özelliklerin tümünün veya çoğunun kalıtımın sonucu olduğu görüşündedirler. Belirli şeylerin doğuştan geldiğini veya çevresel etkilerden bağımsız olduğunu öne sürmüşlerdir. Buna karşın, diğer tanınmış düşünürlerden birisi olan John Locke, zihnin boş bir sayfa olarak başladığını öne süren Tabula Rasa, diğer adıyla Boş Levha olarak bilinen önermeyi öne sürmüştür. Bebeklerin önceden var olan herhangi bir bilgi, alışkanlık veya beceri olmadan doğduklarına ve her şeyi deneyimleyerek öğrenmeleri gerektiğine inanıyordu. Bu anlayışa göre, olduğumuz her şey ve tüm bilgimiz deneyimlerimiz tarafından belirleniyordu (Cherry, 2020).

Filozof Thomas Hobbes, insanların doğal olarak kötü olduğunu ve toplumun saldırgan eğilimleri engelleyemeyeceğini, yalnızca sınırlayabileceğini savunmuştur. Öte yandan, filozof Jean-Jacques Rousseau daha olumluydu. İnsanların, yalnızca toplumumuz tarafından öyle olmamız öğretildiği için saldırgan olan doğal olarak nazik yaratıklar olduğuna inanıyordu (Aronson, Wilson, & Akert, 2012).

Saldırgan davranışın kalıtsal olduğunu desteklemek için, bilim adamları tarafından saldırganlığın doğuştan geldiğine dair kanıt sağlayan birkaç hayvan deneyi yapılmıştır. 1995 yılında, Hopkins Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, erkek farelerde aşırı şiddet içeren ve aşırı saldırgan cinsel davranışlardan sorumlu olan bir gen keşfettiler. Araştırmacılar, bir geni çıkardıklarında farelerin daha saldırgan hale geldiğini gözlemlediler. Nelson ve ekibi, kaldırılan genin farelerin saldırganlık düzeylerinin azalmasına yardımcı olduğuna ve bir kez kaldırıldığında davranışı kontrol etmenin zor olduğuna inanıyordu. Bu durum, genlerin saldırganlık düzeyinde önemli bir rolü olduğunu göstermiştir. Bu özelliği kanıtlamak için hayvanlar ve özellikle fareler üzerinde çok sayıda başka deney yapılmıştır. Hepsi testosteron ve saldırganlık arasında doğrudan bir ilişki göstermişlerdir (Young & Nelson, 1998). Fakat şu da unutulmamalıdır ki; bilim adamları, hayvanlarda yaptıkları gibi insanlarda deneysel işlemleri yapamayacakları için ve insanlardaki davranış kalıpları hayvanlardan çok farklı olduğu için hayvanlardan yola çıkarak insan davranışları üzerinde tahminde bulunmak zordur.

Erkeklerde testosteron, cinsel özellikleri ve gelişimini etkiler. İnsanlar üzerinde hormonların davranış üzerindeki etkilerine odaklanan başka çalışmalar da yapılmıştır. Erkeklerde artan testosteron seviyeleri, agresif ve antisosyal davranışlarla ilişkilidir. Daha yüksek testosteron seviyelerine sahip ergen erkeklerin, kışkırtıldıklarında saldırgan davranma olasılıklarının daha yüksek olduğunu kanıtlanmıştır. Erkeklerde testosteron seviyesi ile saldırganlıktan ziyade baskınlık arasında yüksek bir korelasyon vardır (Menelaos, 2012). Kadınlarda ise yüksek testosteron seviyeleri ve saldırganlık arasında güçlü bir korelasyon vardır (Aronson, Wilson, & Akert, 2012).

Saldırganlık ve şiddet genellikle erkek sorunu olarak kabul edilir. Bu varsayımda bir gerçeklik payı bulunmakta zira küresel olarak erkekler kadınlardan daha şiddetlidir. Fakat ortada spesifik olarak kışkırtıcı bir durum varsa kadınlar da erkekler kadar agresif olabilirler. Çeşitli kültürlerden çocuklarla birlikte yapılan bir araştırmada erkek çocuklarının kız çocuklarına oranla oyu dışı itiş kakışın ve birbirlerine vurmanın daha sık yaşandığını saptamışlardır (Aronson, Wilson, & Akert, 2012, s. 686).

Kız çocuklarının ise yanlış söylentiler yaymak, başkalarını bir sosyal gruptan dışlamak, doğrudan bir suçlama olmaksızın imalarlarda bulunmak gibi daha üstü kapalı saldırganlık biçimlerini tercih ettikleri görülmüştür. Araştırmacılara göre bu farklılık yetişkinlikte de devam eder; erkeklere kıyasla, yetişkin kadınlar yaşamın çeşitli alanlarında daha dolaylı saldırganlık biçimleri kullanırlar. Kadınlar fiziksel saldırganlığa erkeklere oranla çok daha az başvururlar (Beames, Blake, Denson, & O’Dean, 2018).

Genel olarak erkekler yabancılara karşı fiziksel saldırganlığa girişmek için çok fazla kışkırtıcı davranışa ihtiyaç duymazlar oysa kadınlar özellikle rakip fiziksel olarak tehdit edici bir yabancı olduğunda, tehlikeye karşı çok daha temkinli ve hassastır (Padgett & Tremblay, 2020).

Bunun yanı sıra erkeklerin belirsiz durumları kadınlara göre daha kışkırtıcı olarak algılama eğiliminde oldukları için saldırgan davranma oranları da artıyor. Örneğin, erkekler trafikte bir arabanın onların önüne geçmesini daha kişisel ve kendilerine yapılmış bir hareket olarak algılayıp, arabadan inip saldırgan tepkiler göstermeye kadınlardan daha meyillilerdir (Aronson, Wilson, & Akert, 2012, s. 687).

Evrimsel psikologlar saldırganlığın doğuştan geldiğini ve temel insan yapımızın bir parçası olduğu inancına sahipler. Yiyecek ve arzu edilen eşler gibi değerli kaynaklara erişmemiz veya başkalarının saldırılarından kendimizi korumamız için başkalarına saldırabiliriz. Ayrıca sosyal statümüzün tehdit edildiğini hissettiğimizde de saldırabiliriz. Bu nedenle, eğer saldırganlık hayatta kalmamıza ya da genlerimizin aktarılmasına yardımcı oluyorsa, hayvanların olduğu gibi insanların da saldırgan olmasına neden olabilir. İnsanların belirli durumlarda saldırabilmeleri gerekir ve doğa bize bu becerileri sağlamıştır. Evrimsel psikologlar uygun koşullar altında hemen hemen hepimizin saldıracağı inanışındadırlar (Buss & Duntley, 2006).

Ancak saldırabiliyor olmamız her zaman saldıracağımız anlamına gelmez. Her şeyden önce diğer kişi geri saldırırsa, saldırganlık maliyetli olabilir. Bu nedenle ne insanlar ne de hayvanlar her zaman saldırgan değildir. Aksine, saldırganlığı yalnızca kesinlikle ihtiyaç duyduklarında kullanırlar. Bu da bizi saldırganlığın bir seçim olabileceği teorisine götürüyor. Hayvanlarda, tehdide karşı savaş ya da kaç tepkisi onları bazen saldırmaya ve bazen de durumdan kaçmaya yönlendirir. İnsanların tehdide karşı verebileceği çok geniş potansiyel tepkileri vardır ve bunlardan sadece biri saldırganlıktır. Yine sosyal durum kritiktir. Rahatsız olduğumuz veya korktuğumuz durumlarda ya da başka biri bizi kışkırttığında şiddetli tepki verebileceğimiz gibi bazı durumlarda da daha sakin tepki verebiliriz. Bunların yanı sıra kültürel farklılıklar da unutulmamalıdır. Öyle ki şiddet bazı kültürlerde diğerlerinden daha yaygındır (Jhangiani & Tarry, 2014)

Yetiştirme teorisi ise insan davranışının doğuştan olmadığını aksine öğrenildiğini öne sürer. Albert Bandura, “Sosyal Öğrenme Teori”sini geliştiren bir psikologdu ve çoğu insan davranışının gözlem yoluyla öğrenildiğine inanıyordu. Başkalarını gözlemleyerek yeni davranışların nasıl gerçekleştirildiği hakkında bir fikir oluşturuyoruz ve daha sonraki durumlarda bu kodlanmış bilgilerimiz, eylem için bir rehber görevi görüyor. Sosyal Öğrenme Teorisi, bireylerin davranışsal eğilimlerinin genetik olmadığını akranları ve ebeveynleri gibi çevrelerindeki modelleri gözlemleyerek ve onların davranışlarını taklit ederek öğrendiklerini öne sürer. Başka bir deyişle bireyler davranışları dolaylı olarak öğrenirler. Bandura ve ekibi, teorisini desteklemek için 3 ila 6 yaşlarındaki küçük çocuklara, şişirilebilir bir hacıyatmaz bebeğine karşı agresif eylemlerde bulunan bir yetişkinin videosunu göstererek, çocukların bu davranışı taklit edip etmeyeceklerini görmek istedi. Bu videoda yetişkin birey, şişme bebeği fırlatıyor, tekmeliyor ve bebeğe vuruyordu. Kontrol grubuna sadece video gösterilirken, ilk gruba videonun yanı sıra yetişkinin saldırgan davranışları için ödüllendirildiği, ikinci gruba ise yetişkinin eylemlerinden dolayı azarlanarak cezalandırıldığı gösterildi. Çocuklar daha sonra aynı şişme bebekle oyun odasına alındı. Sonuçlar, kontrol grubunun ve birinci grubun bebeğe karşı eşit düzeyde saldırganlık gösterdiğini, ikinci grubun ise daha az saldırganlık gösterdiğini ortaya çıkardı. Çocuklar, özellikle yetişkin ödüllendirildiğinde, doğrudan taklit edici davranış sergilediler (Aronson, Wilson, & Akert, 2012). Genetik ve biyolojik faktörlerin rolü göz ardı edilmez ancak bu teori saldırganlığın öğrenilebileceğini ve biyolojik yatkınlıklarla birleştiğinde, bireyi saldırgan davranış sergileme riskine daha fazla maruz bıraktığını öne sürüyor.

Televizyonda ve video oyunlarında şiddete maruz kalmanın, tıpkı gerçek şiddetle dolu bir ortamda büyümenin şiddet içeren davranış riskini artırması gibi, izleyici açısından şiddet içeren davranış riskini artırdığına dair uzun yıllar boyunca araştırma kanıtları birikmiştir. (Huesmann & Taylor, 2006)

Uzun vadeli sonuçların yanı sıra, araştırmacılar medya şiddetine maruz kalmanın kısa vadeli etkilerinin, belirli davranışların hazırlanması, uyarması ve anında taklit edilmesi gibi süreçlerden kaynaklandığını iddia ediyor. Gözlenen bir dış uyaran, bir bilişi, duyguyu veya davranışı temsil eden bir beyin düğümünü harekete geçiriyor. Birey belirli bir zamanda şiddet içeren bir eyleme maruz kaldığında, uyarı diğer düğümlere yayılıyor ve onları harekete geçiriyor. Beynin sinir ağındaki yayılma aktivasyonu ile ilgili bu sürece hazırlama denir. Medya şiddetine maruz kalmak, saldırganlıkla bağlantılı her türlü düğümü hazırlar ve kısa vadede saldırganlık olasılığını artırır (Şengönül, 2017, s. 377).

3. Sonuç

Testosteron ve saldırganlık arasındaki ilişki on yıllardır araştırmacıların ilgisini çekmiştir. İnsan olmayan hayvanlarda pozitif bir ilişki iyi kurulmuştur, ancak insanlarda bir fikir birliği yoktur. Testosteronun saldırganlığın cinsiyet farklılıklarındaki düzenleyici rolü üzerine önemli araştırmalar yapılmıştır ancak net bir model ortaya çıkmamıştır. Spesifik genler ve nörotransmitterler üzerine yapılan araştırmalar saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir ancak yine bu araştırma sınırlıdır (Aronson, Wilson, & Akert, 2012). Hala aşırı veya uygunsuz saldırganlığa neyin neden olduğunu kesin olarak tam olarak bilmiyoruz, bunu kesin olarak saptamak istiyorsak kontrollü deneylere ihtiyacımız var. Genetik özellikler ve çevre aslında birbirleriyle rekabet etmez, çoğu zaman birbirleriyle etkileşime girer ve birlikte çalışırlar. Bir kişinin biyolojik doğası, bir kişinin çevre deneyimini etkileyebilir. Hormonlar ve nörotransmitterler, genetik, aile hayatı ve geçmiş deneyimler gibi etkenler agresif davranışları etkiler ve teşvik eder. Peki bütün bu bilgiler ışığında, saldırganlığı önlememiz mümkün olabilir mi? Saldırganlığı yok etmemiz mümkün değildir fakat aslında asıl önemli olan şey de bu değildir zaten. Günlük hayatımızda sinirlenmemiz, birilerine veya bir şeye öfkeli hissetmemiz, bazı durumlar karışında engellenmiş hissetmemiz çok normaldir. Asıl sorun yaratan şey bunları hissediyor olmak değil, öfkeyi şiddet şeklinde dışa vurmaktır.

Şiddeti azaltmanın yollarından biri şiddetsiz iletişim ortamını yaratmaktır. İnsanlara öfke ve eleştiriyi yapıcı bir şekilde ifade etmeleri, anlaşmazlıklar meydana geldiğinde bunlarla nasıl başa çıkılabileceği ile ilgili teknikler aracılığıyla başkalarının gereksinim ve isteklerine daha duyarlı olmanın yolları öğretilebilir (Aronson, Wilson, & Akert, 2012).

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 17 Şubat 2022’de caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

Aronson, E., Wilson, T. D., & Akert, R. M. (2012). Sosyal Psikoloji. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Beames, J. R., Blake, K. R., Denson, T. F., & O’Dean, S. M. (2018). Aggression in Women: Behavior, Brain and Hormones. Frontiers in Behavioral Neuroscience, 12. doi:10.3389/fnbeh.2018.00081

Buss, D. M., & Duntley, J. D. (2006). The Evolution of Agression. Evolution and Social Psychology. içinde https://www.researchgate.net/publication/232584104_The_Evolution_of_Aggression adresinden alındı

Huesmann, R. L., & Taylor, L. D. (2006). The Role of Media Violence in Violent Behavior. Annual Review of Public Health, 27, 393-415. doi:10.1146/annurev.publhealth.26.021304.144640

Jhangiani , R., & Tarry, H. (2014). Principles of Social Psychology – 1st International Edition. içinde BCcampus. https://opentextbc.ca/socialpsychology/ adresinden alındı

Padgett, J. K., & Tremblay, P. F. (2020). Gender Differences in Aggression. The Wiley Encyclopedia of Personality and Individual Differences (Cilt 3, s. 173-177). içinde doi:10.1002/9781118970843.ch206

Şengönül, T. (2017). Negative Effects of Media on Children and Youth’ Socialization Process: A Study on Violent and Agressive Behaviors. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 46(2), 368-398. doi:10.14812/cuefd.346149

Young, K. A., & Nelson, R. J. (1998). Behavior in Mice with Targeted Disruption of Single Genes. Neuroscience and Biobehavioral Reviews, 22(3), 453-462. doi:10.1016/S0149-7634(97)00053-5

This div height required for enabling the sticky sidebar