Hit enter after type your search item

FETÖ/PDY YARGILAMALARINDA SUÇA KONU FİİLLER AÇISINDAN ÖLÇÜ EDİNİLEN TARİHLER, YARGITAY UYGULAMASI VE AYM’NİN 03.06.2021 TARİHLİ KARARI IŞIĞINDA KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

/

Yazar: Av. Ramiz BAL

Giriş

15.07.2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimini takiben ülkemizde başlatılan FETÖ/PDY soruşturma ve kovuşturmaları kapsamında bahse konu suç açısından kişinin eylemlerinin örgütsel faaliyet olarak değerlendirilebilmesi için hangi tarihin esas alınacağı uzun süreli tartışma konusu olmuş ve bu bağlamda aradan geçen beş yılın ardından Yargıtay’ın kararları istikrar kazanmaya başlamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 03.06.2021 tarihinde verdiği somut norm denetimi kararıyla bu konu yeni bir boyut kazanmış olup, yazımızda bu husus ele alınacaktır.[1]

1. FETÖ/PDY Yargılamaları Başlangıcının Kronolojik Sırası

Bilindiği üzere söz konusu yapı geçmiş yıllarda “dini bir cemaat” olarak görülmekte iken, “Fethullahçılar”, “Gülen Cemaati” gibi isimlerle anılan yapının bir terör örgütü olduğu iddiasıyla ilgili ilk yargılama, 2000 yılında yapılan yargılamadır.

Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde, 22.08.2000 tarihinde Fethullah GÜLEN hakkında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik düzenini ortadan kaldırma amacıyla yasadışı örgüt kurma ve bu kapsamda faaliyet gösterme gerekçesi ile dava görülmeye başlanmış, 10 yıla kadar hapis cezası istenmiştir. Yargılama, bilinen adıyla Rahşan affı ile beş yıl ertelenmiştir.

3713 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik ile terör örgütü tanımına silah ve suç işleme unsurları eklenmiştir. Bu değişiklik üzerine Fethullah GÜLEN’in avukatları mahkemeye başvurarak, sanığın beraatini talep etmişlerdir.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada sanığın beraatine karar verilmiş ve karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Özel Daire kararına karşı itirazda bulunması üzerine yaptığı incelemede Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2008/9-82 Esas ve 2008/181 Karar sayılı kararıyla itirazı reddederek, verilen beraat kararını onamıştır. Böylece Fethullah GÜLEN hakkında verilen beraat kararı kesinleşmiştir. [2]

Kamuoyunda 17-25 olayları olarak bilinen, 17 Aralık 2013 ve 25 Aralık 2013 tarihli rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarından sonra dönemin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN, söz konusu operasyonun Fethullah GÜLEN cemaati olarak adlandırılan yapının gerçekleştirdiğini söylemiş, devamındaki iki yılı aşkın süreçte Milli Güvenlik Kurulunca alınan kararlarda bu yapı için sırasıyla “ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma”, “devlet içinde illegal yapılanma”, “legal görünümlü illegal yapı” ve “paralel yapılanma” şeklinde bahsedilmiştir. Nihayet 26.05.2016 tarihindeki toplantıda alınan kararda ise “Terör örgütü” ifadesine yer verilmiştir. MGK’nın bu kararına istinaden, yapının bir terör örgütü olduğuna yönelik ilk mahkeme kararı ise 2016 yılının Haziran ayından Erzincan 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilmiştir. 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi sonrasında da Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme veya bu örgüte üye olma suçları kapsamında soruşturmalar süratle başlatılmıştır.

2. Bahsedilen Tarihler Açısından Yargıtay Uygulaması

Meslekten çıkarılmış olan, bir kısım hakim ve savcılar FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu kapsamında yargılanmış ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin (şu anki adıyla 3. Ceza Dairesi)[3] ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 2015/3 Esas ve 2017/3 Karar sayılı kararı ile sanıklara atılı suçun sübut bulduğu belirtilerek cezalandırılma yönünde hüküm kurulmuştur. Sanık avukatlarının kararı temyiz etmeleri üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından incelenen karar, Kurul’un 2017/370 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Yargıtay Özel Dairesi’nin bu kararının kesinleşmesi ile kararda yapılan konuya ilişkin tespitler, devamındaki süreçte istikrarlı içtihat haline getirilmiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da onanarak kesinleşen, 2015/3 Esas ve 2017/3 sayılı kararında yazımıza ilişkin konu, “f-) Örgütlü suçlarda kusurluluğu azaltan ya da ortadan kaldıran sebepler bağlamında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmak ve hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte bilerek yardım etmek suçlarının değerlendirilmesi” başlığı altında ele alınmıştır. İlgili kısım şu şekildedir:

“Yukarda açıklandığı üzere bir suç örgütü baştan itibaren, suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Kuruluş amacı silahlı ya da silahsız yöntemlerle suç işlemek olan, bu amaç ve yöntemlerini açıkça deklare eden ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlarla bu durumu açıkça bilinen örgütlere üye olan veya bu örgütlere bilerek yardım edenlerin kusurluluğunda tartışılacak bir husus bulunmamakta ise de; legal zeminde faaliyet gösteren ve nihai amacı gizli tutulması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan ya da yardım edenlerin, bu suçların doğrudan kast ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu hususu da gözetildiğinde, hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret vardır.

Yukarda kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri anlatılan FETÖ/PDY terör örgütünün nihai amacının, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğunda ve bu amacını gerçekleştirmek için “mahrem alan” olarak örgütlendiği, devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip bulunduğunda kuşku yoktur. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının, örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre,5.6.ve 7.tabakalarda ve kural olarak 3. ve 4.tabakalarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekir. Ancak önce dinî bir kült, ardından bir terör örgütü hâline dönüşen, eğitim-öğretim faaliyetleri, sivil toplum ve meslek kuruluşları, yerel ve uluslararası ticari işletmeler, basın-yayın ve medya organları gibi legal yapılar ve Abant Toplantıları, Türkçe Olimpiyatları benzeri prestijli organizasyonlar üzerinden oluşturulan sempatizan halkasından İnsan ve maddi kaynak devşiren FETÖ/PDY’nin, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince böyle algılanması da toplumsal bir gerçekliktir. Amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya çalışan örgütün, silahlı bir terör örgütü olduğu gerçeğinin, örgütün kurucusu ve yöneticisi Fethullah Gülen hakkında Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesince verilen ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2008/9-82,181 sayılı kararı ile kesinleşen beraat kararı da nazara alındığında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer tabakalardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak toplanan deliller muvacehesinde TCK’nın 30.maddesi kapsamında değerlendirilmesi lazımdır.

Ancak bu değerlendirme yapılırken, 2012 yılı ve sonrasında örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından yapılan operasyonlar gibi, örgütün nihai amacını açıkça ortaya koymaya başladığı sansasyonel olaylar sonrasında; Milli Güvenlik Kurulu’nun, 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde “hizmet hareketi” adlı, legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükümet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip, kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.”[4]

Kararda Yargıtay 16. Ceza Dairesi, kişinin FETÖ/PDY üyeliği açısından ceza sorumluluğunun ortadan kalma durumunu tartışırken, net bir tarih vermekten kaçınmış, kronolojik sırada 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinden sonra konuyla ilgili meydana gelen hadiseleri, örgütün nihai amacını açıkça ortaya koyan sansasyonel olaylar olarak nitelemiştir. 2014 – 2016 yılları arasında alınan Milli Güvenlik Kurulu kararlarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Özel Daire, bu hususta zımnen, ölçü alınacak tarih olarak kişiye özgü değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Halihazırda devam eden yargılamalarda hem yüksek yargıda hem de derece mahkemelerinin FETÖ/PDY ile ilgili verdiği kararların gerekçelerinde, örgütün tanımı ve suçun manevi unsuru kastın değerlendirmesinin yapıldığı bölümlerde yukarıdaki karara atıf yapılmakta ve buna göre sanık ya da sanıkların hukuki durumu incelenmektedir. Şu anki uygulamayı özetlemek gerekirse; 17-25 Aralık 2013 tarihlerinden öncesine ait eylemler suç olarak görülmemekte ise de sanığın örgütsel faaliyetlerinin yoğunluğuna göre bu tarihten bağımsız olarak değerlendirme yapılabilmektedir.

3. Anayasa Mahkemesi Kararına Göre Durumun Değerlendirilmesi

Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz haziran ayında verdiği kararda Milli Güvenlik Kurulu’nun aldığı kararların hukuki niteliğinden bahsetmiş ve haliyle bu durum yukarıda anlatılan Yargıtay uygulamasını tartışmaya açmıştır.

05.12.2019 tarihinde, 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine 3. fıkra olarak Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden, adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.” hükmü eklenmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi vekillerince söz konusu hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin 2020/18 Esas ve 2021/38 Karar sayılı, 03.06.2021 tarihli verdiği karar ile bu hüküm Anayasa’nın 118. maddesine aykırı bulunarak, hükmün “Milli Güvenlik Kurulunca” ibaresi oy birliğiyle, “hukuki” ve “mali” ibareleri ise oy çokluğuyla iptaline karar verilmiştir.

Kararın Anayasa’ya Aykırılık Sorunu bölümünde, Milli Güvenlik Kurulu kararlarının hukuken sonuç doğurup doğurmayacağının değerlendirilmesi yapılmış ve neticeten MGK’nın istişare amaçlı danışma organı olduğu, icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı, karardan sonra başka bir icrai karar alınmadan karara hukuk aleminde sonuç bağlamanın Anayasa’ya aykırı olacağı belirtilmiştir. AYM kararının ilgili kısmı şu şekildedir;

Bu itibarla istişari nitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği açıktır.

Bu başlık altında incelenen ibarenin de yer aldığı (3) numaralı fıkrada devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun bulunmadığı düzenlenmektedir. Millî güvenliğe karşı tehditlerin belirlenmesi ve bu tehditlerin hangi kaynak, kişi ya da yapıdan geldiğinin tespit edilmesinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan MGK’nın tavsiye niteliğinde karar alamayacağı söylenemez.

Bununla birlikte dava konusu “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.”

Avukat Profesör Doktor Ersan ŞEN, Anayasa Mahkemesi’nin yer verdiği gerekçeleri değerlendirirmiş ve konuya ilişkin yazısında bir yapının terör örgütü olduğuna MGK kararlarının tavsiye niteliğindeki kararlarına istinaden karar verilmesi ve bu bağlamda tedbir veya yaptırım uygulanmasının hukuk devleti ilkesi ile uyuşmadığını belirtmiştir.

Sonuç

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Fethullah GÜLEN’in sanık olarak yargılandığı davada verilen beraat kararını 2008 yılında onamasıyla, sanık hakkındaki beraat kararının kesinleştiği, geçmiş yıllarda bu yapının gerek ülke içi gerekse ülke dışında siyasi, bürokrat ya da çeşitli surette tanınmış kişilerden aldığı övgüler ve ülke içinde yapıya müzahir kurumların yasal olarak faaliyetlerinin devamına 15 Temmuz 2016 tarihine kadar izin verildiği hususları bir arada düşünüldüğünde, FETÖ/PDY üyeliğinden yargılanan kişiler hakkında MGK kararına istinaden örgütün nihai amacını bildiği kabulüne gitmek kanaatimizce hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Durum hukuki olarak ele alındığında ise Anayasa Mahkemesi’nin 2021/38 Karar sayılı iptal kararında da belirtildiği üzere danışma organı niteliğindeki MGK’nın kararları, icrai başka bir işlem olmaksızın hukuk alemindeki sonuçlara konu edilmemelidir. Bu bağlamda, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin (yeni haliyle 3. Ceza Dairesi) içtihat değişikliğine gitmesi, buna mukabil olarak da ilk derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin de yürüttüğü yargılamaları gözden geçirmesi beklenmektedir.

 Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez  6 Aralık 2021’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

Avukat Profesör Doktor Ersan ŞEN, MGK Kararlarının Hukuki Niteliği, https://sen.av.tr/tr/makale/mgk-kararlarinin-hukuki-niteligi (Erişim tarihi 27.10.2021)

Sinerji Hukuk Yazımları, https://www.sinerjimevzuat.com.tr, (Erişim tarihi 26.10.2021)

Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, https://legalbank.net, (Erişim tarihi 27.10.2021)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Kararlar Bilgi Bankası, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim tarihi 26.10.2021)

Wikipedia, https://tr.wikipedia.org (Erişim tarihi 26.10.2021)

Avukat Ali Aktaş, https://twitter.com/aliaktas7/status/1072097922484002816 (Erişim tarihi 27.10.2021

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, https://www.mgk.gov.tr (Erişim tarihi 27.10.2021)

Dipnotlar

[1] Anayasa Mahkemesi’nin E: 2020/18 K: 2021/38 sayılı, 03.06.2021 tarihli somut norm denetimi kararı.

[2] Davanın ayrıntıları için https://tr.wikipedia.org/wiki/Gülen_Davası

[3] Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 2021/211 Karar sayılı, 02.07.2021 tarihli kararıyla, 9. Ceza Dairesi’nin hakim ve savcılarla ilgili ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmasının da bu daireye devri dışında görev değişikliği yapılmaksızın, 16. Ceza Dairesi’nin isminin 3. Ceza Dairesi olarak değiştirilmesine karar verilmiştir.

[4] Kararın tamamı için bkz. Yargıtay 16. Ceza Dairesi E: 2015/3 K: 2017/3 sayılı, 24.04.2017 tarihli kararı. Ayrıca bu kararın onanmasına ilişkin kararın tamamı için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E: 2017/956 K: 2017/370 sayılı 26.09.2017 tarihli kararı.

This div height required for enabling the sticky sidebar