Hit enter after type your search item

EŞLERİN AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ TASARRUFLARI

/

Yazar: Esra Şule GÜRGİL

Giriş

Anayasa’nın 41. maddesinde aile kurumuna yer verilmiş ve “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır…” cümlesi ile bu kurumun toplum yapısındaki önemine temas edilmiştir. Bu denli önemli olan aile yapısının koruması için ise eşlerin sahip olduğu hukuki işlem yapma özgürlüğüne yönelik özel düzenlemeler bulunmaktadır.

Evlilik birliği içerisinde bulunan bireylerin hukuki işlem yapma özgürlüğü TMK md. 193’te düzenlemiştir ve eşlerin, kanunda aksi öngörülmedikçe her türlü hukuki işlem yapabileceği belirtilmiştir. Ancak, madde metninden de anlaşılacağı üzere, bu özgürlük bazı durumlarda kanunla sınırlandırılmıştır. Bu sınırlamalardan bir tanesi ise konusu aile konutu olan hukuki işlemlerdir.

Aile konutu, evlilik birliği için oldukça önem arz etmektedir ve eşler aile konutu üzerindeki bazı hukuki işlemler için ortak hareket etmek durumundadırlar. Bu durum, hem eşlerin eşitliğini hem de ortak yaşamı korumak adına düzenlenmiştir. Ancak aile konutu kavramı yalnızca eşler için değil, üçüncü kişiler için de önem arz etmektedir.

A. Aile Konutu

Aile konutu kavramı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile 2002 yılında hukuk sistemimize girmiş önemli bir kavramdır.[1] İşbu kanunun “Aile Konutu” başlıklı 194. maddesinde “aile konutu” kavramının tanımının yapılmamış olmasına karşın maddenin gerekçesinde bu kavram “…Aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır…” şeklinde tanımlanmıştır. Özetle, aralarında resmi evlilik bağı bulunan kişilerin ortak yaşamlarını sürdürdükleri ve devamlı olarak ikamet ettikleri konut ‘aile konutu’ olarak nitelendirilmektedir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, dönemsel olarak kullanılan konutlar (dağ evi, yazlık vb.) aile konutu sayılmamaktadır. İlaveten, aralarında resmi nikah bulunmayan ancak fiilen evliymiş gibi yaşayan kişilere aile konutu ile ilgili haklar tanınmamıştır.[2] Kısaca, bir konutun ‘aile konutu’ olarak nitelendirilebilmesi için eşler arasında hukuken geçerli bir evlilik birliği ve devamlılık arz eden ortak bir yaşamın olması gerekmektedir.

B. Diğer Eşin Rızasına Bağlı İşlemler

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi gereğince eşlerden biri, aile konutu ile ilgili bazı hukuki işlemleri gerçekleştirebilmek için diğer eşin rızasını almak durumundadır. Bu durum, tasarruf hakkına getirilen bir sınırlamadır ve söz konusu maddenin ilk bendinde “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Madde metnini açacak olursak, eşlerden biri, aile konutu üzerindeki hakları sınırlayan bir hukuki işlemi, diğer eşin açık rızası olmadan yapamayacaktır. Örneğin satım, bağış gibi mülkiyet devrini gerektiren işlemler veya üçüncü bir kişi lehine oturma, intifa hakkı tanıma gibi işlemler, diğer eşin rızası olmaksızın geçersiz sayılacaktır. İlaveten, yalnızca mülkiyet devri gerektiren değil, satış vaadi sözleşmesi gibi tapuda devir borcu doğuracak işlemler için de diğer eşin rızası aranmaktadır.[3]

Eşlerden biri tarafından kira sözleşmesi ile sağlanmış olan aile konutlarında ise sözleşmeye taraf olan eş, diğer eşin açık rızası olmaksızın kira sözleşmesini feshedemez veya yazılı tahliye taahhüdünde bulunamaz. İlaveten, kira sözleşmesine taraf olmayan eş, TMK md 194/4 doğrultusunda, kiralayana yapacağı bildirimle kira sözleşmesine taraf olabilmektedir. Bu bildirim sonucunda ise eşler müteselsilen sorumlu olacaklardır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise ‘açık rıza’ ibaresidir. Rıza için herhangi bir şekil şartı öngörülmemiş olsa dahi rızanın açık olması yani yapılacak olan hukuki işleme ilişkin olması gerekmektedir. Yani rızası aranan eşin önceden vermiş olduğu genel bir rıza veya bir başka hukuki işleme ilişkin vermiş olduğu rıza yeterli olmayıp rızanın, belirli bir işlemle ilgili olması gerekmektedir.[4] Rızanın haklı bir sebep olmaksızın veya başka nedenlerden ötürü sağlanamaması durumunda ise rıza talep eden eş, TMK md. 194/2 doğrultusunda hakimin müdahalesine başvurup söz konusu işlemi tek başına yapma konusunda yetkili kılınmayı arzu edebilecektir. Burada hakimin diğer eş adına rıza vermesi söz konusu değildir, belirtildiği üzere hakim, rızayı talep eden eşi işlemi tek başına yapabilme konusunda yetkili kılmaktadır.[5]

C. Aile Konutu Şerhi ve İyiniyetli Üçüncü Kişilere Etkisi

Bahsedildiği üzere, aile konutu üzerinde tasarrufa yetkili olan eş, diğer eşin izni olmaksızın belirtilen işlemleri yapamayacaktır. Ancak bu rıza alınmadan yapılan işlemlerin akıbetine dair bir düzenleme yoktur. Bu durumda ise rızaya ilişkin genel hükümler geçerli olacak ve diğer eşin rızası alınmadan yapılan bu işlemler geçersiz olacaktır.[6] Söz konusu işlemlere ilişkin tapuda yapılan tescil kaydı ise yolsuz bir tescil olup izin vermeyen eş tarafından düzeltilmesi talep edilebilir.[7]

Bu tür olaylarda “aile konutu şerhi” önem kazanmaktadır. TMK md. 194’te “Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Aile konutu şerhi kurucu değil, açıklayıcı bir şerhtir. Nitekim aile konutu koruması, konulan şerhten değil, kanunun emredici hükmünden doğmaktadır. İlaveten, aile konutu şerhinin, üçüncü kişilerin iyiniyetini bertaraf eden bir özelliği vardır.[8] Ancak aile konutu şerhinin henüz konulmadığı durumlarda, tapu kütüğündeki yolsuz kayda iyiniyetle güvenerek ayni hak kazanan kişilerin kazanımları TMK md. 1023 ve 1025/2 gereğince korunur.[9] Kısaca, aile konutu şerhinin konulmamış olduğu durumlarda kişinin mazur görülebilecek bilgisizliği durumundaki hak kazanımları korunacaktır.

Sonuç

Toparlayacak olursak, evlilik birliği içerisinde bulunan bireylerin yapacağı bazı hukuki işlemlere birtakım sınırlamalar getirilmiştir ve bu sınırlamalar ortak yaşamın bir sonucudur. Amacı ise, Anayasa’da toplumun temeli olarak nitelendirilen ‘aile’ kurumunun korunmasıdır. Aile konutuna ilişkin sınırlar ise, aile birliğini, aile içerisindeki eşitliği ve ailenin barınma ihtiyacını korumak adına düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemedeki rıza şartına uyulmadan yapılacak olan sözleşmeler ise geçersiz olacaktır ve işlem tarafı olmayan eş tarafından tapu siciline işlenen yolsuz tescilin düzeltilmesi talep edilebilecektir. Haliyle, aile konutu üzerindeki düzenlemeler yalnızca eşleri değil, işlem tarafı olan üçüncü kişiyi de ilgilendirmektedir ve dikkat edilmesi gereken hususlar arasındadır.

            Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 21 Ekim 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

ÇETİNKAYA, K. (2021, MART 4). AİLE KONUTU KAVRAMI VE UYGULANMASI. EKİM 2, 2021 tarihinde HUKUKİ HABER: https://www.hukukihaber.net/makale/aile-konutu-kavrami-ve-uygulanmasi-h440948.html adresinden alındı

Dural, M., Öğüz, T., & Gümüş, M. A. (2020). Türk Özel Hukuku Cilt 3 Aile Hukuku. İstanbul: Filiz Kitabevi.

GÜREL, B. (2018, AĞUSTOS 29). EŞLERİN AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ TASARRUF HAKKI. EKİM 2, 2021 tarihinde HUKUKİ HABER: https://www.hukukihaber.net/eslerin-aile-konutu-uzerindeki-tasarruf-hakki-makale,6043.html adresinden alındı

YILDIZ, O. M. (2020, MART 29). EV ALIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ BİR KAVRAM; AİLE KONUTU ŞERHİ. EKİM 2, 2021 tarihinde HUKUKİ HABER: https://www.hukukihaber.net/ev-alirken-dikkat-edilmesi-gereken-onemli-bir-kavram-aile-konutu-serhi-makale,7608.html adresinden alındı

DİPNOTLAR

[1] (YILDIZ, 2020)(Erişim Tarihi: 02.10.2021)

[2] (ÇETİNKAYA, 2021)(Erişim Tarihi:02.10.2021)

[3] (ÇETİNKAYA, 2021)

[4] (GÜREL, 2018)(Erişim Tarihi:02.10.2021

[5] (GÜREL, 2018)

[6] (ÇETİNKAYA, 2021)

[7] (Dural, Öğüz, & Gümüş, 2020)

[8] (Dural, Öğüz, & Gümüş, 2020)

[9] (Dural, Öğüz, & Gümüş, 2020)

This div height required for enabling the sticky sidebar