Hit enter after type your search item

NEFRETİN DIŞA VURUMUNUN HUKUKİ YANSIMASI

/

Yazar: Esra Gürgil

Giriş

Toplum, kısaca, belirli ortak özelliklere sahip olan bireyler topluluğu olarak tanımlanabilir. Toplumların belirli davranış normları vardır ve bu normlar zamanla değişkenlik gösterebilir. Yani, toplum sürekli olarak değişen ve gelişen bir yapıya sahiptir. Bir toplumda zaman içinde yeni görüşler, gruplar oluşmaktadır ve değişen bu toplum yapısıyla beraber zıt görüşler de çoğalabilmektedir. Zıt görüşler ve fikir ayrılıkları dolayısıyla toplum içindeki gruplar arasında çıkan anlaşmazlıklar ise kimi zaman ön yargı ve nefrete yol açmaktadır. Gerek toplumumuzdaki etnik köken çeşitliliği, gerekse zaman içinde ortaya çıkan görüş değişiklikleri ve anlaşmazlıkların çoğalmasıyla nefret suçları ve nefret söylemleri -maalesef ki- gündemimize oturmuş durumdadır.

Gündelik hayattan iş hayatına kadar her alanda karşı karşıya kaldığımız nefret suçları şiddet, ayrımcılık vb. şekillerde vücut bulmakta olup bazı durumlarda telafisi olmayan sonuçlar doğurabilmektedir. Nefret söylemleri ise son dönemde özellikle sosyal medya platformları aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Nefret söylemleri, çoğunlukla hakaret suçu kapsamında olup kimi zaman başka suçlar kapsamında da değerlendirilebilmektedir.

A. Nefret Söylemleri

Nefret söylemi, belirli kişi veya kişilere karşı ırk, din, dil, cinsiyet, renk, cinsel yönelim gibi sebeplerden dolayı duyulan nefretin saldırganca veya ayrıştırıcı/ötekileştiren bir biçimde sözlü veya yazılı şekilde dışa vurumu olarak tanımlanabilir. Nefret söylemleri kimi zaman kişileri ötekileştirmekle kalmayıp onları hedef gösterir ve toplumda istenmediğini vurgulayarak dışlar.[1] Ayrıca nefret suçu ile arasında doğrudan bir ilişki olan nefret söylemi, nefret suçuna giden sürecin çıkış noktası olarak nitelendirilebilir.[2]

Nefret söylemlerinin önlenmesine yönelik herhangi bir yasal düzenleme olmasa da bu tür olayları çeşitli suçlar kapsamında değerlendirebiliriz. Nefret söylemleri kimi zaman “Hakaret”, “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” suçları kapsamında kimi zaman ise mağdurun anayasal hakkını ihlal ederek “İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasının Engellenmesi” suçu kapsamında değerlendirilmektedir. Oldukça sınırlı olan bu düzenlemeler maalesef ki nefret söylemlerinin önüne geçmemekte olup günümüzde bu tür olaylarda büyük bir artış gözlemlenmektedir. Bu artış, yalnızca sayısal verilerde değil, söylemlerin boyutunda da gözlemlenmektedir. Öyle ki nefret söylemleri artık hakaret boyutuna ulaşmış ve hatta psikolojik, sözlü şiddet boyutuna gelmiştir. Yazılanlar ve söylenenler bu noktaya geldiği takdirde, “söylem” olmakla kalmayıp bir “suç” haline gelmektedir.  Ayrıca belirtmek gerekir ki kişilerin cinsel yönelimleri hedef gösterilerek dışa vurulan hakaret ve şiddet içerikli nefret söylemleri, nefret suçu kapsamında değerlendirilmemektedir.[3]

Bir diğer husus ise nefret söylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. İfade hakkı ve özgürlüğü her ne kadar en önemli temel hak ve özgürlüklerimizden biri olsa da nefret söylemleri bu hakkın kötüye kullanımı olarak yansımakta ve mağdur olan tarafın hak ve özgürlüklerini ihlal etmektedir. Bu sebeple nefret söylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. İlaveten, nefret söylemlerine açık bir şekilde izin verildiği takdirde bu söylemlerin boyut değiştirerek ayrımcılığa ve çeşitli suçlara dönüşmesi ise kaçınılmazdır.

B. Nefret Suçları

Nefret suçu, bir kişi veya gruba karşı ırk, siyasi görüş, dil, din, renk, cinsiyet, cinsel yönelim gibi ön yargı oluşturabilecek nedenlerden dolayı işlenen ve doğrudan veya dolaylı olarak şiddet içeren suçlardır.[4]  Nefret suçlarında mağdur, mensup olduğu grup, savunduğu görüş vb. nedenler dolayısıyla saldırı altında kalmaktadır.  Fail ise belirtilen sebeplerden dolayı duyduğu nefret saikiyle hareket etmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda tanımı yapılmamış olup işbu kanunun 122. maddesinin başlığı, 2014 yılında “Nefret ve Ayrımcılık” olarak değiştirilmiştir. Ancak, söz konusu madde nefret suçları bakımından yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla nefret suçları, birçok farklı şekilde karşımıza çıkabilir. Yani, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçların, bir kişiye veya gruba karşı, belirli sebeplerden ötürü duyulan nefret saikiyle işlenmesi nefret suçlarını oluşturur.

İlaveten, mağdur ile fail arasında herhangi bir tanışıklık olup olmadığı önemsizdir. Fail, hiç tanımadığı ve kişisel olarak hiçbir husumeti bulunmayan bir kişiye yönelen saldırgan davranışlarıyla da nefret suçu işleyebilir. [5]

Sonuç

Toparlayacak olursak, nefret suçları ve nefret söylemleri, bir kişi veya gruba karşı duyulan nefretin dışa vurumudur. Ancak bu dışa vurum, bir başkasına zarar vermesi veya bir başka kişinin hakkını ihlal etmesi sebebiyle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecektir ve hatta failin cezalandırılması gerekmektedir. Hukukumuzda düzenlenmiş olup nefret söylemleri ve nefret suçlarını kapsayacak suçlar ise oldukça sınırlıdır. Bu sınırlılık dolayısıyla nefret suçları ve özellikle de nefret söylemleri, ekseriyetle, hiçbir suç kalıbında değerlendirilemeyip cezasız kalmaktadır. Bu cezasızlığın bir sonucu olarak ise nefret suçlarında ve nefret söylemlerinde, göz ardı edilemeyecek bir artış gözlemlenmektedir. Bu artış, gerek sayısal verilerde, gerekse günlük hayatta oldukça rahatsızlık verici seviyededir.

Ayrıca, belirtmek gerekir ki, nefret söylemleri ve nefret suçları Anayasa’nın “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir. Hem bu aykırılığın giderilmesi hem de insanların, yalnızca özelliklerine veya görüşlerine karşı duyulan nefret dolayısıyla maruz kaldıkları sözlü, psikolojik ve fiziksel şiddetin önüne geçilmesi adına, nefret suçu ve özellikle de nefret söylemleri hakkında etkin bir şekilde uygulanacak caydırıcı düzenlemelere ihtiyaç olduğu gözler önündedir.

Ek olarak, hukukumuzda ayrımcılık ve eşitlik ile ilgili mevcut düzenlemelerde, “cinsel yönelim”, “cinsiyet kimliği” gibi ibarelere açıkça yer verilmemesi nedeniyle bu kişilere yönelen ayrımcılık ve nefret suçları, bu kapsamda değerlendirilmemektedir.[6] Özellikle son zamanlarda cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim dolayısıyla birçok insan ayrımcılığa ve şiddete maruz kalarak mağdur olmaktadır. Ancak bu mağduriyet, düzenlemelerin yetersiz olması hasebiyle telafi edilememekte ve failler ise cezasız kalmaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde geçen “Türkiye Cumhuriyeti… demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” ibaresine göre ülkemizde yaşayan her bireyin eşit bir şekilde korunması gerekmektedir ve bu eşitliğin sağlanması adına bahsi geçen ibarelerin, açık ve net bir şekilde, gerekli düzenlemelerde yerini alması oldukça mühimdir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 10 Eylül 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

DEMİRBAŞ, T. (2017). NEFRET SÖYLEMİ VE NEFRET SUÇLARI . D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, 19, 2693-2701.

GÜREL, B. (2021, AĞUSTOS 4). NEFRET SUÇLARI VE NEFRET SÖYLEMLERİ. AĞUSTOS 28, 2021 tarihinde HUKUKİ, HABER: https://www.hukukihaber.net/nefret-suclari-ve-nefret-soylemleri-makale,9268.html adresinden alındı

GÜRLER, C. (2010, OCAK 259-274). Nefret Suçları ve İş Hayatı. ANKARA BAROSU DERGİSİ.

DİPNOTLAR

[1] (GÜREL, 2021)

[2] (DEMİRBAŞ, 2017)

[3] (GÜREL, 2021)

[4] (GÜRLER, 2010)

[5] (DEMİRBAŞ, 2017)

[6] (GÜREL, 2021)

This div height required for enabling the sticky sidebar