Hit enter after type your search item

PARTİLİ CUMHURBAŞKANI MESELESİ

/

Yazar: Sabri KARAGÜNDÜZ

Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.[1]

Anayasamızda Cumhurbaşkanına yüklenen temel sıfatlar ve yükümlülükler bunlardır. Ayrıca, Anayasa m.103’te belirtilen cumhurbaşkanlığı andıyla Cumhurbaşkanına ek yükümlülükler de yüklenmiştir. Anayasanın üstünlüğünü, Atatürk ilke ve inkılaplarını, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini, milletin ve vatanın bölünmez bütünlüğünü tarafsız şekilde koruyacağına ve bu ülküden ayrılmayacağına namusu ve şerefi üzerine ant içer.

Burada üzerinde duracağımız nokta tarafsızlık olacak. 2017 Anayasa değişikliğiyle birlikte başkanlık sistemine geçildi ve bu değişikliklerin bazı sonuçları oldu. Bu değişikliklerden biri de 1982 Anayasası’nın 101. maddesinin 4. fıkrasındaki “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer.” ifadesinin “Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.” olarak değiştirilmesiydi. Bu değişiklikle birlikte Cumhurbaşkanı seçilen kişinin siyasi parti üyesi olması hatta bir siyasi partide yönetici olarak görev yapmasının önünde hiçbir engel kalmadı.

Türk Anayasa geleneği, evrensel demokrasi ilkeleri hatta şimdiki Anayasamızın da belirttiği gibi Cumhurbaşkanlığı makamı, Türk milleti için en büyük siyasi makamdır. Cumhurbaşkanı seçilen kişi, makamına yakışır şekilde Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmeli, vatanın bağımsızlığını korumalı, milletin birliğini muhafaza etmelidir. Cumhurbaşkanlığı makamı partiler üstü bir makamdır, gerektiğinde siyasi partilere hakemlik bile yapmalıdır. “Bu sebeplerle Cumhurbaşkanı asla bir partizan gibi konuşamaz ve hareket edemez. Memleketin iç ve dış politikasında belirli bir partiyi, zümreyi veya şahsı açıkça tutan ya da yeren açıklamalarda bulunamaz. Rolü ayırıcı değil, birleştiricidir.”[2]

Bulunduğumuz noktada siyasi parti üyesi, hatta yöneticisi, bir Cumhurbaşkanının tarafsız şekilde partilere hakemlik yapacağı, belirli bir partiyi açıkça tutan açıklamalar yapmaktan kaçınacağı pek inandırıcı görünmemektedir. Gerektiğinde memleketin refahı için siyasi partiler arasında objektif bir diyalog kurulmasını sağlayamayan, üyesi veya yöneticisi olduğu siyasi partiyi açıkça tutucu beyanlarda bulunan bir Cumhurbaşkanı; ülkedeki siyasi iklimin gerginleşmesine, siyasi kutuplaşmaya, milletimizin gözünde yüce bir makam olan Cumhurbaşkanlığı makamının itibarsızlaşmasına neden olacaktır.

Cumhurbaşkanının siyasi parti üyesi veya yöneticisi olabilmesinin yol açabileceği başka bir sorun ise Cumhurbaşkanının devlet ve parti işleri arasındaki öncelik sorunudur. Yürütmenin başı olarak çok sayıda sorumluluğa sahip olan Cumhurbaşkanının aynı zamanda siyasi parti yöneticisi olması durumunda bu sorumlulukları yerine getirmek için ne kadar vakit harcayabileceği ve ne kadar özen gösterebileceği konusunda soru işaretleri oluşmaktadır. Özellikle, seçim dönemleri ve siyasi partilerin olağan kongre dönemlerinde parti üyeleri ve yöneticileri için oluşan sıkışık takvimde Cumhurbaşkanının hem parti işlerini hem de yürütmenin başı olarak devlet işlerini tüm dikkati ve özeniyle yerine getirmesi pek mümkün görünmemektedir.

Cumhurbaşkanının bir siyasi partinin yöneticisi olduğu durumda, seçim dönemlerinde partisi adına seçim kampanyası yürütmesi gerekeceği aşikârdır. Bu seçim kampanyaları yürütülürken Cumhurbaşkanlığı için tahsis edilmiş imkânların kullanılmaması konusunda hiçbir şekilde soru işareti oluşmamalıdır.

Cumhurbaşkanı seçilen kişinin parti yöneticisi kişiliğine bürünerek siyasi partisinin propagandasını yaptığı ve partisi adına beyanda bulunduğu zamanlarda bu beyanlarına diğer siyasi partilerin cevap verme hakkı bulunmaktadır. Bizim ülkemizde partiler arasındaki bu tür beyanların ve cevapların bazen hukuki sınırları aştığı pek çok olay yaşanmaktadır. Cumhurbaşkanı seçilen kişinin siyasi partisiyle ilgili bir beyanına gelen cevabın hukuki sınırları aşması durumunda, hukuki sınırları aşan cevabın veya beyanın Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişiye değil, bir siyasi parti yöneticisine yönelik olduğunun göz ardı edilmemesi ve yapılacak yargılamanın da bu durum dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.

Kuvvetler ayrılığının, demokrasilerin olmazsa olmaz unsuru olduğu tartışılmaz bir husustur. Yasama, yargı ve yürütme organları; faaliyetlerini birbirlerinden bağımsız şekilde gerçekleştirmelidir. Yürütme organının başı makamında bulunan Cumhurbaşkanı, aynı zamanda bir siyasi partinin yönetici kadrosunda yer alırsa ve bu siyasi parti mecliste çoğunluğa sahip olursa Cumhurbaşkanı bu partiden seçilen meclis üyelerine talimatlar verebilecek, nerdeyse mecliste istediği her kararın kabul edilmesini sağlayabilecektir. Bu durum, yasama organının yürütmeye karşı bağımsızlığının tehlikeye düşürecektir ve kuvvetler ayrılığı sorgulanmaya başlayacaktır.[3]

Cumhurbaşkanının görevlerinden biri de Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmektir. Siyasi partiye genel başkanlık yapan bir Cumhurbaşkanının aynı zamanda başkanı olduğu siyasi partiyi de temsil etme görevi de olacaktır. Hem Türkiye Cumhuriyeti’ni hem de genel başkanı olduğu siyasi partiyi temsil eden Cumhurbaşkanı halkın gözündeki devlet algısını değiştirecektir. Devletin temsilcisinin aynı zamanda bir siyasi partinin de temsilcisi olması sonucu devlet ve siyasi parti kavramları birbirine karışacak, halkın bu kavramları ayırt etmesi git gide zorlaşacaktır.  Devletten ayırt edilemeyen bir siyasi parti ise diğer siyasi partilere göre halkın gözünde çok daha avantajlı olacak, bu avantaj sonucu seçimler adil olamayacaktır.

Ayrıca Cumhurbaşkanının bir siyasi partiye üye veya yönetici olmasının Anayasaya uygun olup olmadığı tartışılması gereken bir sorundur. Anayasamızda bunu engelleyen bir hüküm olmadığı düşünülüyor. Buna engel olan hüküm 2017 değişiklikleriyle mülga edilse de Anayasada Cumhurbaşkanının partili olmasını engelleyecek başka hükümler de bulunmaktadır. Anayasanın 103. maddesindeki “Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” ifadesi Cumhurbaşkanının tarafsız olması gerektiğini açık ve net şekilde ortaya koymaktadır. Bu durumda Cumhurbaşkanının bir siyasi partide üye veya yönetici olması, tarafını açık şekilde belli ettiğinden, Anayasaya aykırıdır.[4]

Cumhurbaşkanı seçilen kişi ettiği yemine uygun olarak; görevini tamamen tarafsız bir şekilde yerine getirmeli, tüm siyasi partilere eşit mesafede olmalı ve Türk milleti üzerinde birleştirici bir güç olmalıdır.

Cumhurbaşkanının partili olması ve hatta bir siyasi partiye genel başkanlık yapabilmesi, 2017 değişiklikleri arasında en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Bu konuda endişe sahibi olunması gayet makuldür. Sonuç olarak, yukarıda da bahsi geçen problemler, uzun vadede demokrasinin yozlaşması ve çürümesi sonuçlarını doğurabilecektir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 1 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

DİPNOTLAR

[1] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.104

[2] Alev COŞKUN, “Partili Cumhurbaşkanlığı Sorunu ve Demokrasi” (2021)

[3] Burak KAYA, “Türk Tipi Başkanlık Sistemi Önerisinden Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemine”

[4] Ali ULUSOY, Partili Cumhurbaşkanı Anayasaya uygun mu?

This div height required for enabling the sticky sidebar