Hit enter after type your search item

MAKYAJ ve TOPLUMSAL CİNSİYET

/

Yazar: Ekin Acıyiyen

İnsanlık tarihinde hem kadın hem de erkekler kendi bedenlerini ve özellikle yüzlerini özü bitkilerden ve madenlerden oluşan kendi ürettikleri boyalarla süslemekteydiler. Yapılan bir araştırma kadın ve erkek yüzlerinin birbirlerinden pigmentasyon, kontrast ve parlaklık açısından farklılık teşkil ettiğini ve bu farklılıkların evrensel olarak insanların “kadınsılık” ve “erkeksilik” algılarında rol oynadığını ileri sürmüştür. Eski toplumlarda kadınlar da erkekler de makyaj yaparken, içinde bulunduğumuz dönemlerde bazı istisnalar dışında gündelik makyajı kadınlar erkeklerden daha çok yapar hale gelmiş, ve buna göre gelişen kozmetik sektörüyle birlikte kozmetik reklam, üretim ve pazarlamaları daha çok kadınlara yönelik hale gelmiştir. Bu çalışma, neden kadınların erkeklerden daha çok makyaj yaptığını ve buna etki eden etmenlerin ne olduğunu incelemektedir.

Tarihçesi milattan önceki yıllara dayanan makyaj, bugün genel olarak kadınlar tarafından olmakla birlikte, günlük yaşamda, sahne sanatlarında, hatta hala savaşlarda kamuflaj için kullanılmaktadır. Evrimsel açıdan ve türler arası ilişki perspektifinden bakıldığında çoğu hayvan türünde, üremek için potansiyel olarak görülen dişileri etkilemek için dişi yerine erkeğin daha gösterişli bir yapıya sahip olduğu ve bu şekilde evrildiği bilinmektedir. Bunlara örnek olarak tavus kuşu, bazı diğer kuş türleri ve aslan verilebilir. Tavus kuşunda erkeğin dişiye göre daha renkli, çok ve uzun tüyleri, yine aslanda erkeğin dişiye göre daha uzun ve gür yeleleri ve bazı diğer kuş türlerinde erkeğin renklerinin daha dikkat çekici olduğu başta Darwin tarafından olmak üzere cinsel seçilimi açıklayarak gözlemlenmiştir. Yani örneğin tavus kuşları için:

“…Darwin’e göre normalde bu kuşların ataları sıradan ve soluk renklere sahipti; ancak belli bir soy hattında parlaklık, “sağlıklılık ve bu masraflı yapıya rağmen hayatta kalabilecek kadar güçlülük” anlamına geldiği için cinsiyetlerden biri (genellikle dişiler) tarafından seçildi. Bu seçilim nedeniyle, her nesilde daha iri ve parlak kuyruklular hayatta kaldı ve nesiller sonunda evrimleşen ve bugün ‘tavuskuşu’ dediğimiz türlerin erkeklerinin kuyrukları rengarenk ve kocaman bir hale geldi.”

(Bakırcı & Erdem, 2018).

Charles Darwin’e göre türler Cinsel Seçilim’e bağlı olarak bu şekilde evrimleşip son halini alırken Alfred Russel Wallace Darwin’e katılmadığını belirtmiştir. Ona göre, tavuskuşları ortak bir ataya sahipti; yani başta dişisi de erkeği de parlak, uzun, dikkat çekici renkleri olan, gösterişli tüylere sahipken dişi olanlarının yavrusuna bakım vermesi, onları koruması gerekmesi ve hatta bu yüzden saklanması gibi sebeplerden ötürü zamanla renkleri solmuş ve kuyrukları küçülüp daha sıradan bir hal almıştı (Bakırcı & Erdem, 2018).

“Yani tavuskuşlarının dişileri, hayatta kalma mücadelesi çerçevesinde evrimin Doğal Seçilim mekanizmasının etkisiyle bugünkü hallerini almışlardı.”

(Bakırcı & Erdem, 2018).

27 Mart 2015’te Science dergisinde yayımlanan bir makaleye göre bilim insanları 900’den fazla kuş türünü inceleyerek Charles Darwin’in de Alfred Russel Wallace’ın da haklı olduğunu gösterdiler. “Çalışmanın sonuçlarına göre Doğal Seçilim, gerçekten de iki cinsiyetin renklerini birbirine benzeyecek yönde çalışıyor. Dolayısıyla eğer ki canlılar üzerinde çiftleşme baskısı bulunmuyorsa (eş bulmak kolaysa ve eşlerin sayısı fazlaysa), Doğal Seçilim devreye girip gücünü göstererek iki cinsiyetin renklerini birbirine benzer ve yakın hale getiriyor. Ancak eğer ki üreme konusunda sıkıntı varsa, yani çevresel bir üreme baskısı bulunuyorsa, Cinsel Seçilim devreye girerek belli başlı özelliklerin vurgulanmasını ve ön plana çıkmasını sağlıyor. Böylece az sayıda bulunan eşlerin rastgele çiftleşmek yerine var olanlar arasında en iyileri seçerek popülasyonun küçülmesinin önüne geçilmesi mümkün oluyor.” (Bakırcı & Erdem, 2018). Görülüyor ki, Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim birbirini dengeliyor.

İnsanlık tarihinde Homo Sapiens türünde de durum benzerken ve erkeğin dişiye göre daha gösterişli olduğu ve olmaya çalıştığı görülürken- bazı eski toplumlarda krallar ve din adamlarının ve hatta Osmanlı padişahlarının güç, kudret ve ihtişam göstergesi olarak altın vb. değerli taşlar ve madenlerle süslenmesi, ipekten ve diğer günümüzde “kadınlara özgü” denilebilecek ve daha çok kadınlar tarafından tercih edilen kumaşlardan kıyafetler ve yine dikkat çekici renklerde giyinmeleri gibi- günümüze gelene kadar, genele baktığımızda, toplumun ve yüksek sermayeye sahip olan kozmetik başta olmak üzere sektörlerin bu durumu tersine çevirdiğini ve dişi türünün daha gösterişli hale geldiğini görmekteyiz.

Makyajın Tarihçesi

Makyaj kelimesi Türkçeye Fransızcadan (maquillage) geçmiş olup Türk Dil Kurumuna göre “Yüzü güzelleştirmek için boyama, yüz boyama, yüz bakımı” anlamına gelmektedir. Yapılan arkeolojik kazı ve çalışmalarda yaklaşık 75,000 yıllık boya pigmentleri bulunarak insanların vücutlarını kıyafetlerle örtmeden önce boyalarla süsleyip kapattıkları düşünülmektedir (Adams, Ambady, Nakayama, & Shimojo, 2010). Eski Mısır’da kadınların yüzlerini ve vücutlarını çeşitli renklerle boyamaları, özellikle el ve ayak parmaklarında kına kullanmaları yaygındı, aynı zamanda diğer eski toplumlarda olduğu gibi Mısır’da sadece kadınlar değil erkekler de yüzlerini ve vücutlarını boyuyorlardı, Çin’de halk tarafından vücudun bazı bölgelerinin belli renklere boyanması yasaktı (Aytuğ, 2009). En eski toplumlar içerisinde makyaj ve kozmetik konusunda en gelişmiş sayılan toplum Mısır’dır denilebilir. Kleopatra’yla da ikon haline gelmiş sürme de çok yaygın kullanılmakla birlikte günümüzde siyah göz kalemi ya da sürmeyle gözleri belirginleştirilerek yapılan Kleopatra tarzı makyaj hala kullanılmaktadır. Sürme aynı zamanda gözleri çeşitli hastalıklardan ve güneş ışınlarından korumak, çapaklanmayı engellemek ve diğer sağlık sebepleriyle de kullanılmaktaydı. Eski Yunanlılarda da kozmetik Mısır sayesinde zenginleşip gelişti, bu sırada her toplumun benimsediği güzellik anlayışı ve “süslenme” tarzı  özellikle de olağan olarak günümüze göre çok farklıydı; Roma’da kadın ve erkekler yüzün belli kısımlarını beyazlatmak için tebeşir gibi maddeler kullanıp yanaklarını kırmızı renge boyuyorlardı, yine kaşların ve göz kapaklarının belirginleştirilmesinde kömür ve toz antimon kullanılmaktaydı (Aytuğ, 2009). Avrupa’da erkeklerin peruk takması, yüzlerini beyazlatıp dudaklarıyla yanaklarını allık ve ruj olarak kırmızıya boyamaları ve hatta kaş ve kirpiklerini siyaha ya da kahverengiye boyayarak makyaj yaptıkları görülürdü. Bazı toplumlarda ve Osmanlı’da dini de olabilen sebeplerle erkeklerin sakallarını güç göstergesi olarak uzun bırakmaları yaygındı. Osmanlı’da kadınlar makyaj malzemesi yerine geçen pek çok malzemeyle birlikte sürme de kullanmaktaydı. 1920 ve 30’lu yıllarda Cumhuriyet’in kabulüyle toplumun her alanında gerçekleşen değişimin de etkisiyle Türk kadınları makyajda geleneksel yöntemleri daha az benimseyerek ve aynı zamanda çalışmaya başlayıp hayatta daha aktif rol almaya başlayarak Avrupa’dan getirilen makyaj malzemelerini kullanmaya başlamışlardır (Aytuğ, 2009). Aynı zamanda Türkiye’de sahne sanatlarının yaygınlaşmaya başlaması da elbette makyajın da daha küresel olarak benimsenen uygulamalarını ve daha fazla insanın yüz makyajını uygulamasını beraberinde getirmiştir. Bu sırada Türk toplumunda da erkekler kozmetik değil ama makyaj ve vücut süsleri konusunda giderek daha sade hale gelmişlerdir; ki daha önceleri de Türk halkının erkeklerinin Osmanlı’da da kesin olmamakla birlikte sürme dışında makyaj yaptıklarına dair pek bir veri yok.

Makyaj, Toplumdaki Rolü ve Toplumsal Cinsiyet

Sahne sanatları, sağlık, gelenek, ritüel, savunma ve savaş gibi sebepler dışında günlük yaşamda kadınların bir kısmı neden makyaj yapma “ihtiyacı” duyuyor ve genele baktığımızda erkekler neden makyaj yapmıyor, ya da neden erkeklerde makyaj yapan kesim kadınlara göre daha azdır? Bu “ihtiyaç” algısını yaratan kimlerdir veya nelerdir?

İnsanlar makyajın genel olarak yüzlerini daha “maskülen” ya da “feminen” gösterdiğini, bu “feminenlik” ya da “maskülenlik”lerini ortaya çıkardığını düşünmektedirler. Bunun sonucu olarak da birçok çalışmada makyajla yüzün daha maskülen ya da feminen oluşuna göre insanlara daha çekici gelip gelmediği bulunmuştur. Yapılan çalışmalardaki evrensel ortak fikir gösteriyor ki bir yüzün insanlara ne kadar çekici geldiği ve biyolojik olarak ne kadar “dişi”, ne kadar “erkek” ve ne kadar androjen göründüğü kültür ve bulunulan sosyal toplumun katkısının olmasıyla birlikte kökeninde  kültürel ya da sosyal olarak belirlenmeyip biyolojik bir altyapıya dayanmaktadır (Adams ve ark., 2010).

İnsanların bir yüzü çekici bulmasında ise yüzdeki simetri ve asimetri oranı, biyolojik feminenlik ya da maskülenlik, yüzün ne kadar genç göründüğü- ki bunun da hayatta kalma ve soy devam ettirmede insanlık için önemli olan ve atalarından kalmış üreme kapasitesiyle ilgisi vardır- cildin homojenliği gibi çeşitli etkenlerin rol oynaması söz konusudur (Adams ve ark., 2010).

Bir makaleye göre kadınların yüzündeki parlaklık kontrastı farkının erkeklerinkine göre daha fazla olduğu bulunmuştur ve makyaj bu kontrastı daha da artırmaktadır. Siyah beyaz fotoğraflarda, kadınların yüzündeki bu farklılık “çekiciliği” ve “feminen görünümü” artırırken erkeklere aynı fark uygulandığında erkeklerin çekiciliği ve “maskülen görünümü” azalmaktadır. Aynı çalışmada toplumlar ve kültürler arasında kadınların kırmızı renkli dudaklara sahip olmasının cinsel olarak uyarılmayla alakalı olan damarların genişleyerek kan basıncının artmasını taklit etmesiyle ilgisinin olduğu belirtilmektedir (Stephen & Mckeegan, 2010). Bütün bu bilgiler ışığında makyajın cinsiyetler arasındaki görünüş farkını daha da artırdığı, ve böylece makyajla biyolojik cinsiyeti kadın olanın “kadınsı”, biyolojik cinsiyeti erkek olanın ise “erkeksi” görünmesi vurgulanmaktadır. Bunda da sorgulanması gereken şey zaten doğal olarak bulunan bu farklılığın niçin bu denli vurgulanmaya çalışıldığıdır. Buna birçok görüş katkı sağlamakla birlikte nedeni ataerkil toplum düzeni ve toplumsal düzeyde “kadın” ve “erkek” dışında başka cinsiyetlerin varlığını yadsımak ve zaten var olan bu farklılıkların ortaya çıkmasını bilinçli ya da bilinçsiz olarak engellemek olabilir.

Başka bir makalede de gözlerin ve dudakların yüzün geri kalan kısmıyla kontrast oluşturmasının erkek ve kadın yüzlerinde çekiciliği artırdığı ileri sürülerek bununla alakalı 4 deney paylaşılmaktadır. Katılımcılara manipüle edilmiş ve edilmemiş (yüzde dudakların, gözlerin ve yüzün geri kalanının ışığı ve parlaklığıyla oynanarak) kadın ve erkek yüzleri gösterilerek katılımcılara her bir yüzü ne kadar çekici buldukları sorulmuştur. Çalışmanın sonucunda katılımcılar tarafından kadın yüzlerindeki parlaklık farkı fazla olanlar olmayanlara göre daha çekici bulunmuş, erkek yüzlerinde ise parlaklık farkı az olanlar daha çekici bulunmuştur. Bu sonuçlarla tutarlı olarak, kadın yüzlerindeki göz, dudak ve yüzün geri kalan kısımlarının parlaklıklarının birbirinden farkının erkek yüzlerine göre “doğal olarak”, yani doğuştan, daha fazla olduğu saptanmıştır (Russell, 2003).

Makyaj, aynı zamanda genç görünme ve ölümsüzlük arzusunun dışa vurumudur. Renklerle ve boyutlandırmalarla insan yüzü “canlı” tutularak daha genç görünebilmektedir. Yapılan çalışmalar, insanların büyük gözler, pembe dudaklar, küçük burun ve geniş alın gibi daha çok bebeklerde bulunduğu için “bebeksi” olan özellikleri daha “yardıma ve korunmaya muhtaç” ve “tatlı” bulduğunu göstermektedir. Belirli yöntem ve amaçlarla makyaj yaparak ve kadınlara makyaj yapmaları öğütlenerek bu “korunmaya muhtaç kişi” imajı çizilmektedir. Kore’de sadece bu imajı çizmek için çeşitli teknikler vardır ve içinde bulunduğumuz 2021 yılında Kore’deki kadınlar tarafından gündelik yaşamda kullanılmakta, ve gittikçe dünyaya yayılmaktadır. Yine belirli ve herkesin kullanmaya başladığı bazı tekniklerle gözler, dudaklar, yüzün geri kalan kısımları herkes tarafından benzer şekillerde boyutlandırılmakta, belirli “ünlülerin” yaptığı yüz makyajları taklit edilmekte ve böylece sokağa çıkıldığında belirli bir yaş grubunda makyajları ve dolayısıyla görünüşleri birbirinden çok da farklı olmayan kadınlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan başka bir çalışmada, bir gruba 33 YouTube modelinin bir profesyonel makyaj artisti tarafından yapılmış makyajlı ve makyajsız halleri gösterilerek katılımcılara ne kadar çekici geldiği sorulmuştur. Bu çalışmanın sonucu göstermiştir ki, aynı modelin makyajlı ve makyajsız hali arasındaki “çekicilik oylamasında” bir fark bulunmuştur; fakat katılımcıların verdiği sonuçlara göre bu fark modellerin kendi aralarındaki çekiciliğin farkından daha azdır. Aynı bağlamda yapılan ikinci bir çalışmada bu sefer 45 süpermodelin makyajlı ve makyajsız halleri gösterilmiş, bunda da yine makyajın etkisinin yarattığı farkın, süpermodellerin bireysel farklılıklarından daha az olduğu bulunmuştur (Jones & Kramer, 2016).

Buradan yola çıkılarak makyajın etkisinin yıllara, toplumlara, güzellik algısına, “akımlara” ve toplumsal cinsiyet normlarına göre değişmesiyle kesin bir çıkarım yapılamamaktadır. Fakat genele bakıldığında makyajın aslında daha sonradan endüstrileştirilmiş ve kar amacı güderek toplumun da yarattığı güzellik normlarıyla son halini aldığı görülebilmektedir. Nitekim içinde bulunduğumuz 2021 yılında, YouTube gibi çeşitli platformlarda ya da bloglarda da olmak üzere makyaj üzerine daha çok bilgi ve ilgi artışı olduğu, bu platformlardaki kişilerin makyaj sanatının ustası olup olmaması farketmeksizin çeşitli makyaj yapma yöntemleriyle önerilerini paylaştıklarını, başkalarına ve kendilerine uyguladıklarını, döneme göre belli bir akım, “trend”in takip edilerek uygulandığı görülmektedir. Makyaj yapılmasa bile sadece bu ürünlerin tanıtım içeriği altında olarak ya da olmayarak tanıtımının yapıldığı, ve kız çocuklarının bile bu “trendlere” göre “takipçilerine” çeşitli öğütler verdiği ve sonuçta en çok kazananın yine bu ürünleri üreten ve pazarlayanlar olduğu aşikardır. Bu ve benzeri platformlarda kadınlar gibi erkeklerin de makyaj yaptığı ve onların da kendi tarzlarını ortaya koyup konu ve ürünler hakkındaki tecrübe ve önerilerini paylaştıkları da görülmektedir. Ancak erkeklerin oranı yine kadınlara göre azımsanamayacak ölçüde azdır.

Kadınların nasıl olması ve olmaması gerektiği gibi kalıplaştırmaların içinde kozmetik sektörünün ekonomik olarak payının çok büyük olmasının etkisiyle de aslında kadınlar üzerinde kurulan baskı ve dayatmaların yanında örneğin “kadın dediğin çocuk büyütüp evde oturmalıdır” diyen zihniyetin bundan pek de bir farkının olmadığı söylenebilir. Bununla birlikte kadınların da yüz makyajını gösterilen normlara uyarak yapması ya da makyajsız dışarı çıktıklarında kendilerini huzursuz, “eksik” olarak tanımlayıp kadınsı ve çekici olan özelliklerden yoksun hissetmelerinin nedeni  belki de günümüzde  aslında kadınların da ister istemez bu düzen içerisinde hapsolup kalmalarıdır. Örneğin bazı iş yerlerinde aynı pozisyonda yönetici olarak çalışan bir kadın da, erkek de topluma ve kendi alt biriminde çalışan kişilere hitap etmektedir. Aynı erkek, yüzünde makyaj olmadığı zaman garipsenmeyip her günkü gibi dikkate alınırken, kadın işe giderken makyaj yapmadığında bunun özgüvenini düşürebildiği ve diğer bireyler ve özellikle kendi hemcinsi olan kadınlar tarafından nasıl algılandığıyla ilgili algısını etkileyebildiği görülmektedir. Yine çalışma hayatında güzelliğin nasıl konumlandığıyla alakalı Gürsel Yaktıl Oğuz’un “Güzellik Kadınlar İçin Nasıl Vaade Dönüşür: Kadın Dergilerindeki Kozmetik Reklamları Üzerine Bir İnceleme” adlı makalesinde (s. 185) alıntıladığı bir bölümde (Smith ve ark 1999, Gapinski ve ark 2003: 1, Beauty 2007, Phsical attractiveness 2007, Hürriyet Gazetesi 14 Mart 2010) şöyle yazılmıştır:

“…Bu ayrım iş ortamlarında kazanılan paradaki dengesizliklerde de görülmektedir. Yapılan araştırmalar düşük fiziksel cazibeye sahip olan insanların sıradan bir güzelliğe sahip olandan % 5 veya % 10 arası daha az para kazandığını göstermiştir. Bu sıradan insan da daha güzel görünenden % 3 ile % 8 arası az kazanmaktadır. Bu, görünüşle ilgili ayrımcılık olarak kabul edilmektedir. Moda sektöründe önemli bir yere sahip olan tanınmış bir marka mağazalarında çalışanlardan “yaşlı, şişman ve çirkin” olarak gördüklerini işten kovma girişiminde bulunmuştur. Cazip veya cazip olmayan insanlar arasındaki farkla ilgili bulunan sonuçlar yalnızlık, sosyal endişe, popülerlik ve çeşitli fiziksel deneyimleri ön plana çıkarmaktadır.”

İnsanların biyolojik cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri fark etmeksizin kendi bedenleri üzerindeki özgürleşme ekonomiyle yakından ilgili olduğu için gerçek eşitlik ve özgürlüğün sağlanmasının temelinde sosyolojik ve kültürel reform ve bilinçlendirmelerle birlikte ekonomik sistemlerin iyileştirilmesi yatıyor. Çünkü bedenler üzerinden para kazanmaya devam eden sektörler oldukça, sadece insanların bilinçlenmesi ve haklarını savunması, ekonominin beraberinde hukuki düzenlemeleri de etkilemesinden dolayı  yeterli değildir.

Sonuç ve Öneriler

İnsanlık tarihinin geçmişinden bugüne erkekler daha az, kadınlar daha çok yüzlerini süsleyip makyaj yapar hale gelmiştir. Kadın ve erkek yüzlerinin birbirlerinden farklı olmasında birçok etken rol oynamakla beraber, bilinmeyenler de mevcuttur. Bir yüzün bize diğerinden neden daha çekici geldiği ya da bu yüzü neden daha güzel bulduğumuzla alakalı araştırmalar halen devam etmekle birlikte, bunun daha çok biyolojik kökenli olduğu düşünülmektedir. Biyolojik olarak kadın yüzü erkeklerinkine göre daha parlak, göz, dudak ve yüzün geri kalanındaki renk ve parlaklık kontrastı daha fazla olup bu fark biyolojik cinsiyeti kadın olan bir insanın daha “kadınsı” ya da “feminen” bulunmasına neden olmaktadır. Aynı şekilde biyolojik cinsiyeti erkek olan birinin yüzündeki bu daha az olan kontrast farkı da “erkeksilik” ya da “maskülenlik” olarak adlandırılmaktadır. Kadın cildi erkek cildinden daha açık renkte olup aynı zamanda alt tonu erkeklere göre daha yeşildir, erkek cildinde ise daha yoğun hemoglobin bulunduğu için daha çok kırmızı alt tonludur. Bu fark algıya bağlı olmakla birlikte cinsiyetleri ayırt etmek için bir ölçüt olarak kullanılabilir (Adams ve ark., 2010). Neden biyolojik olarak bu şekilde tercihlerde bulunduğumuz kesin değildir, fakat şu yorum yapılabilir: bütün bu karşımızdaki kişinin cinsiyetini algılamamıza yarayan renkler, boyutlar, kontrast, ses vb. etkenlerin belki de atalarımızdan gelip üremek için seçim yapmada yardımcı olduğu söylenebilir.

“Eğer kadın ve erkek yüzlerindeki bu kontrast cinsiyetleri ayırt etmede gerçekten önemli bir yere sahipse, ki çalışmalar bunu gösteriyor, bu, aynı zamanda kadınsılığın cildi aydınlatıp dudak ve gözleri koyulaştırdığımızda kontrast yaratarak artmasını sağlar.”

(Adams ve ark., 2010, s. 190).

Makyaj, aynı zamanda toplumların kültürlerini de ifade etme biçimidir. Çeşitli dönemlerde yapılan makyaj tarzları da bu dönemlerin yapısından, akımlarından ve özelliklerinden etkilenmiştir. Bununla birlikte yaşadığımız dünya daha da küreselleştikçe, makyajda da ortak bazı tarzlar benimsenmektedir. Bu da bu ortak tarzlar dışında tarzlar tercih eden ya da makyaj yapmayı tercih etmeyen veya daha az yapan kadınların toplum tarafından kendilerini yetersiz hissedebilmelerine ve makyaj yapmamayı bakımsızlıkla özdeşleştiren bazı anlayışların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Aynı zamanda belirli tarzların kalıplaşarak benimsenmesiyle veya kozmetik, giyim vb. gibi sektörlerin bunları özellikle kadınlara dayatmaya çalışmasıyla görünümleri gittikçe tektipleşen bireyler görülmektedir. Kozmetik sektörünün milyarlarca lira ciro yaptığı ve kozmetik ürünlerinin günümüzde oldukça pahalı olduğu da görülmektedir.

Erkeklerin makyaj yapmamasının diğer bir sebebi de –yapanlar dışında- araştırmaların da gösterdiği gibi oluşan fazla kontrastın erkeklerin yüzlerini daha “kadınsı” göstermesi olabilir. Fakat “maskülenlik”; yani “erkeksi olmak” ve “feminenlik”; “kadınsı olmak” da toplumsal cinsiyet değerlerinin yaratmış olduğu ve bireylere giydirmeye çalıştığı kalıplardır. Bunlar, kadın ya da erkek fark etmeksizin kapitalist sistemin de getirisiyle bedenler üzerinde egemenlik kurularak para kazanmaya çalışan sektörlerin kaygısının ve bunlara bilinçli ya da bilinçli olmayarak hizmet eden birtakım grupların sonucudur. Makyaj yapmak diğer her şey gibi insanın kendi bedeninde uygulamak istediği ve kendine yakıştırdığı şeyle, kişinin kendi zevkiyle alakalıdır. Beden üzerinde herkesin istediğini yapabilme özgürlüğünün bir dayatma ya da baskıya dönüşmemesi için gerçek bir kadın erkek eşitliği olmalıdır. Bireyler beden üzerinden değerlendirilmemelidir.

Tekrar evrimsel açıdan bakacak olursak, makyaj yaparak özellikle gözlerin ve dudakların belirginleştirilmesinin hayati fonksiyonlarımızla alakası olabilir. Daha keskin ve belirgin bakışlı gözler ve renkli dudaklar “av” olarak gördüklerimizi korkutabilir ve bize bir savunma mekanizması olarak  miras kalmış olabilir. Şu anda evrimsel ve biyolojik anlamda evrilmeye devam ettiğimize dair bir kanıt olmadığına göre (elbette gelişip farklılaşıyoruz, ancak bu, örneğin Homo Erectus’tan Homo Sapiens’e geçişimizdeki kadar keskin sınırlara sahip değil, yani özellikle fizyolojik olarak geçirdiğimiz çok büyük bir evrimselleşmenin olmayışından bahsedilmektedir) erkeklerin insanlık tarihinden bu yana gittikçe sadeleşip daha az yüz makyajı yapmasının (bununla birlikte vücutlarını süslemekten geri durmamaları; yani dövme buna dahil değildir) değişen zaman, kültür, güzellik algısı, ekonomi ve sektörlerle ilgisi vardır. Ama en önemli sebebi cinsiyet farkının daha da vurgulanmaya çalışılmasıdır. Buna göre denilebilir ki güzellikle alakalı diğer birçok şeyde olduğu gibi ataerkinin kadınların üzerinde egemenlik kurması, yukarıda belirtildiği üzere makyaj yapıldığında oluşan kontrast farkının cinsiyetler arasındaki farkı artırmasından dolayı yüz makyajını genellikle sadece kadınların tercih etmesinde rol oynamıştır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 31 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

Aytuğ, M. S. (2009). Başlangıcından günümüze Türk sinemasında profesyonel makyaj (Sanatta yeterlik tezi). Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Bakırcı, Ç. M., & Erdem, B. (2018, 25 Mayıs). Darwin de, Wallace da Haklıydı: Kuş Renklerinde Hem Doğal, Hem Cinsel Seçilim Rol Oynuyor! Erişim Tarihi (23.04.2019),

(https://evrimagaci.org/darwin-de-wallace-da-hakliydi-kus-renklerinde-hem-dogal-hem-cinsel-secilim-rol-oynuyor-3444)

Jones, A. L., & Kramer, R. S. (2016). Facial Cosmetics and Attractiveness: Comparing the Effect Sizes of Professionally-Applied Cosmetics and Identity. PloS one, 11(10), e0164218. doi:10.1371/journal.pone.0164218

Makyaj. (n.d.). Türk Dil Kurumu çevrimiçi sözlüğü. Erişim Tarihi (25.04.2019),

(http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5cbee2cbd2e0f6.73932446)

Oğuz, G. Y. (2010). Güzellik kadınlar için nasıl vaade dönüşür: Kadın dergilerindeki kozmetik reklamları üzerine bir inceleme. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, 6(3), 184-195. Erişim Tarihi (26.04.2019),

(http://josc.selcuk.edu.tr/article/view/1075000103/1075000098)

Russell, R. (2003). Sex, Beauty, and the Relative Luminance of Facial Features [Abstract]. Perception, 32(9), 1093-1107. doi:10.1068/p5101

Stephen, I. D., & McKeegan, A. M. (2010). Lip Colour Affects Perceived Sex Typicality and Attractiveness of Human Faces [Abstract].  Perception, 39(8), 1104–1110. https://doi.org/10.1068/p6730

(2010-11-16). Adams, R., Ambady, N., Nakayama, K., & Shimojo, S. (Eds.), The Science of Social Vision. : Oxford University Press,. Erişim Tarihi  (26.04.2019),  http://www.oxfordscholarship.com/view/10.1093/acprof:oso/9780195333176.001.0001/acprof-9780195333176.

This div height required for enabling the sticky sidebar