Hit enter after type your search item

PANDEMİ VE İNSAN HAKLARI SORUNU

/

Yazar: Eren ALTAN

Giriş

COVID-19 geçtiğimiz yılın Mart ayından itibaren hayatımızın bir parçası. Çin’in Wuhan kentinden dünyaya yayılan virüs sebebiyle Türkiye’de yaklaşık 35 bin, dünya genelinde ise yaklaşık 3 milyon kişi hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütünün 11 Mart tarihli kararıyla COVID-19 pandemisi resmen ilan edilmiş oldu. Devletler vatandaşlarını virüsten korumak, virüsün yayılmasını ve ölümleri önlemek amacıyla birtakım tedbirler aldı. Bu tedbirlerden en popülerleri; ülke geneli karantina uygulaması, sosyal mesafe uygulaması, şehirlerarası ve uluslararası seyahat yasağı ve belirli yaş gruplarının sokağa çıkma yasağı uygulamasıdır. Ancak, her ne kadar iyi niyetli yaklaşılırsa yaklaşılsın söz konusu tedbirler Anayasa, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi son derece önemli normların belirlediği ve el üstünde tuttukları birtakım hakları ister istemez ihlal etmektedir.

Türkiye’nin Pandemi Süreci

Türkiye’de ilk COVID-19 vakası 11 Mart 2020 tarihinde açıklandı. Virüs kaynaklı ilk ölüm ise 15 Mart tarihinde gerçekleşti. Takvimler 1 Nisan tarihini gösterirken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, virüsün tüm ülkeye yayıldığını açıkladı.

COVID-19 virüsü ülke genelinde sosyal, ekonomik, siyasi, idari ve bunun gibi sayısız alanda radikal kararlar alınması gerekliliğini beraberinde getirdi. Akademik ara verildi; restoranlar, kafeler, kuaförler, konser mekanları, spor salonları kapatıldı. Vatandaşların park ve bahçelerde piknik ve mangal yapmaları yasaklandı. Tüm spor müsabakaları bir sonraki açıklamaya kadar ertelendi. Virüsün cezaevlerine sıçraması riski ile cezaevlerindeki doluluğu azaltmak amacıyla infaz indirimini öngören yasa yürürlüğe kondu (terör, cinayet, uyuşturucu ve cinsel suçlar kapsam dışı bırakıldı). Tüm havayolu şirketleri yurt dışı ve yurt içi uçuşlarını bir sonraki duyuruya kadar durdurduklarını açıkladılar. Toplu halde bulunabilen alanlarda (pazar, market) maske kullanma zorunluluğu getirildi. Şehirlerarası seyahatler valilik iznine bağlandı ve yüzlerce yerleşim yeri COVID-19 tedbirleri kapsamında karantinaya alındı. 11 Nisan 2020’de 2000 yılından beri ilk defa geniş çaplı bir sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması Rejimi

COVID-19 salgınıyla mücadele dahilinde alınan tedbirlerin her biri Anayasamızda belirtilen bir hakkın sınırlandırılmasını içermektedir. Örneğin şehirlerarası seyahat kısıtlamaları m.23’te düzenlenen yerleşme ve seyahat hürriyetini, icra takiplerinin askıya alınması m36’da düzenlenen hak arama hürriyetini, sokağa çıkma yasağı m.19’da düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını sınırlandırmaktadır. Kısaca alınan tedbirler, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sorununu beraberinde getirmektedir.

Anayasamız hak ve özgürlüklerimizin sınırlandırılmasında olağan ve olağanüstü dönem olmak üzere iki farklı sınırlandırma sistemi düzenlemiştir. Olağan dönem esnasında hak ve özgürlükler m.13 göz önüne alınarak sınırlandırılırken, olağanüstü dönem sırasında ise m.15 dikkate alınacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesi hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırılabileceğini belli kriterlere, ilkelere bağlamıştır. Anayasamızın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Bu maddeye göre hak ve özgürlükler olağan dönem dahilinde sınırlanırken yüksek derecede Anayasal koruma görmektedir. Bu maddeye göre:

  • Sınırlandırma kanunla yapılmalıdır.
  • Sınırlama, yine Anayasada belirtilen sebeplere uygun olmalıdır.
  • Sınırlama, Anayasanın söz ve ruhuna uygun olmalıdır.
  • Sınırlama, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunmamalıdır.
  • Sınırlama, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmalıdır.
  • Sınırlama, Anayasada belirtilen ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır.

Türkiye’de olağanüstü hal ilan edilmediği göz önünde bulundurulursa alınan ve alınacak her tedbirin Anayasa m.13’e ve dolayısıyla yukarıda belirtilen şartlara uygun olması gerekmektedir.

Olağanüstü dönemlerde hak ve özgürlüklerin sınırlandırması m.15’in uygulanmasına bağlıdır. Anayasa madde 15 ise:

“Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz”

Belirtildiği üzere, olağanüstü hal dönemlerinde, ölçülülük ilkesine bağlı kalmak koşuluyla Anayasanın kendisinin öngördüğü sınırlama koşulları dışında hak ve özgürlüklerimize müdahale etme imkanı verilmektedir. Temel hak ve özgürlüklerden sadece yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne, din, vicdan, düşünce ve kanaat özgürlüklerine dokunulmayacak; suç ve cezalar geçmişe yürütülmeyecek ve suçu ispatlanıncaya kadar kimse suçlu sayılmayacaktır. Bu hak ve özgürlüklerin dışında kalanlar, gerekli ölçüde sınırlandırılabilmektedir. Üstelik gerekli haklar sınırlandırılırken, getirilen sınırlamanın kanunla öngörülmesine de gerek yoktur. Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sorunu işte burda başlamaktadır.

Türkiye’de COVID-19 salgını sebebiyle kısıtlama getirilmeden hemen önce olağanüstü hal ilan edilebilir, bundan sonra alınacak tedbirler Anayasamızın 15. maddesine uygun olarak alınabilirdi.

Olağanüstü hal ilan etme yetkisi yine Anayasamızın 119. maddesi uyarınca tehlikeli salgın hastalık nedeniyle Cumhurbaşkanına verilmiştir. Olağanüstü hal ilan edildikten sonra alınacak tedbirlerin yukarıda sayılan müdahale edilemeyecek haklar dışında, diğer hakları sınırlandırması konusunda bir problem olmayacaktı. Aynı zamanda getirilecek kısıtlamaların kanunla öngörülmesine de gerek olmayacaktı; çünkü Anayasamızın 119. maddesinin  6. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanına olağanüstü hal kararnamesi çıkarabilme yetkisi verir. Bu yetki çerçevesinde salgın hastalıkla mücadele ve tedbir amacıyla gerekli hakları sınırlandıran uygulamalar yapılabilirdi. Ancak ülkemizde olağanüstü hal ilan edilmemiştir. Dolayısıyla, olağan dönemde olmamız sebebiyle alınan tedbirler 13. maddeye göre incelenmelidir.

Sınırlamaların Kanuna Dayanma Kriteri

Ülkemizde alınan tedbirlerin çok küçük bir kısmı (7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve 7244 sayılı Yeni Koronavirüs Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) kanuna dayanmaktadır. Bu tedbirler dışında kalan tedbirlerin, maske takma zorunluluklarının, sokağa çıkma yasaklarının, seyahat yasaklarının kanunda bir dayanağı yoktur. Bu kısıtlamaların da kanunla öngörülmüş olması gerekirken m.13’te belirtilen “ancak kanunla sınırlanma” şartına aykırıdır.

Sınırlamaların “Anayasanın İlgili Maddelerinde Belirtilen Sebeplere” Dayanma Kriteri

Olağan dönem sınırlandırma şartları gereği getirilen tedbirlerin sadece kanuna dayanması yeterli olmayacak, yine Anayasada belirtilen “ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere” bağlı olma şartı da gerekli olacaktır. Karantina uygulaması ve sokağa çıkma yasakları “yerleşme ve seyahat özgürlüğü”nü, işyerlerinin kapatılması “mülkiyet hakkı”nı ve “çalışma ve sözleşme hürriyeti”ni, icra takiplerinin askıya alınması “hak arama hürriyeti”ni, işçi çıkarma yasağı “sözleşme hürriyeti”ni sınırlandırır. Söz konusu tedbirlerin salgın hastalıkla mücadele dahilinde alınabilmesi için bu hak ve özgürlüklerin sınırlandırmasının sebebi olarak “genel sağlık sebebi” belirtilmelidir. Ancak, seyahat hürriyetinin düzenlendiği m.23’te, mülkiyet hakkının düzenlendiği m.35’te, çalışma ve sözleşme hürriyetinin düzenlendiği m.48’de sayılan sınırlama sebepleri arasında “genel sağlık sebebi” bulunmamaktadır. Sonuç olarak bu hak ve hürriyetler genel sağlık sebebiyle kanunla dahi sınırlandırılamazlar.

Sonuç

Olağan dönem kısıtlama şartlarının sadece ilk iki şartını inceleyerek de getirilen uygulama ve tedbirlerin büyük çoğunluğunun Anayasanın öngördüğü hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimine uygunluk göstermediğini ve dolayısıyla Anayasaya uygun olmadığını söylemek mümkündür. Unutulmamalıdır ki getirilen veya getirilecek tedbirler, COVID-19 salgınıyla mücadele için elbette gereklidir. Bu yazıda tedbir ve uygulamaların Anayasaya uygunluğu incelenmiştir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 27 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

GÖZLER, Kemal https://www.anayasa.gen.tr/korona-2.htm 13.04.2021

https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_COVID-19_pandemisi

DEMİRBAĞ, Zehra, (Ekim 2020), COVID-19 Pandemisinin İnsan Hak ve Hürriyetleri Yönünden İncelenmesi, TESAM, 1, 10-24

www.icisleri.gov.tr

GÖZLER, Kemal, (2020), Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin.

This div height required for enabling the sticky sidebar