Hit enter after type your search item

MÜDAFİ YARDIMINDAN YARARLANMA VE KENDİNİ BİZZAT SAVUNMA HAKKI

/

Yazar: Umut Arda Apaydın

“Mantığın en ufak bir teması makul olmayan muhakemelerin hepsini geçersiz kılar.”

-Victor HUGO / Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Giriş

Adil (dürüst/hakkaniyete uygun) yargılanma hakkı ([en.] Right to a trial / [fr.] Droit à un procès équitable) yargılama sürecinin tümüne ilişkin bir hak olup bu sürecin sonunda adil karar verilebilmesi için gereken koşulların tamamının sağlanmasını gerektirir. Adil yargılanma hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin (İHEB) 10. maddesinde ve Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlemiştir. AİHS m.6/1’de hakkın gövdesi ortaya konulmuştur. Buna göre dava, 1) kanunla kurulan, 2)bağımsız ve tarafsız, 3) mahkeme önünde, 4) makul sürede, 5) açık duruşmada görülmelidir. Ne var ki fıkranın birinci cümlesinde davanın aynı zamanda “hakkaniyete uygun surette” dinlenilmesi de istenmiştir. İşte Strasbourg denetim organları, bu ibareden hareketle, adil yargılama kavramının, fıkrada açıkça sayılanlar yanında, zımni unsurları da içerdiği sonucuna varmışlardır.[1] AİHS m.6/2’deki “suçsuzluk karinesi” ve m.6/3’teki “suç ile itham edilen kişilere yönelik asgari haklar” adil yargılanma hakkının parçaları olup adil yargılanma hakkı bu maddelerde sayılanlarla sınırlı değildir. Dolayısıyla, adil yargılanma hakkı kendisini oluşturan ve AİHS m.6’da sayılan unsurlardan bağımsız, genel (torba) bir hak olduğunu söyleyebiliriz.[2]

1. Şüpheli veya Sanığın Olanakları

Suç ile itham edilenler için asgari hak olan Sanığın Kendini Bizzat Savunma ve Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı,

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: (…)

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

ifadeleriyle sözleşmede düzenlenmiştir. Bu hüküm incelendiğinde sanığın bu hak bağlamında üç temel olanağa[3] sahip olduğu ifade edilebilir:

2. Şüpheli veya Sanığın Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı

Müdafi hukuk devletine yaraşır bir muhakemenin güvencesini teşkil eder ve aynı zamanda, muhakeme hukukuna ilişkin kurallara uyulup uyulmadığının gözlemcisidir.[4] Keza şüpheli veya sanığın bir müdafinin bilgi ve tecrübesinden yararlanmaya ihtiyaç duyması da olası bir durumdur. Bu sebeple şüpheli veya sanığın muhakemenin her aşamasında, hatta infaz esnasında veya muhakemenin iadesi söz konusu olduğunda, kendi seçeceği veya adli yardım yoluyla atanan ücretsiz bir müdafinin yardımından yararlanma hakkı vardır.[5] Bu hak hukukumuzda AİHS m.6/3-c ve Anayasa m.36’da yer alan adil yargılanma hakkının gereğidir. Keza Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.149/1’de “Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir...” denilmek suretiyle bu hak daha da somutlaştırılmıştır. Dikkat edilmelidir ki adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumda oynadığı önemli rol gereği, AİHS m.6/3-c hükmü sanığa “teorik ve hayli” değil, fakat “somut ve gerçek” bir savunma sağlamayı hüküm altına almaktadır.[6]

a. Müdafi Seçimi

Sanık müdafi seçebileceği gibi adli yardım kapsamında kendisine müdafi atanabilmektedir. Bu başlık altında sanığın müdafi seçebilme hakkı, adli yardım kapsamında müdafi seçebilme hakkı ve tüm bunlar sonucunda zorunlu müdafinin anlamı incelenecektir.

i. Şüpheli veya Sanığın Müdafi Seçebilme Hakkı

Sanığın AİHS m.6/3-c kapsamında öncelikli olanağı müdafini bizzat seçebilme imkânına sahip olmasıdır. Sanığın seçtiği müdafi yerine yetkili merci tarafından başka bir müdafinin görevlendirilmesi ya da bu kimselerin müdafi seçme hakkını kısıtlamaya yol açacak bir takım tedbirlere başvurulması, müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlalini gündeme getirecektir.[7]

ii. Adli Yardım Kapsamında Müdafi

Sanığın müdafi seçebilecek durumda olmaması halinde sanık, müdafi yardımından yoksun bırakılamaz. Bu durumda AİHS m.6/3-c’ye göre “eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek…” de suç ile itham edilen kişinin asgari hakları arasında sayılmıştır. AİHM, adaletin yerine gelmesi için gerekli oluduğunu tespit etmek için üç nokta üzerinden inceleme yapmaktadır: Birincisi, sanığı risk altında bırakan cezanın ağırlığına bağlı olarak suçlamanın ciddiliği; ikincisi davanın karmaşık, güç bir yapıya sahip olması; nihayet üçüncüsü sanığın şahsi durumudur.[8] İç hukuk bakımından da sanığa adli yardım kapsamında müdafi atanması CMK m. 150/1’de “Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.” hükmüyle düzenlenmiştir.

Adli yardım bakımından iki önemli sorunla karşı karşıya kalınmaktadır: 1) Adli yardım ücretlerinin kim tarafından ödeneceği sorunu ve 2) Adli yardım bağlamında atanan avukatın görevini yerine getirmemesi halinde devletin sorumluluğunun olup olmayacağı sorunu.

Türk hukukunda adli yardım ücretleri CMK Yürürlük Kanunu m.13/1 uyarınca yargılama giderlerinden sayılmaktadır. CMK m.325 uyarınca “Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.” Peki, bu durum bir hak ihlali midir? AYM’nin bu konu hakkında verdiği kararda[9]: “Sözleşmede [AİHS] ücretsiz müdafi yardımından yararlanma koşula bağlı tutulduğundan bu hak mutlak bir hak niteliğinde değildir. 5271 sayılı Kanun’a göre, yargılama sürecinde hüküm kesinleşinceye kadar şüpheli veya sanıktan yargılama giderleri istenmemektedir. Hüküm kesinleştikten sonra ise kendisinden yargılama giderleri içerisinde müdafi, vekil ücreti ve mağdurların tanık olarak dinlenmesi sırasında hazır bulundurulan uzmanlara ödenecek olan ücret istenen kimse şüpheli veya sanık değil artık hükümlü sıfatını taşımaktadır. Yukarıda anılan düzenlemeler ile şüpheli veya sanığa adil bir şekilde savunma imkânlarının sağlanması ve silahların eşitliği ilkesi uyarınca mağdur haklarının güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde bu imkânlar sağlandıktan sonra, yardım kapsamında ödenen ücretlerin yargılama gideri olarak hükümlüden tahsilinin öngörülmesinin adil yargılanma hakkına aykırı bir yönü yoktur.” ifadeleriyle bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal etmediğini ortaya koymuştur.

Daha önce de ifade edildiği gibi AİHS m.6/3-c hükmü sanığa “teorik ve hayli” değil, fakat “somut ve gerçek” bir savunma sağlamayı hüküm altına almaktadır.[10] Bu doğrultuda, savunma hakkının gerçek ve etkili anlamda sağlanması için ulusal merciler tarafından görevlendirilen müdafilerin savunma faaliyetlerindeki etkinliklerinin denetlenmesi ve yapmış oldukları hatalara bağlı hak kayıplarının önlenmesi bakımından gerekli tedbirlerin alınması, devletlerin pozitif yükümlülüğü kapsamında ele alınmaktadır. Fakat söz konusu yükümlük dolayısıyla devletin sorumluluğunun gündeme gelebilmesi için; 1) Etkin bir hukuki yardım sağlanamadığının bariz bir şekilde belli olması (açık savunma hatası) veya 2) Hata açık değilse, savunma hakkının etkin bir şekilde yerine getirilmemesiyle sonuçlanan savunma eksikliklerinin yetkili mercilerin dikkatine sunulmuş olması gerekmektedir. Bahsi geçen şartların dışında, görevini yerine getiren ve kendisinden beklenen niteliklere sahip olan müdafinin yetkinliğinin, mesleği icra ediş şeklinin, yaptığı savunmanın etkili olup olmadığının denetlenmesi müdafilik kurumunun niteliği ve müdafilik görevini yerine getiren avukatlık mesleğinin konumu ile bağdaşmaz.[11]

iii. Zorunlu Müdafinin Anlamı

Müdafi aracılığıyla savunulma konusunda tercih yapma olanağının şüpheli veya sanığa bırakıldığı hallerde görev yapan müdafie ihtiyari müdafi, görevlendirilmesi konusunda şüpheli veya sanığın iradesinin önem taşımadığı hallerde görev yapan müdafie ise mecburi veya zorunlu müdafi denir.[12] Müdafinin zorunlu olarak bulunması gereken hallerde şüpheli veya sanığın müdafinin yardımından yararlanma hakkından vazgeçmesi, vazgeçmenin her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta yapılması ve vazgeçmenin sonuçlarının bilincinde olması durumunda dahi söz konusu olamaz. Ulusal mevzuat uyarınca özellikle üst derece mahkemeleri önünde bir sanığın mahkeme önünde avukatla zorunlu temsilinin öngörülmüş olması AİHS’e aykırı değildir.[13] Şüphelinin veya sanığın öncelikle zorunlu müdafi olduğu hallerde kendisi tarafından belirlenecek bir müdafinin yardımından yararlandırılmalıdır. Adli yardımın şartlarının olması halinde, mahkeme tarafından şüpheli veya sanığa bir müdafi atanabilir. Ancak şüpheli veya sanığa kendisi için bir müdafi atandığı bilgisi kesinlikle verilmelidir aksi halde atanmış müdafi tarafından yapılan işlemler sanığı bağlamayacaktır. Bu konu hakkında AYM kararında, “…Kendisine avukat atandığını bilmeyen, kendisine atanan avukatı beğenmediği takdirde bu avukatın değiştirilmesini isteme hakkına sahip bulunan başvurucu, atandığını bilmediği bir avukatın tasarruflarından sorumlu tutulamaz ve bu avukatın yaptığı tüm işlemleri peşinen kabul etmiş sayılacağını söylemek mümkün değildir.[14] denilmiştir.

b. Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkının Ceza Muhakemesi Bakımından Etkileri

Toplumun korunması gerekleri ile bireyin korunması gerekleri arasında denge oluşturmaya çalışan modern ceza muhakemesi hukuku, gerçeği araştırmaktadır.[15] Gerçeğin araştırılması faaliyeti sırasında iddia makamının sonsuz yetkiyle donatıldığı ama savunmanın bu gücü dengeleyecek yetkilerden yoksun olduğu veya suçla mücadele görevi üstlenen hâkimin iddialarda da bulunabildiği durumlar sonucunda varılan “otoritenin gerçekliği” esas alınarak hükme varılması düşünülemez. Bu noktada mutlaka diyalektik yöntem işletilerek ortak şüphe yine ortak faaliyet sonucunda ulaşılan gerçeklikle yenilmelidir. Diyalektik yöntem, adli olmaktan öte, hayatın her alanında insanlığın gerçeği araştırmak için icat ettiği “en etkili” veya başka bir deyişle “en az kusurlu” yöntemdir. Bu nedenle geçmişten bu yana söz konusu yöntem “düşüncelerin tartışılması yoluyla gerçeğe ulaşılması ve gerçeğin kavranması sanatı” olarak da bilinmektedir.[16] Burada tez, antitez ve sentezden oluşan diyalektiğin kurulması ile gerçeğe ulaşılmaktadır. Savunma açısından bu diyalektik yoluyla senteze, yani hükme etki edebilme olanağı hayati bir role sahiptir. Dolayısıyla savunma tarafında bulunan şüpheli veya sanığın bu hayati olanağını kullanabilmesi müdafi yardımından yararlanma hakkı ile güçlenmekte ve güvence altına alınmaktadır.

Silahların eşitliği ilkesi iddia ve savunma makamlarınca sahip olunan hak ve yetkiler arasında denge olmasını gerektirmektedir. Silahların teoride eşit olduğu bir muhakemede müdafinin bilgi ve deneyimine muhtaç olan şüpheli veya sanığın fiili durumda müdafiine ulaşmasının engellenmesi ile hakların ve yetkilerin fiiliyatta kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. Nihayetinde silahların fiili anlamda eşit olabilmesinin de bir yolu müdafi yardımından yararlanmaktan geçmektedir.

Ayrıca müdafi yardımından yararlanma hakkı, çelişmeli muhakeme hakkı bağlamında güvence altına alınan bilgilenme hakkını (bu bağlamda AİHS m.6/3-a’da düzenlenen isnadın bildirilmesi hakkını) ve tartışma (açıklamalarda bulunma) hakkını da desteklemekte, bu haklara yönelik güvenceyi artırmaktadır.

Şüpheli veya sanığın müdafiye başvurmadaki en temel nedeni onun hukuki yardımından yararlanabilmektir. Dolayısıyla şüpheli veya sanık, müdafii ile üçüncü kişilerin duymayacağı şekilde, tam bir gizlilik içinde görüşme yapabilme imkânı tanınmış olunmalıdır. AİHM’e göre “mutlaka konuşmaların önlenmesi veya dikkatle dinlenmesi gerekmez. Mahkeme’nin yaklaşımı uyarınca konuşmaların dinlendiğine dair akla yatkın sebeplere dayanan gerçekçi bir inanç da, avukatın sağladığı yardımın etkinliğinin sınırlanması için yeterlidir.[17] Ayrıca duruşma sırasında da sanığa etkili bir şekilde hukuki yardım alabilme imkânı tanınmalıdır. Bu bakımdan duruşma salonunda müdafi ile sanığın durdukları yerlerin (yani duruşma düzeninin) sanığın hukuki yardım almasını önleyecek biçimde olmaması gerekmektedir. Tüm bunlarla birlikte sanık hem müdafi yardımından yararlanma hakkını daha iyi kullanabilecek hem de muhakeme ilkelerine uygun bir şekilde gerçeğe ulaşılmış olunacaktır.

3. Sanığın Kendini Bizzat Savunma Hakkı

AİHS m. 6/3-c hükmüne göre,

            “3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: (…)

c) Kendisini bizzat savunmak

denilerek, şüphelinin veya sanığın kendini bizzat savunma hakkına da sahip olduğu ifade edilmiştir. Zorunlu müdafinin bulunduğu hallerde şüpheli veya sanık bu hakkını kullanamamakta, bunun haricindeki durumlarda da belirli şartlar (adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden vazgeçmenin şartları) dâhilinde şüpheli veya sanık kendisini bizzat savunabilmektedir. Bizzat savunma yapılabilmesi için, öncelikle sanığın mahkeme önünde hazır bulunma imkânına sahip olması gerekmektedir.[18]

Şüpheli veya sanık adil yargılanma hakkının sağladığı güvence olan müdafi yardımından yararlanma hakkından bazı durumlarda vazgeçerek kendini bizzat savunabilmektedir. AİHM’in Salduz/Türkiye kararında ifade ettiği gibi “Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığının gerektirdiği asgari garantileri içermesi beklenir.[19] AİHM’in Talat Tunç kararına bakılırsa “Başvuranın avukat yardımı talep etmediğine dair Hükümet’in argümanı konusunda, AİHM, AİHS’nin 6. maddesinin ne sözcük anlamında ne de muhakemesinde, bir kimsenin, re’sen tayin edilen bir avukat tarafından temsil edilmesi hakkını kendi isteğiyle açık ya da üstü kapalı bir şekilde reddetmesini engellemediğini hatırlatmaktadır. Ancak benzeri bir vazgeçme ikircil olmamalı ve önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemelidir. AİHM, sanığın, AİHS’nin 6. maddesinin güvence altına aldığı bir haktan vazgeçmesinin sonuçlarını makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerektiğine kanaat getirmektedir.[20]

Vazgeçmenin şüpheye yer vermeyecek derecede açıklıkta olmak ve kamu yararına aykırı olmamak şartıyla duruşmada hazır bulunmak için kendine düşeni yerine getirmeyen sanığın, bu haktan zımnen vazgeçtiği düşünülerek gıyabında yargılamaya devam edilebilir.[21]

Sonuç 

Adil yargılanma hakkı bireyin diğer haklarına ulaşabilmesi için kritik öneme sahip olan bir hak olup adil karar verilebilmesi için sürece ilişkin gerekli olanakların yer almasını gerektirmektedir. Ceza ve ceza muhakemesi hukuku bireylerin hayatında telafisi mümkün olmayan “zaman” kavramını müeyyide olarak kullandığından adil yargılanma bu alanda daha da kıymetli bir yere sahiptir.

Ceza muhakemesinde amaç adli yolla hukuki ve maddi sorunun çözülmesidir. Özellikle maddi gerçeğe ulaşma çabası tarih süreci içinde insanlığı yanlış yöntemlerin benimsenmesine itse de en sonunda benimsenen diyalektik yöntem en az hatalı sonuca ulaşmamızı sağlamıştır. Diyalektik yöntemin etkili olabilmesi için gücünü devlet yetkisinden alan iddia makamının karşısına sağlam bir savunma makamının çıkması gerekir. İşte bu sebeple hukuki bilgi ve deneyimden yoksun olan şüpheli veya sanığın bir müdafi yardımından yararlanabilmesi gerekmektedir.

Bu bakımdan öncelikle şüpheli veya sanığın müdafi seçebilmesi, bu imkâna sahip olmaması halinde müdafi atanması yoluyla müdafi yardımından yararlandırılması gerekmektedir. Eğer bir şüpheli veya sanık -zorunlu müdafi halleri dışında- müdafi yardımından yararlanmak istemeyip bizzat kendisini savunmak isterse bu tercih kamu menfaatiyle ters düşmemeli ve  hiçbir şüphe duyulmayacak biçimde açık bir tercih olmalıdır. Keza şüpheli veya sanığın bu kararının olası sonuçlarının bilincinde olması, kararı ile orantılı asgari güvencelerin de sağlanması zaruridir.

En nihayetinde bireyin hayatına “zücaciyeye giren fil misali” giren bir ceza muhakemesi, ne pahasına olursa olsun gerçeği bulmak ve suçla savaşmak amacında olmayıp, diyalektik yolla ortak şüphenin yenilmesini hedeflemektedir. Ortak şüphe yenilmeden verilecek her karar bir insanın ömründen çalınacak nice fırsatların, nice mutlulukların hırsızı olacaktır. İşte müdafi bu hırsızlığın önünde bilgi ve deneyimiyle durarak bireyi savunan yegâne imkânımızdır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 30 Haziran 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

BAŞIBÜYÜK, İsa. (2013). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 6/3-c) Kapsamında Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı. Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/823779

CENTEL, Nur; ZAFER, Hamide. (2020). Ceza Muhakemesi Hukuku. İstanbul: Beta.

GÖZÜBÜYÜK, Şeref; GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İnceleme ve Yargılama Yöntemi. Ankara: Turhan Kitabevi Yayınları.

İNCEOĞLU, Sibel. (2018). Adil Yargılanma Hakkı Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi – 4. https://www.anayasa.gov.tr/media/3547/04_adil_yargilanma_hakki_son.pdf .

TANER, Fahri Gökçen. (2019). Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Çelişme ve Silahların Eşitliği. Ankara: Seçkin Yayıncılık. https://www.turcademy.com/tr/kitap/ceza-muhakemesi-hukukunda-adil-yargilanma-hakki-baglaminda-celisme-ve-silahlarin-esitligi-9789750247897 .

TOROSLU, Nevzat; FEYZİOĞLU, Metin. (2020) Ceza Muhakemesi Hukuku. Ankara: Savaş Yayınevi

YILDIRIM, Akif. (2017). Bireysel Başvuruda Ceza Yargılamasını İlgilendiren Kararlar. https://www.anayasa.gov.tr/media/3551/bireyselbasvurudacezayargilamasinailiskikararlar.pdf

DİPNOTLAR

[1] GÖZÜBÜYÜK, Şeref; GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İnceleme ve Yargılama Yöntemi. s.263.

[2] CENTEL, Nur; ZAFER, Hamide. (2020). Ceza Muhakemesi Hukuku. s. 180.

[3] GÖZÜBÜYÜK, Şeref; GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019) a.g.e. s.296. Ayrıca Bakınız: Pakelli/Federal Almanya, B. No:8398/78, 25.04.1983, § 31 (Aktaran: CENTEL, Nur; ZAFER, Hamide. (2020). a.g.e. s.188).

[4] TANER, Fahri Gökçen. (2019). Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Çelişme ve Silahların Eşitliği. s. 175.

[5]Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir şekilde yararlanma hakkı, mutlak olmamakla beraber adil yargılanma ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır.Salduz/Türkiye (BD), B. No: 36391/02, 27.11.2008, § 51 (Aktaran: CENTEL, Nur; ZAFER, Hamide. (2020). a.g.e. s. 188.)

[6] GÖZÜBÜYÜK, Şeref; GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019). a.g.e. s. 296.

[7] BAŞIBÜYÜK, İsa. (2013). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 6/3-c) Kapsamında Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı. s.1352.

[8] a.g.e. s.1355.

[9] AYM, E. 2013/9, K. 2013/121, T. 31.10.2013 (Aktaran: CENTEL, Nur; ZAFER, Hamide. (2020). a.g.e. s.188).

[10] GÖZÜBÜYÜK, Şeref; GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019). a.g.e. s. 296. Aynı Yönde: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması (Bkz. Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49-50) ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Bkz. Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33)” AYM, Erol Aydeğer,  B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32. Ayrıca Bakınız: Gürhan Nerse, B. No: 2013/5957, 30/12/2014, §45 (Aktaran: YILDIRIM, Akif. [2017]. Bireysel Başvuruda Ceza Yargılamasını İlgilendiren Kararlar. s.254).

[11] BAŞIBÜYÜK, İsa. (2013). a.g.e. s.1359.

[12] CENTEL, Nur; ZAFER, Hamide. (2020). a.g.e. s.220.

[13] GÖZÜBÜYÜK, Şeref; GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019). a.g.e. s. 298.

[14] Gürhan Nerse, B. No: 2013/5957, 30/12/2014, § 53 (Aktaran: YILDIRIM, Akif. [2017]. a.g.e. s.256).

[15] TOROSLU, Nevzat; FEYZİOĞLU, Metin. (2020) Ceza Muhakemesi Hukuku. s.7.

[16] TANER, Fahri Gökçen. (2019). a.g.e. s. 69.

[17] Urazov/Rusya, B. No: 42147/05, 14.06.2016, § 86.

[18] İNCEOĞLU, Sibel. (2018). a.g.e. s.333. Aynı Yönde: Sanığın kendi kendini savunabilmesi için mahkeme önünde bizzat hazır bulunması, bu imkana sahip olması gerektiği şüphe götürmez. (…) Bu konuda Mahkeme, ‘3. fıkra her ne kadar sarahaten öngörmemekte ise de sanığın duruşmaya katılması olanağı bütünüyle 6. maddenin konu ve amaçlarından (adil yargılanma kavramından) kaynaklanmaktadır’ diyor. ” GÖZÜBÜYÜK, Şeref; GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019). a.g.e. s. 297.

[19] Salduz/Türkiye (BD), B. No: 36391/02, 27.11.2008, § 59 (Aktaran: CENTEL, Nur; ZAFER, Hamide. (2020). a.g.e. s. 188).

[20]  Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27.03.2007, § 59.

[21] GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; SAYGILI, Abdurrahman. (2019). a.g.e. s. 297.

This div height required for enabling the sticky sidebar