Hit enter after type your search item

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE ULUSLARARASI HUKUKTA KUVVET KULLANMA YASAĞI

/

Yazar: Ada İlyada UTKUCU

A. Güncel Gelişmeler

Şubat ayının başında Putin, Macaristan Başbakanı Orban ile bir görüşme gerçekleştirdi ve Rusya’nın taleplerini tekrar dile getirdi. Rusya’nın talepleri: NATO’nun genişlemesinin engellenmesi, Rusya sınırı yakınlarında silah dağıtımının durdurulması ve Ukrayna’nın NATO’ya dahil edilmemesi şeklindeydi. NATO cephesinden gelen açıklamalar ise hangi ülkelerin ittifaka katılabileceğini kısıtlayamayacağını ve üye ülkelerine askeri konuşlandırma yapmayı durdurmayacağını ifade ediyordu.

Cumartesi günü (19.02.2022) Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, ülkesinin NATO’ya üye olması konusunda “açık ve gerçekçi bir zaman çizelgesi” istediğini söyledi.  Ukrayna gibi Rusya ile sınır komşusu Finlandiya da ilerde NATO’ya üye olma ihtimalinin ortadan kalkmasını istemediğini belirtti. 24.02.2022 Perşembe günü ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un bir araya gelmesi bekleniyorken askerî harekâtın başlamasıyla birlikte zaten pek olası gözükmeyen bu görüşme de iptal oldu.

Putin, NATO’nun Rusya’nın taleplerini kabul etmediğini; 2014 ve 2015’te imzalanan Minsk Anlaşmalarının artık geçersiz olduğunu söyledi ve Perşembe sabahının erken saatlerinde Donbass bölgesine askeri operasyon başlattığını duyurdu.[1]

B. Sovyet Tarihi Bağlamında Rusya’nın Argümanlarındaki Meşruluk Sorunu

B.1. Sovyetler Birliği’nde Ukrayna’nın Konumlanışı

Rusya’nın Ukrayna’ya olan saldırısı belirli konular bazında “anlaşılabilir” görülebilir; çünkü Ukrayna, Rusya Federasyonu ve öncesi Sovyetler Birliği’nin hegemonik alanında, yani güç periferisinde bulunuyordu. Hatta doğrudan federatif devletin sınırları içinde yer alıyordu. Bu anlamda Ukrayna herhangi bir ülke değil, Sovyetler Birliği ile dini, kültürel ve dilsel bağlantıları dışında ayrıca tarihsel ve siyasi olarak birliği ve dokunuşu olup bir arada yaşamış bir devlettir. Bu koşullardaki bir devletin “Ayrıldım.” demesi ardından hasım kampa gitmesi (burada bahsedilen NATO olup ilerleyen bölümlerde açıklanacaktır) kolay hazmedilebilecek bir şey değildir. Düşmanca tutum olarak yorumlanabilecek bu tutum tarihte genellikle ya daha önceki müzakereler sayesinde barış ile sonuçlanır ya da savaş gündeme gelir.

Rusya’nın tutumunun “anlaşılabilirliğinin” temeli, tarihsel bir bağı olan ve bağımsızlığına yeni kavuşmuş bir devlet olan Ukrayna’nın Rusya’nın son yüzyıllık hasmı olan bir askeri kampa dahil edilmesidir.

Bugünkü savunma örgütleri, bir başka deyişle, orduları ile bir saldırmazlık paktı üzerinden bir araya gelen devletlerin kurmuş olduğu bütün uluslararası örgütler savaş örgütü şeklinde tanımlanabilir. Bu tür örgütlerin amacı başkaları ile savaşmak ya da bünyelerinde bulunan devletleri birbirlerine karşı savaşmasını engellemektir. Bu anlamda NATO bir savaş örgütü olarak Ukrayna’yı kendi içine almak üzere harekete geçtiğinde doğal olarak düşmanı kimse ya da kim hasmı ise onu da Ukrayna’nın düşmanı ilan etmiş olmaktadır. Ancak bunun gerçekleşmesi Rusya için kabul edilebilir olamaz. Zira Rusya için bu durumun Moskova’nın merkezinde bağımsızlık ilan edilmesiyle hemen hemen aynı şeyi ifade ettiği söylenebilir.

NATO İkinci Dünya Savaşı ardından Avrupa’da ortaya çıkan güvenlik ihtiyacının sonucu olarak hayata geçen, savaş veya barış zamanında üyelerine dışarıdan gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı ortak hareket etme prensibine dayanan askeri bir ittifaktır. İttifak uluslararası güvenlik ortam ve koşullarına uygun olarak sürekli bir dönüşüm ve yenilenme içerisinde olmuştur. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte varlık sebebini yitirdiği düşünülen NATO, en önemli dönüşüm sürecini bu dönemde hayata geçirmiş ve süreçten daha da güçlenerek çıkmayı başarmıştır. Bu kapsamda gelinen noktada İttifak, misyonlarını hem Avrupa- Atlantik bölgesinin dışına taşıyıp küreselleştirerek hem de gelenekselden insani güvenliğe kadar çok geniş bir yelpazedeki güvenlik sorun ve krizlerine karşılık verecek şekilde genişleterek kurulduğu andakinden çok farklı bir görünüme kavuşmuştur. Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğinin anahtarı olmak amacıyla kurulan İttifak, günümüzde küresel güvenliğin merkezi olmak iddiasındadır.[2]

Rusya’nın yaptığı bu operasyon anlamlandırılmasında ise; müzakerelerin şimdilik sonuçsuz kaldığı bu noktada Carl von Clausewitz’in şu sözü akla gelir: “Savaş, diplomasinin silahlarla devam eden şeklidir.”.

B.2. NATO’nun Sovyetler Birliği’ne Verdiği Sözler Var mı?

17 Mayıs 1990’da ABD Başkanı Bush, İngiltere Başbakanı Thatcher, Almanya Başbakanı Kohl, NATO Genel Sekreteri Woerner, Sovyetler Birliği lideri Gorbaçov ve bu ülkelerin dışişleri bakanlarının katılımıyla Brüksel’de bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Putin o toplantıyı referans alarak Batılı liderlerin Gorbaçov’a bir söz verdiğini ve bu sözün NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceğine dair olduğunu ileri sürüyor. O tarihi toplantının kayıtları da ortaya çıkarıldı; Batılı liderler, Gorbaçov’a birtakım telkinlerde bulunuyorlar ama genişlememe sözü noktası ise tartışmalı.

Gorbaçov’a ilgili toplantıda 3 maddelik bir anlaşma sunuluyor: Sovyet askerleri, Doğu Almanya’dan çekilene kadar bu bölgede NATO kapsamı dışındaki Alman askerleri görev yapacak, yani Sovyet askerleriyle NATO askerleri Doğu Almanya topraklarında karşı karşıya gelmeyecek. İkinci olarak, Sovyetlerin çekilmesi tamamlandıktan sonra Doğu Almanya’da NATO kapsamındaki Alman askerleri görev alabilecek ancak Almanya dışındaki NATO ülkelerinin askerleriyle nükleer silah sistemleri konuşlandırılmayacak. Son olarak Batı Almanya’da konuşlu olan NATO güçlerinin sayısında ve teçhizatlarında herhangi bir artış olmayacak. O toplantıya göre NATO’nun taahhütleri Doğu Almanya’ya NATO askeri konuşlandırmamakla sınırlı. Sovyet lider Gorbaçov da bunu doğruluyor. Gorbaçov bir röportajında “NATO’nun genişleme konusu hiç tartışılmadı, Almanya birleştikten sonra Doğu Almanya tarafındaki bölgelerdeki NATO askerleriyle ilgili güvenceler konuşuldu, Almanya’nın doğusunda yeni askeri yapıların oluşturulmaması, ek birliklerin konuşlandırılmaması ve oraya hiçbir kitle imha silahının yerleştirilmemesi görüşüldü, bunca yıldır da buna uyuldu” diyor.[3]

Yukarıda bahsedilenlerden Rusya’ya verilen kesin bir söz olmadığı görülüyor ancak dolaylı olarak bu anlamın çıkarabileceği de söylenebilecektir. Rusya tarafından 1990-2010 yılları arasında NATO’nun oldukça genişlediği, Polonya gibi devasa bir kuvvetin üye olduğu, devamında küçük Baltık Devletlerinin üye olduğu görüldü; şimdi ise Ukrayna’nın üye olması ihtimali ile karşılaşıldı.

Birleşmiş Milletler’de ise Sovyetler Birliği’nin yönlendirmesiyle Birliği temsilen Ukrayna ve Belarus ilk üyeler arasında yer aldı. Sovyetler Birliği’ndeki diğer devletlerin üye olarak gösterilmemesinin altında yatan sebep ise, Sovyetler Birliği Rus kültürünün egemenliğinde bir sosyalist devletti -diğer halklar ile eşitlikçi ilişkileri vardı- Ukrayna ve Belarus’taki halklar doğal olarak Rusya ile milli ve dini anlamda ortaklıkları bulunan halklardı. Bu nedenle Sovyet Rusya bu iki devleti öne çıkardı ve erkenden Birleşmiş Milletlere üye olmasını sağladı. Buradan yola çıkılarak, Ukrayna’nın ve Belarus’un Rusya açısından neden kritik olduğu anlaşılabilecektir.

C. Putin ve Rusya’daki Halkların Demokrasi Bağlamında Durumu

İlk olarak Avrupa ve Rusya’da siyasi muhalefetin doğuşu arasındaki farkı vurgulayarak başlamak gerekir. Rusya batı devletlerine kıyasla siyasi yapı şekillenirken bir toplumsal sözleşme ya da sağcı devlet yapısına sahip olmadı, Hükümet siyasal ve toplumsal hayatta her zaman önemli bir rol oynamaktaydı, yani hükümete karşı oluşan muhalefetler her zaman illegal olarak görülmekteydi.[4]

Rusların siyasi kültürü Avrupa’daki siyasi kültürden farklıdır: siyasal pasiflik, kamusal olaylara karşı zayıf tepki, yetkililerle doğrudan iletişim eksikliği, uygar siyasal mücadele becerisinin eksikliği, siyasal özgürlük değerlerinin yanlış anlaşılması ve siyasal özgürlük değerlerinin anlaşılmaması gibi özellikler hüküm sürmüştür[5].

Antidemokratik olduğu söylenebilecek bu atmosferin değiştirilmesi için bazı çabalarda bulunulduğunu söylemek mümkündür; toplumsal yaşamda örgütlenme, siyasal yaşamda partileşme düzeyi ve seçimlerde temsil artmıştır. Ülkedeki olumlu değişimlerin yanı sıra siyasi yelpazenin ideolojik açıdan çeşitli olması ve parti olarak çok sayıda olması ise öğretide oldukça tartışmalıdır.

Sovyet sistemin dağılmasıyla hiyerarşilerde değişimler gözlemlenmeye başlanmıştır[6]. Yeni hiyerarşik sistemlerin oluşmaya başladığı ve aristokrat bir sınıfın ortaya çıktığı bir dönemle karşılaşılır; bir başka deyişle, oligarklar oluşmuştur. Putin ise idari yapıyı ve gücün büyük kısmını tekelinde toplamayı başardı. Oligarklara savaş açtı ki bu sayede bazılarını kendi tarafına çekti. Bu “savaş” bir ekonomik alan yarattı. Bu alan, Rusya’daki dağınık ekonomik- politik güçleri merkezin kontrolü altına alarak işbirliği yapanların yararlandığı ekonomi alanı olarak tanımlanabilir. [7]

Putin “Yeni Çar” olarak adlandırılıyordu[8]. Yeni Çar’ın iktidarı altında uluslararası toplumda antidemokratik olarak yorumlanan baskılar görülebiliyordu. Rusya siyasal tarihinde 2000-2011 yılları arası önemli bir dönemdir hatta dönemeç olarak bahsedilebilir, çünkü bu aralıkta yaşanan iktidar-muhalefet savaşı tüm Rusya’yı saran demokrasi ile yakından ilişkili gelişmelere sonuç verdi: Muhalif partilerin gösteri yapması yasaklandı. Bu kısıtlamalara karşın parti liderleri bu kısıtlamaları göstererek halkı kendi tarafına çekiyordu. Bu nedenlerle büyük Rus şehirlerinde ciddi protestolar düzenlendi.[9]

Putin, iktidarını izleyen dönemlerde medya -siyasetin ve iktidarın denetim mekanizması olma özelliklerini taşıması gereken- hükümetin elinde toplandı. Elde tutulan medya kanalları aracılığıyla muhalif parti liderleri hakkında “olgunlaşmamış hareketler” ifadelerinde bulunuldu ve gözden düşürmeye çalışıldı. 2018 Mart ayında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Putin’in aday olmasıyla muhalif politikacı-blogger Aleksey Navalniy’nin taraftarları yolsuzluk karşıtı protestolar düzenledi. Navalniy, gerçekleştirdikleri protesto sonrasında protestonun “izinsiz” olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Bu olay, mevcut sistemin karşısında yer alan muhalefetin siyasal sınırlarını göstermiş bu olay oldu.[10] 2019’da gözaltına alınan muhalif blogger Navalniy hapis cezası ile karşılaştı; 30 günlük hapsinin bitmesinin ardından 5 saniye özgür kaldıktan sonra tekrardan 20 günlük hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca eyalet seçimlerinin ikinci turunda muhalif partilerin seçim yarışını önde tamamlaması ve iktidar-muhalefet savaşlarının giderek şiddetlenmesi ise ülkenin ağır bir dönemden geçtiğinin işareti olarak yorumlanabilir[11].

Putin iktidarında gerçekleşen uygulamalar, yani muhalefete baskı, medyanın tekelleştirilmesi, sansür, sivil toplum kuruluşlarının (STK) kapatılması, merkezileşme adı altında yapılan uygulamalar vb. uluslararası toplum tarafından antidemokratik olarak yorumlanmaya devam etmektedir. Ek olarak, Putin zihniyetinin ülkeye olumlu bir katkı sunabileceğini söylemek de güçtür.

D. Uluslararası Hukuk’ta ve Birleşmiş Milletler Sisteminde Askeri Müdahale Fenomeni

Uluslararası barış ve güvenliğin korunması Birleşmiş Milletler örgütünün temel amacını oluşturur. Bu doğrultuda barışın devamlılığının sağlanabilmesi için hukuki zeminde çoğunluk tarafından kabul gören düzenlemeler gerçekleştirilmektedir.

Askeri müdahale ise devlet egemenliğinin temel ilkelerini zedeleyen bir olgu olması sebebiyle, uluslararası hukuk bağlamında hukuka aykırı bir davranış olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası barış ve güvenliğe tehdidin var olması halleri ise devletlerarası ilişkilerde kuvvet kullanmak için gerekli şartları teşkil eder.

Başta BM Şartı olmak üzere BM tarafından hazırlanan düzenlemeler incelendiğinde kuvvet kullanma yasağının istisnaları mevcuttur. BM Şartı’na göre kuvvet kullanma ve askeri müdahale ile ilgili kararlar yürütme kurulu niteliğindeki Güvenlik Konseyi tarafından alınmaktadır.

Kuvvet kullanımını yasaklayan kesin hükümlere dört istisna getirilmiştir, bunlardan son ikisi teşkilatın kuruluş dönemine ilişkindir:[12]

  • Meşru müdafaa halinde kuvvet kullanımı (Madde 51)
  • Güvenlik Konseyi kararıyla kuvvet kullanımı (VII. Bölüm)
  • Güvenlik Konseyi faaliyete geçmeden önce beş̧ sürekli üyenin kuvvet kullanımları. (Madde 106).
  • İkinci Dünya Savaşı boyunca “düşman” güçlere karşı kuvvet kullanımı. (Madde 107)

Uluslararası hukukta kuvvet kullanma (şiddet ve çatışma durumunun belirli bir düzene oturtulması ve hukuki bir zemine indirgenmesi süreci olarak ifade bulacak mekanizma) Birleşmiş Milletler örgütü ile sağlanmaya çalışılmıştır. BM Şartı’nda kuvvet kullanma yasağının istisna durumlarının düzenlendiğine yukarıdaki paragrafta değinilmişti; ancak, devletler arasındaki ilişkilerde Birleşmiş Milletler Şartı’na kadar kuvvete başvurma ve askeri müdahale olguları, devletler için çoğu zaman bir hak olarak ele alınmıştır.[13]

Devletler, kuvvet kullanma ve askeri müdahale olgularını meşrulaştırmak için çeşitli argümanlar ileri sürmüşlerdir. Bu durumla bağlantılı olarak silahlı güce başvurulması ve çatışmanın yürütülmesi süreçlerini legalize edebilmek için kurallar belirledikleri görülür. Bu argümanları ileri sürme ve kural belirleme şekilleri ise, uluslararası ilişkilerde öngörülen iyi niyet ve ahde vefa karinesinin çürütülmesinde bir sorun görmeyerek hareket etmelerinden geçer. Halbuki siyasi bir varlık olarak devlet, egemenliğin tamamlayıcı unsuru bağımsızlık prensibine rağmen kalıcılığını koruyabilmek için burada bahsedilen uluslararası hukuka dair ilkeleri görmezden gelebilmektedir. Bu durum uluslararası sistemin dengesine zarar verebilmektedir.

Uluslararası toplumda hiçbir devlet hukuki anlamda hakimiyete sahip değildir. Devletlerin ulusal yetki alanına giren konulara müdahil olunamayacağı BM Şartı’nda ilgili maddeler ile ele alınmıştır. Bu durum BM Şartı’nın 2. maddesinin 1. Fıkrasında, örgütün, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulu olduğu şeklinde yer alan düzenleme ile ve 7. Fıkrasında, “İşbu antlaşmanın hiçbir hükmü̈, ne özü̈ itibariyle bir devletin millî yetkisi içinde bulunan islere, Birleşmiş Milletlerin karışmasına cevaz verir ve ne de üyeleri, bu gibi işleri işbu antlaşma gereğince bir çözme tarzına bağlamaya icbar eder…” şeklinde karşımıza çıkar.

Askeri müdahale ile ilgili hukuksal prensipler sürekli bir değişim içindedir fakat BM Şartı’yla çizilen çerçevenin temel hukuksal prensipler üzerine hazırlandığı unutulmamalıdır. BM’nin temel amacının uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması olduğuna değinmiştik. Şart’ta yer alan madde 2 paragraf 3’e göre uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi esastır ve aynı maddenin meşhur 4. paragrafı devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka bir devletin toprak bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına karşı askeri güç kullanımından yahut güç kullanma tehdidinden kaçınmaları gerektiğini hükme bağlamaktadır.[14]

BM Şartı ile sadece uluslararası barışı korumayı amaçlayan yeni bir kurum yaratılmamış, aynı zamanda barışın sağlanması, korunması ve evrensel güvenlik tedbirlerinin yeni ölçütlerini belirleyen normları da ortaya koymuştur.[15] Bu niteliğiyle hem kurumsal bir yapıya hem de uyulması zorunlu kurallar bütününe işaret etmektedir; ki, kuvvet kullanma konusundaki temel kriter yukarıda da bahsi geçen BM Şartı’nın 2. maddesinin 4. paragrafında somutlaşmaktadır.[16] “Teşkilatın tüm üyeleri, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş̧ Milletler ‘in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir bicimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.”

BM Şartı’nın klasik yorumuna göre; söz konusu yasak, kapsayıcı ve mutlak bir yasaktır. Maddede yer alan ifadeler bu kapsayıcı ve mutlak olarak nitelendirilen yasağı güçlendirmek için konulmuştur, sınırlandırmak için değil. Şart’ın hazırlık çalışmaları da bu görüşü desteklemektedir. Bu hükümler, San Francisco Konferansı’nda, ülkesel bütünlüğün korunmasına ilişkin normların metne işlenmesi gerektiğini düşünen küçük devletlerin talepleri üzerine eklenmiştir. Bu devletler, devletlerarası ilişkilerde en önemli değerlerin başında gelen siyasal bağımsızlık ilkesinin metinde bulunmasını özellikle talep etmişlerdir.[17]

BM Şartı’nda bir devletin diğer bir devlete karşı tek taraflı askeri müdahalede bulunması açık şekilde uluslararası hukuka aykırı bir tutum olarak tanımlanmıştır. Kuvvet kullanımının yasaklanması hususundaki yoğun ısrara rağmen BM örgütü, Milletler Cemiyeti ve Briand-Kellog Paktı’nın hatalarına düşmemekle birlikte, kuvvet kullanımına belirli hallerde izin vermeyi sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için uygun görmüştür.

Rusya’nın Ukrayna’ya girerek gerçekleştirmiş olduğu -Rus Yetkililerin ifadesi ile- “Askeri Operasyonu” değerlendirdiğimizde; BM Şartı’nda belirtilen kuvvet kullanma yasağının istisnalarından herhangi birini bu operasyonunun gerekliliği karşılamamaktadır.  Özellikle BM Şartı madde 2 paragraf 4 açık bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir.

E. Sonuç

Milletler Cemiyeti’nden bu yana ülkelerin kuvvet kullanmalarına yönelik kısıtlamaların günümüz uluslararası sistemi doğrultusunda düzenlenmiş ve iyileştirilmiştir. Buna rağmen devletlerin hala kuvvet kullanma yasağı ve meşru müdafaa hakkını kendi çıkarları doğrultusunda, gerçekleştirdikleri birtakım eylemleri meşrulaştırmak için kullandıkları çıkarımının yapılması kuvvetle muhtemeldir.

Askeri güce başvurma, kuvvet kullanma ve savaş olguları insanlık tarihi boyunca, gerek ülkelerin sınırlarının yeniden oluşması noktasında gerekse felsefi temeller dahilinde hukuk kurallarının yeniden şekillendirilmesi ve koruyucu tedbirlerin sorgulanması adına önemli ölçüde etki doğurmuştur. Bu doğrultuda askeri müdahale ve kuvvete başvurma süreçlerini sınırlandıracak ve belirli bir çerçeve içerisine alacak kurumsal denemeler[18] öne çıkmıştır.

Yukarıda yapılan siyasi tarih değerlendirmesi sonucunda Rusya’nın, NATO’nun yayılmacı politikaları ile ilgili endişesinde haklılık payı vardır; fakat tarafı olduğu BM Şartı’nda yer alan kuvvet kullanma ve askeri müdahaleye ilişkin ilgili hükümlerin gerekliliklerini karşılamayan ve hatta ihlal eden, yani uluslararası hukuka aykırılık teşkil eden bir hareketlilik içerisine girmiştir.

Rusya, bölgedeki çıkarları doğrultusunda bölgede etkinliğini koruma amacına paralel olarak zaman zaman müdahalelerde bulunmuş bu müdahalelerinde uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Yapılan incelemeler ve edinilen bilgiler doğrultusunda, Rusya’nın Donbass’ta gerçekleştirdiği müdahale ve devamında Ukrayna’nın iç kısımlarına –uluslararası kamuoyu tarafından da işgal olarak nitelendirilen- ilerleyişi uluslararası hukuku, kuvvet kullanma yasağını, meşru müdafaa hakkını, meşru müdafaa hakkının gereklilik, orantılılık, silahlı bir saldırının varlığı ve Güvenlik Konseyi’nin bilgilendirilmesi koşullarını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğini çeşitli yönleriyle ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

 Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 1 Mart 2022’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

Bbc News. (2019, Eylül 9). Eylül 26, 2019 tarihinde BBC Russian News: https://www.bbc.com/russian/news-49633466 adresinden alındı

BBC NEWS, Rusya Ukrayna’ya Neden Savaş Açtı?,  son girilme tarihi: 22.02.2022

Burenko, V. İ. (2007). Politologiya. Moskova: Ekzamen.

Dr. Ereker Aksu Fulya, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü NATO, Güvenlik Yazıları, 2019.

Hurd Ian, “The Enigma of Article 2(4): Interests, Norms, and the Ban on War”, s. 5.

İsayeva Leyla, Günlü Ramazan, Rus Siyasal Rejiminde Putin Dönemi İktidar ve Muhalefet İlişkisi, Sosyal ve Beşerî Bilimler Araştırmaları Dergisi, 2019.

Meydan Vildan, 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı’nın Uluslararası Hukuk’ta Kuvvet Kullanma Yasağı Çerçevesinde Analizi, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2017.

Mitzen Jennifer, “Ontological Security in World Politics: State Identity and the Security Dilemma”, European Journal of International Relations, Vol. 12, No. 3, Eylül 2006, s. 347, 348.

Dr. Orallı Levent Ersin, Uluslararası Hukukta ve BM Sisteminde Askeri Müdahale Olgusu, Tesam Akademi Dergisi, 2014.

Pazarcı Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, Ankara, 2005, s. 512.

Pifer Steven, Did NATO Promise Not to Enlarge? Gorbachev Says “No”, The Brookings Institution, 2014.

Russell Ruth, A History of the United Nations Charter: The Role of the United States 1940- 45, The Brookings Institution, Washington D.C, 1958, ss. 672-674.

Sergeev, V., ve Sergeev, K. (2004). Mechanisms for Evolution of Society’s Political Structure. Social Sciences(001).

Stengel, R. (2007, Aralık 19). Eylül 26, 2019 tarihinde TİME: http://content.time.com/time/specials/2007/personoftheyear/article/0,28804,1 690753_1690757_1690766,00.html adresinden alındı

Subhas Khare, Use of Force Under UN Charter, Metropolitan Book, New Delhi, 1985, s. 14.

Zeletdinova, E. A. (2012). Развитие оппозиции в России. Каспийский регион: политика, экономика, культура(2), 80.

BBC NEWS, Rusya Ukrayna’ya Neden Savaş Açtı?,  son girilme tarihi: 22.02.2022

Год митингов. (2013, Ocak 1). Eylül 26, 2019 tarihinde Голоса Америки: https://www.golos-ameriki.ru/a/russia-2012-protests/1575549.html adresinden alındı

Dipnot

[1] BBC NEWS, Rusya Ukrayna’ya Neden Savaş Açtı?,  son girilme tarihi: 22.02.2022

[2] Dr. Ereker Aksu Fulya, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü NATO, Güvenlik Yazıları, 2019.

[3] Pifer Steven, Did NATO Promise Not to Enlarge? Gorbachev Says “No”, The Brookings Institution, 2014.

[4] İsayeva Leyla, Günlü Ramazan, Rus Siyasal Rejiminde Putin Dönemi İktidar ve Muhalefet İlişkisi, Sosyal ve Beşerî Bilimler Araştırmaları Dergisi, 2019.

[5] Zeletdinova, 2012

[6] Sergeev & Sergeev, 2004

[7] İsayeva Leyla, Günlü Ramazan, Rus Siyasal Rejiminde Putin Dönemi İktidar ve Muhalefet İlişkisi, Sosyal ve Beşerî Bilimler Araştırmaları Dergisi, 2019.

[8] Stengel, 2007

[9] Год митингов, Mitingler Tarihi, 2013

[10] Год митингов, Mitingler tarihi, 2013

[11] Bbc News, 2019

[12] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, Ankara, 2005, s. 512.

[13] Dr. Orallı Levent Ersin, Uluslararası Hukukta ve BM Sisteminde Askeri Müdahale Olgusu, Tesam Akademi Dergisi, 2014.

[14] Jennifer Mitzen, “Ontological Security in World Politics: State Identity and the Security Dilemma”, European Journal of International Relations, Vol. 12, No. 3, Eylül 2006, s. 347, 348.

[15] Subhas Khare, Use of Force Under UN Charter, Metropolitan Book, New Delhi, 1985, s. 14.

[16] Ian Hurd, “The Enigma of Article 2(4): Interests, Norms, and the Ban on War”, s. 5.

[17] Ruth Russell, A History of the United Nations Charter: The Role of the United States 1940- 45, The Brookings Institution, Washington D.C, 1958, ss. 672-674.

[18] Meydan Vildan, 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı’nın Uluslararası Hukuk’ta Kuvvet Kullanma Yasağı Çerçevesinde Analizi, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2017.

This div height required for enabling the sticky sidebar