Hit enter after type your search item

KEFALET SÖZLEŞMESİNDE GEÇERLİLİK ŞARTLARI

/

Yazar: Esra Şule Gürgil

Giriş

Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesi durumunda bunun sonuçlarını şahsi olarak üstüne aldığı bir teminat sözleşmesidir. Bu yolla alacaklı da asıl borçludan alacağını temin edememesi durumunda alacağını güvence altına almış olacaktır.

Günümüzde sıklıkla başvurulan bir kurum olarak öne çıkan kefalet sözleşmesinde kefil, haczi mümkün olan tüm malvarlığı ile sorumlu olacağını kabul etmektedir.[1] Dolayısıyla oldukça önem arz eden bir müessesedir ve bu önemi doğrultusunda kanun koyucu, çoğu sözleşmede olduğu gibi, kefalet sözleşmesinin geçerliliğini belirli şartlara tabi tutan düzenlemelere yer vermiştir. Kefalet sözleşmesine ilişkin bu düzenlemeler ise Türk Borçlar Kanunu’nun 581 ila 603. maddelerinde vücut bulmuştur.

A. Kefalet Sözleşmesi

Belirtildiği üzere kefalet sözleşmesi, alacaklının, alacağını güvence altına aldığı, kefilin ise borç yüklendiği bir teminat sözleşmesidir. Bu söylemden de anlaşıldığı gibi, kefilin borcu fer’i niteliktedir, yani asıl borca bağlılık göstermektedir. Bu bağlılık kefaletin var olması, alacaklının kefaletten doğan alacağını devretmesi, kefilin öne sürebileceği def’i hakları bakımından önem taşımaktadır. Örneğin, kefaletten doğan alacağın devri, asıl alacaktan bağımsız olarak gerçekleştirilemeyecektir.[2]

Kefalet, bahsedilen yönleriyle asıl borca bağlılık gösterse de kefalet sözleşmesi bağımsız bir sözleşme olarak vücut bulacaktır. Bu bağımsızlık özellikle ifa yerinin ve yetkili mahkemenin tespiti bakımından önem taşımaktadır.[3] Ancak, asıl borcu geçersiz kılacak bir sebep var ise bu sebep kefalete de etki edecektir ve kefil, bu sebebe dayanarak kefaletin iptalini beyan edebilecektir.[4] Öyle ki, kefaletin varlığı ve geçerliliği asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlıdır.

Kefaletin asıl borçtan ayrıldığı diğer bir nokta ise kefilin edimidir. Kefilin ifa etmesi gereken edim, ödemeyi taahhüt ettiği borçtur. Asıl borçlunun borcu kefilden istenemeyecektir. Zira Türk Borçlar Kanunu’nun 589. maddesindeki düzenlemeye göre kefilin borcu, her halde, kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktar ile sınırlıdır.

Kefalet sözleşmesinin diğer bir özelliği ise tali yani ikincil nitelikte olmasıdır. Alacaklı, kural olarak, alacağının ifasını öncelikle asıl borçludan isteyecektir ve asıl borçlunun borcu muaccel olmadıkça kefaletten doğan borç da muaccel olmamış sayılacaktır. İstisnası ise müteselsil kefalet durumunda kendini göstermektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun “Müteselsil Kefalet” başlıklı 586. maddesine göre alacaklı, belirtilen şartlar gerçekleştiği takdirde borçluyu takip etmeden veya taşınır rehinini paraya çevirmeden kefili takip edebilecektir.

B. Kefalet Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları

Kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartları ilgili kanunun 582 ila 584. maddelerinde düzenlenmiştir.

1. Asıl Borcun Varlığı

Bahsedildiği üzere, kefalet, asıl borca bağlılık göstermektedir. Kefalet sözleşmesinin geçerlilik kazanabilmesi için hukuken mevcut ve geçerli bir borcun varlığı aranmaktadır.  Bu husus TBK md. 582’de düzenlenmiştir ve ilgili madde metninde, henüz mevcut olmayan ancak gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de kefalet sözleşmesi yapılabileceği belirtilmiştir.  Bu gibi durumlarda kefalet sözleşmesi, borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm bulmuş olacaktır. Bozucu koşula bağlanmış borca kefalette ise kefilin borcu koşulun gerçekleşmesiyle son bulacaktır.

Anlaşılacağı üzere, kesin hükümsüzlük yaptırımına yol açacak bir sebebi taşıyan borca yönelik yapılan kefalet sözleşmesi de geçerlilik kazanamayacaktır. Kefilin bu sebebi biliyor olması, kefaletin geçersizliğine etki etmez. Ancak,  TBK md. 582/2 hükmüne göre, asıl borcun geçersizliği yanılma veya ehliyetsizlikten kaynaklanıyorsa ve kefil bu geçersizlik sebebini, yükümlülük altına girdiği esnada biliyorsa, kefalet hükümlerine göre sorumlu olacaktır. İlaveten, “Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır.”

2. Şekil Şartı

Kefalet sözleşmesi, nitelikli yazılı şekilde yapılması gereken bir sözleşmedir. Bu durumda kefil, sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olmayı kabul ettiği takdirde bu yükümlülüğü üstlendiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmelidir. Türk Borçlar Kanunu’nun “Şekil” başlıklı 582. maddesinde düzenlenen bu husus geçerlilik şartı olup bu şarta uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesi kesin hükümsüz olacaktır. Ayrıca, ilgili maddenin son fıkrasına göre kefalet sözleşmesinde, kefilin sorumluluğunu artıracak değişiklikler de bu şekil şartına uygun olarak yapılmalıdır.

Tüzel kişilerin kefil olması durumunda ise kefalet senedinin, organı oluşturan kişilerin tamamı tarafından imzalanmış olması gerekmektedir.[5] Elbette el yazısıyla belirtilmesi gereken unsurları aralarından bir kişi gerçekleştirecektir ancak, tekraren, kefalet senedini yetkili organda bulunan kişilerin tamamının imzalaması zorunludur.[6]

Ek olarak, kefalet sözleşmesi ile ilgili bir dava olması durumunda hakim, şekil noksanlığını re’sen araştıracaktır. Şekil noksanlığı bulunmasına rağmen ödeme yapan kefil ise verdiğinin iadesini sebepsiz zenginleşme kurallarına dayanarak isteyebilecektir.[7]  Kısaca, şekil noksanlığından kaynaklanan geçersizlik, kefil ödemede bulunduktan sonra dahi devamlılığını koruyacaktır.

3. Ehliyet Şartları ve Eşin Rızası

Kefil olacak kişinin tam fiil ehliyetine sahip olması gerekmektedir. Örneğin vesayet altındaki kişi kefil olamayacaktır. Bu doğrultuda, TMK md. 449 hükmü, vasinin de vesayet altındaki kişi adına kefalet sözleşmesi yapamayacağını düzenlemiştir. Söz konusu hüküm, TMK md. 329/3 atfı ile velayet altındaki kişiler için de geçerlidir. İlaveten, kendisine yasal danışman atanmış kişi, danışmanın görüşünü almadan kefalet sözleşmesi yapamayacaktır.

Evli kişiler, kefil olma açısından ehliyeti sınırlanan kişiler arasında bulunmaktadır. Her ne kadar TMK md. 193’e göre eşler sözleşme yapma serbestisine sahip olsalar da bu madde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça geçerli olacaktır. TBK md. 584 ise eşlerden birinin mahkeme tarafından verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğer eşin yazılı rızası ile kefil olabileceğini düzenlemektedir. Bu rızanın, kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulma anında verilmiş olması gerekmektedir. Verilecek olan rızanın genel bir rıza olması yeterli olmayıp belli bir kefalet sözleşmesine ilişkin olması ve hangi kefalet türüne ilişkin rıza verildiğinin belirtilmesi gerekmektedir, eğer yazılı rızada kefalet türüne yer verilmez ise uygulamada daha sık karşılaşılan kefalet türüne rıza verildiği kabul edilecektir.[8] İlaveten, kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğunu artıracak, adi kefaleti müteselsil kefalete dönüştürecek veya kefil yararına olan güvencelerin azalmasına yol açacak değişiklikler için de kefil eşinin rızası gerekecektir. Bu durumlar kanunda belirtilmiştir ve sınırlı sayıdadır, eşin rızası yalnızca bu sonuçlara yol açacak değişiklikler için aranacaktır. Ayrıca, eşin rızası geçerlilik şartı olarak kendini göstermektedir ve dolayısıyla belirtilen konularda rıza alınmadan yapılacak değişiklikler geçersiz olacak, rıza alınmadan yapılan kefalet sözleşmesi ise kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olacaktır.

TBK md. 584/1’de eşin rızasının aranmayacağı iki durum belirtilmiştir ancak rızanın istisnaları bu iki durumla sınırlı değildir. Söz konusu maddeye 2013 yılında eklenen son fıkra, kefil olurken eşin rızasına ihtiyaç duyulmayan durumları düzenlemektedir. Buna göre, ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi, ortağı veya yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler için eşin rızası aranmayacaktır. “Bu kişiler, sadece ortağı veya yöneticisi oldukları şirketin borçları için değil, söz konusu şirketle ilgili görülebilecek başkaca borçlar için de eşlerinin rızası aranmaksızın kefil olabilirler. Sözgelimi, ortağı veya yöneticisi oldukları şirketten başka bir şirketin (veya gerçek kişi tacirin) kredi bulmasını kolaylaştırmak için, eşlerinin rızasına ihtiyaç duymaksızın kefalet güvencesi verebilirler.”[9] Aynı şekilde, esnaf ve sanatkârlar da mesleki faaliyet kapsamı içerisinde kalmak koşuluyla eşin rızasını almadan kefil olabileceklerdir. Son olarak, “27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz.”

TMK md. 49 doğrultusunda, gerekli organlara sahip olmakla beraber tüzel kişiler de gerçek kişiler gibi fiil ehliyetine sahiptirler. Ancak tüzel kişilerin fiil ehliyeti kuruluş sözleşmesindeki amaçları ile sınırlı kalmaktadır.[10] Dolayısıyla tüzel kişiler ancak bu amaçlar doğrultusunda kefil taraf olabileceklerdir.

İlaveten, kişinin kendi adına kefil olma konusunda bir başkasına özel yetki vermesi yoluyla da kefalet sözleşmesi yapması mümkündür. Bunun için şekil şartına uygun bir şekilde yapılan yetkilendirme beyanı yeterli olacaktır ancak bu beyanda hangi borç veya borçlar için kefalet sözleşmesi yapılabileceğinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.[11] Ayrıca, yetki veren kişi bu beyanda kefalet limitini ve kendisinin müteselsil kefil yapılabileceğini de şekil şartlarına uygun olarak belirtmiş olmalıdır.[12]

Sonuç

Sonuç olarak geçerli bir asıl borcun varlığı, şekil şartı ve eşin rızası kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarıdır. Sözleşmenin hüküm taşıması açısından bu şartlar oldukça önemlidir. Öyle ki, söz konusu şartlardan birinin noksanlığıyla yapılacak kefalet sözleşmesi hüküm taşımayacaktır.

 Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 11 Kasım 2021’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

YAVUZ, C. (2021). Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler). İstanbul: Beta Yayınları.

GÜNDÜZ, Şefika Deren. 6098 SAYILI TÜRK BORÇLAR KANUNU’NA GÖRE KEFALET SÖZLEŞMESİNİN ŞEKLİ. İstanbul: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2012. http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49520.pdf

Dipnotlar

[1] Şefika Deren Gündüz, (İstanbul: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2012), 14

[2] (YAVUZ, 2021)

[3] (YAVUZ, 2021)

[4] (YAVUZ, 2021)

[5] (YAVUZ, 2021)

[6] (YAVUZ, 2021)

[7] (YAVUZ, 2021)

[8] (YAVUZ, 2021)

[9] (YAVUZ, 2021)

[10] (YAVUZ, 2021)

[11] (YAVUZ, 2021)

[12] (YAVUZ, 2021)

This div height required for enabling the sticky sidebar