Hit enter after type your search item

HUKUK YARGILAMASINDA HUKUKA AYKIRI DELİL SORUNU

/

Yazar: Helin AYAZ

Giriş

Medeni Usul Hukuku genel itibariyle kişilerin maddi hukuktan doğan haklarının korunması veya bu hakların gerçekleştirilmesini sağlarken bir yandan da toplum barışını sağlamayı amaç edinen bir alandır. Türk Hukuku’nda bu konuda her ne kadar kesin bir görüş birliği sağlanamamış olsa da Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun genel gerekçesinde usul hukukunun amacı maddi gerçeğe ulaşmak olarak belirtilmiştir.[1]

Hakim HMK’nun kendisine verdiği davayı aydınlatma ödevi gereğince, bu maddi gerçeğe ulaşırken taraflarca kendisine sunulan ispat araçlarını göz önünde bulundurmaktadır. İspat, hakime sunulan vakıaların inandırıcılığını artırmak maksadıyla tarafların gerçekleştirdiği inandırma faaliyetidir. Taraflar sundukları vakıaların ispatını sağlamak maksadıyla da ispat araçları olarak nitelendirilen delillere başvururlar.[2] Ancak, bazı durumlarda maddi gerçeğe ulaşmak için izlenen yol çetrefilli olabilmekte, taraflar ispat konusunda başvurdukları yöntemlerle karşı tarafın Anayasa ile güvence altına alınmış haklarına zarar vererek hukuka aykırı delil sorununun ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Hukuka aykırı delil sorununa ilişkin olarak HMK öncesi ve sonrası dönemlerde gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararlarında farklı fikirler ortaya atılmıştır. Bu sebeple hukuka aykırı deliller sorununa HMK öncesi ve sonrası dönem olarak yaklaşmak daha uygun olacaktır.

HUMK Dönemi Hukuka Aykırı Delil Sorunu

HUMK döneminde hukuka uygun olmayan yollarla elde edilen delillerin hukuki durumuna ilişkin herhangi bir yasal düzenleme olmaması hasebiyle, bu konuda doktrinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.       

Hukuka aykırı delil sorununu, Ceza ve Medeni Muhakeme Hukuku Açısından Hukuka Aykırı Yollarla Elde Edilmiş Delillerin İspat Kuvveti” isimli eserinde inceleyen Tosun, bu konuya ilişkin olarak medeni muhakemede taraflarca getirilme ilkesinin doğal bir sonucu olarak hakimin delil toplama konusundaki yetkilerinin kısıtlı oluşu nedeniyle taraflarca hukuka aykırı yollardan elde edilen delillerin bir geçerliliğinin olmaması gerektiği kanısındadır.[3] Keza Berkin de hukuka aykırı yollardan, usulsüz şekilde elde edilen delillere dayanılarak hüküm verilemeyeceğini belirtmiştir.[4]       

Yıldırım ise Anayasa madde 38/6’da yer alan Kanuna aykırı olarak elde edilmiş̧ bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmünü ceza usul hukukunda hukuka aykırı elde edilen delillerin değerlendirilmesine ilişkin bir hüküm olarak değerlendirmiş ve medeni usul hukukunda bu kanun maddesinin doğrudan bir uygulama alanı bulamayacağını kabul etmiştir. Yazar, kural olarak hukuka aykırı yollardan elde edilmiş olan delile dayanılarak hüküm verilip verilemeyeceği konusunda kararın hakime ait olduğunu belirtmekle beraber söz konusu hukuka aykırı delil elde edilirken ihlal edilen maddi hukuk kuralının kişinin Anayasa ile güvence altına alınmış haklarına ilişkin olması durumunda değerlendirme yasağının söz konusu olması gerektiğini savunmuştur. Hukuka aykırı delil sorununa somut olaya göre şekillenemeyen sert kurallar koymanın çok doğru bir yaklaşım olmadığı görüşündeki Yıldırım, sonuç olarak daha esnek kuralların oluşturulmasını sorunun çözümü açısından daha faydalı bulmaktadır.[5]

Pekcanıtez ise Anayasa madde 38’de yer alan kanuna aykırı olarak elde edilen bulgulara ilişkin hükmün yalnızca ceza usul hukuku bakımından değil, medeni usul hukuku bakımından da geçerli olacağı şeklinde yorumlamıştır. Usul hukuku manasında gerçeğe ulaşmanın her şeyin önünde olacağı görüşünün eskisi kadar benimsenmediğinin bilincinde olan yazar, medeni yargılama esnasında, gerçeğin ortaya çıkarılması için Anayasa ile güvence altına alınmış olan hakların ihlal edilmesinin önüne geçmek maksadıyla hukuka aykırı delillerin geçersiz olması gerektiğini savunmuştur. Ancak hukuka aykırı delillerin geçersiz kabul edilmesi gerektiğini savunurken gizli şekilde elde edilmiş olan her delilin hukuka aykırı kabul edilmesinin doğru olmayacağını söylemiştir. Bu bağlamda, örneğin telefon görüşmesi esnasında üçüncü kişinin bu konuşmayı telefon sesinin yüksekliği sebebiyle duyması halinde, bu kişinin tanıklığı geçerli olmalıdır. Çünkü burada delil her ne kadar gizli elde edilmiş olsa da hukuka aykırı olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine benzer şekilde, hukuka aykırı bir şekilde elde edilmiş olan delil nedeniyle kişilik hakkı ihlal olan kişinin bu delilin kullanılmasına izin vermesi durumunda bu delillere vakıayı aydınlatmaları amacıyla ispat gücü tanınması mümkündür.[6]

Doktrindeki bir başka görüş olarak Tanrıver ise hukuka aykırı deliller konusundaki görüşlerini şekillendirirken, bu görüşlerin temeline Anayasa hukukunu oturtmuş ve yukarıda da söz konusu olan Anayasa’nın 38.maddesini hukuk yargılamalarını da kapsayacak şekilde yorumlamıştır. Bu nedenle Tanrıver, hukuk yargılamasında da hukuka aykırı delillerin kabul edilemeyeceği, bu delillerin herhangi bir ispat gücü niteliği taşımadığını öne sürmüştür. Yazar, bu görüşünü yalnızca Anayasa hukukuna değil; medeni yargılamaya hakim olan dürüstlük kuralı, adil yargılanma hakkı, hukuk devleti ilkesi gibi temellere dayandırmıştır.[7]

HMK Dönemi Hukuka Aykırı Delil Sorunu      

2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK ile birlikte ispat hakkının deliller bağlamında hukuki sınırları oluşturulmuş ve hukuka aykırı elde edilen delillerin mahkeme tarafından re’sen gözetilmesi esası benimsenerek bu yeni kanunun 189.maddesinin ikinci fıkrasında Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” şeklindeki ibareye yer verilmiştir.

Kuru / Aslan / Yılmaz yapılan bu mevzuat değişikliğinden sonra derledikleri eserde, i̇spat hakkının usule uygun şekilde ileri sürülen deliller aracılığıyla kullanılabileceğini, bu nedenle hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin vakıaların ispatında kullanılamayacağını belirtmişlerdir.[8]

Yargıtay Kararları Işığında Hukuka Aykırı Delil Sorunu

HMK öncesi ve sonrası dönemde mevzuatta yer alan hükümler ve doktrin doğrultusunda Yargıtay da hukuka aykırı delil sorununa ilişkin çeşitli kararlara imza atmıştır. Ancak, Yargıtay’ın hukuka aykırı yoldan elde edilen delilleri sorun olarak ele alması iki binli yılların başına tekabül etmektedir. Bu tarihe kadar hukuka aykırı yoldan elde edilen delillerin vakıaların ispatında kullanılıp kullanılamayacağı sorunu hiçbir kararda tartışmaya yol açmamıştır. HGK’nun 2002 yılındaki “eşin günlüğü”[9] kararı ise, bu sorunun tartışılmaya başlanması noktasında önemli yere sahiptir.[10] Hukuka aykırı delil sorununun tartışılmaya başlanmasına temel olan bu kararda Yargıtay, eşlerden birisinin tuttuğu günlüğün boşanma davasında delil teşkil edebileceği kararını vermiş ve bu kararını boşanma davasının zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendirdiğini; dolayısıyla çiftin müşterek yaşam sürdüğü evde, eşlerden birisinin günlük adını vererek özelini yazdığı defteri sakladığı evin herhangi bir köşesinin kadının gizli mekanı olarak değerlendirilemeyeceğine dayandırmıştır.

Yine bir başka karara konu olan “eşin evinde gizli ses kaydı”[11] kararında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Yargıtay Genel Kurulu ile aynı esaslara dayanarak, eşinin sadakatinden kuşkulanarak, bilgisi dışında ses kayıt cihazı ile dinleme yapan ve bu kayıtları delil olarak mahkemeye sunan diğer eşin sunduğu bu delilleri özel hayatın gizliliğini ihlal olarak görmemiş, hukuka uygun delil olarak kabul etmiştir.

Yargıtay 2.Hukuk dairesinin 17.09.2013 tarihinde verdiği bir başka kararında, boşanma davasında kullanmak üzere eşine casus program yüklü telefon hediye eden erkek eşin, bu telefon üzerinden elde ederek mahkemeye sunduğu deliller hukuka uygun kabul edilmiştir. Bu kararda karşı oy olarak özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmiş olduğu belirtilse de daire bu kararı tarafların eş olmaları sebebine dayandırarak delillerin hukuka aykırı olmadığını söylemektedir.[12]

Yargıtay her ne kadar zaman zaman hukuka aykırı delilleri ispat aracı olarak kabul etmişse de söz konusu bu kararların aksi kararlar da mevcuttur. Delilin yaratılması veya elde edilmesi esnasında hukuka aykırı yollara başvurulması hallerinde Yargıtay Hukuk Daireleri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu aradaki ayrımı gözetmektedir.[13]

Örneğin, Yargıtay bir kararında kadının sosyal medya hesabından izni olmaksızın alınan ve delil olarak mahkemeye sunulan fotoğrafın hukuka uygunluğuna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, bu fotoğrafın hükme dayanak teşkil etmesini doğru bulmamış; ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.[14]

Hukuka aykırı deliller bağlamında yapılan bu değerlendirmeler yalnızca boşanma davalarına ilişkin kararlarda değil hukuk yargılaması kapsamında olan birçok davada yine gündeme gelmektedir. Bu bakımdan önem taşıyan kararlardan bir tanesi de Hukuk Genel Kurulu’nun “miras bırakanın ses kaydı” kararıdır. Bu karara konu olan somut olayda davacılar muvazaa gerekçesiyle tapu iptali ve tescili davası açmışlardır. Hukuka aykırılık teşkil eden delil ise; Yargıtay’ın betimlemesiyle yaşlı, hastalıklar içinde kıvranan ve hastaneden çıkmak için yardım bekleyen bir kimse olması sebebiyle her türlü etkiye açık olan miras bırakanın, oğlu ile yaptığı konuşmanın video kaydıdır. Burada, video kaydının hukuka aykırılık teşkil etmediğine kanaat getirilerek kabul edilebilirlik sorunu aşılmasına rağmen vakıanın niteliği sebebiyle video kaydının tek başına delil değeri taşımadığına ve haliyle de davacının muvazaa iddiasının kanıtlanamamış olduğuna hükmedilmiştir.[15]

Sonuç

Genel olarak baktığımızda medeni yargılama hukukunun temel amacı olan hakikate ulaşma gayesi sonucunda ortaya çıkan hukuka aykırı delil soruna HUMK ve HMK dönemlerinde kanun değişikliğinin de etkisiyle doktrinde farklı yaklaşımlara, Yargıtay kararlarında da çelişkili kararlara rastlanmaktadır. Ancak belirtmek gerek ki Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve kanunlarla güvence altına alınan hakların, gerçeğe ulaşmak maksadıyla yok sayılması gerek hukuki güvenlik gerekse kişi hak ve hürriyetleri anlamında zedeleyici olması kaçınılmazdır. Bu nedenle toplumdaki barışın, güvenin sağlanabilmesi açısından oldukça mühim ve hassas bir konu olan kişi hak ve hürriyetlerinin zarar göreceği bilinerek, bu hakların ihlali neticesinde elde edilen delillerin kullanılması yalnızca çeşitli sınırlamalar dahilinde mümkün olmalıdır. Bu konuda hiçbir esnekliği olmayan, sert kanunlar ortaya koymak adaletin tecelli etmesine engel olabilecekken, hukuka aykırı delil sorununa ilişkin gerekli sınırlandırmaları getirmemek de hak ihlallerine neden olacaktır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 31 Mart 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

ÇETİNKAYA, E. Medeni Usul Hukukunda Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilen Delillerin İspat Hukukundaki Değeri.

Çiftçi, P. (2014). Boşanma Sisteminin Yargılamada Doğurduğu Temel Hak İhlâlleri ve İspat Sorunları. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 16, 1741-1821.

Akil, C. (2012). Yargıtay kararları ışığında medeni yargılama hukukunda hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delillerin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği meselesi.

Tanrıver, S. (2006). Türk Medeni Usul Hukuku Bağlamında Hukuka Aykırı Yollardan Elde Edilen Delillerin Durumunun İrdelenmesi. TBB Dergisi, (65).

Serdar, K. A. L. E., & KESER, S. MEDENİ YARGILAMA HUKUKUNDA DELİL SİSTEMİ. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 21(2), 701-726.

Kesler, D. (2017). Yargıtay Kararları Işığında Boşanma Davalarında Hukuka Aykırı Deliller. Özgün Law, Haberler&Yayınlar.

Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Medeni Usul Hukuku, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

DİPNOTLAR

[1] ÇETİNKAYA, E. Medeni Usul Hukukunda Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilen Delillerin İspat Hukukundaki Değeri.

[2] Serdar, K. A. L. E., & KESER, S. MEDENİ YARGILAMA HUKUKUNDA DELİL SİSTEMİ. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 21(2), 701-726.

[3] Tanrıver, S. (2006). Türk Medeni Usul Hukuku Bağlamında Hukuka Aykırı Yollardan Elde Edilen Delillerin Durumunun İrdelenmesi. TBB Dergisi, (65).

[4] ÇETİNKAYA, E. Medeni Usul Hukukunda Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilen Delillerin İspat Hukukundaki Değeri.

[5] Akil, C. (2012). Yargıtay kararları ışığında medeni yargılama hukukunda hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delillerin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği meselesi.

[6] Tanrıver, S. (2006). Türk Medeni Usul Hukuku Bağlamında Hukuka Aykırı Yollardan Elde Edilen Delillerin Durumunun İrdelenmesi. TBB Dergisi, (65).

[7] Akil, C. (2012). Yargıtay kararları ışığında medeni yargılama hukukunda hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delillerin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği meselesi.

[8] Tanrıver, S. (2006). Türk Medeni Usul Hukuku Bağlamında Hukuka Aykırı Yollardan Elde Edilen Delillerin Durumunun İrdelenmesi. TBB Dergisi, (65).

[9] YHGK, 25.09.2002 tarih ve E. 2002/2-617 K. 2002/648

[10] ÇETİNKAYA, E. Medeni Usul Hukukunda Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilen Delillerin İspat Hukukundaki Değeri.

[11] Y.2.HD., T. 20.10.2008, E. 2007/17220, K.2008/13614

[12] Y.2.HD, 17.09.2013, 2012-21108/21067

[13] Çiftçi, P. (2014). Boşanma Sisteminin Yargılamada Doğurduğu Temel Hak İhlâlleri ve İspat Sorunları. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 16, 1741-1821.

[14] 3.HD, 21.03.2013, 2012-21195/698

[15] YHGK 28.5.2003, E. 1-374/ K. 370

This div height required for enabling the sticky sidebar