Hit enter after type your search item

DOÇ. DR. BÜLENT ALGAN ile DÜNYADA ve TÜRKİYE’DE ÇOCUK HAKLARI

/

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü vesilesiyle, çocuk haklarının günümüzdeki durumunu, çocukların yaşadıkları hak ihlallerini ve bu ihlalleri önlemek için var olan hukukî mekanizmaları Umut Arda APAYDIN, Doç. Dr. Bülent ALGAN ile sizler için ele aldı.

1- Dünyada ve Türkiye’de insan hakları olgusu ve bu hakların çocuklar bakımından uygulanması ne durumdadır?

Bilindiği gibi insan hakları, insanların başka bir neden aranmaksızın, sırf insan oldukları için sahip oldukları haklardır. İnsanı onur sahibi, içinde yaşadığı toplum ve iktidarına tabi olduğu devlet karşısında özgür bir birey olarak kabul etmek, insan haklarının varlığını kayıtsız şartsız kabul etmekten geçer. Böyle kabul edildiğinde tüm insanları onur ve haklar bakımından eşit kabul etmiş oluruz ve dini, dili, ırkı, etnik kökeni, cinsiyeti vs. ne olursa olsun her türlü ayrımcılığı ve ayrıcalığı da (imtiyaz) reddetmiş oluruz.

Çocukluk, tüm insanların yetişkin olana kadar yaşadıkları bir süreç, bir dönemdir ve çocuk hakları da bu nedenle yetişkin oldukları güne kadar tüm insanların mutlaka gereksinim duydukları, insan haklarının müstesna bir kısmıdır. Çocuk hakları, çocuğun bir özne kabul edilmesiyle; bir başka anlatımla hak sahibi kabul edilmesiyle gerçek anlamına kavuşabilecektir.

Ne var ki, gerek genel olarak insan hakları, özel olarak da çocuk hakları söz konusu olduğunda parlak bir tablo ortaya koymak mümkün değildir. İnsan haklarının evrensel olduğu hep söylenir; bu aslında kulağa hoş gelen güzel bir idealdir ama, ne yazık ki evrensel olan belki de insan hakları ihlalleridir… Çocuk hakları da, özel olarak korunması gereken bir kategoriye ilişkin haklar olarak, aslında bu kategorinin konusunun, yani çocukların bu zamana kadar gereği gibi korunmamalarının sonucudurlar. Belki biraz karamsar bir yaklaşım olarak görülebilse de söylemeden geçemeyeceğim; çocuk haklarının varlık nedeni aslında çocukların çocuk olmaktan kaynaklanan mağduriyetleri ya da çocuk oldukları için hak ihlallerine maruz kalmalarıdır. Çocuğun emeğinin sömürülmesinin, cinsel istismarının, şiddete uğramasının; eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi pek çok haktan mahrum kalmasının hayat boyu süren sonuçlarının ortadan kaldırılmadığı bir ülkede ve dünyada iyimser olmak için kendimizi zorlamamız gerektiğini düşünüyorum.

2- Çocuk haklarının çocuklara sağladığı güvenceler ve devletlere yüklediği yükümlülükler nelerdir?

Öncelikle, çocuğun hukuk nezdinde bir hak öznesi olarak tanınmasının ancak aşama aşama gerçekleşebildiğini belirtmek gerekir. Çocuk haklarının ortaya çıkmasından önce, çocuğun “korunmasını” temel alan yaklaşımın hâkim olduğu görülmektedir. Çocuğun korunması yaklaşımı, özet olarak onun korunması gereken bir varlık, daha doğrusu bir “nesne” olarak görülmesinden gelir. Burada gözden kaçırılmaması gereken nokta, bu ilk aşamada çocuğun henüz özerk bir özne olarak kabul edilmemesidir. Dahası, çocuğun korunması düşüncesinde asıl saik çoğu zaman üretimin ve işgücünün korunması, nitelikli işçi gereksiniminin karşılanması, cehaletin önlenmesi, toplum düzeninin korunması gibi beklentilerin karşılanmasıdır. Bu korumacı yaklaşım, özellikle 19. yüzyılda çocuğun korunmasına ilişkin hukuksal adımlarda kendisini göstermektedir ve 20. yüzyılda da kendisini hissettirmeyi sürdürmüştür.

Çocuk haklarının bildiğimiz anlamda somutlaşması, daha çok açıklanan korumacı (paternalist) yaklaşımın terk edilerek çocuğun özerkliğinin kabul edildiği aşamaya geçilmesiyle mümkün olabilmiştir. Özellikle 1989 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesi, bir yandan çocuğu özerk kararlar alabilen bir “kişi” olarak kabul ederek, yetişkinlere tanınan hakların yanı sıra hak öznesinin çocuk olmasından kaynaklanan haklara da yer vermiştir.

Devletlerin, öncelikle çocukların özerk bireyler olduğunu kabul ederek hareket etmeleri ve çocukların korunmasının da ancak bu sayede mümkün olacağını kabul ederek işe başlamaları gerekmektedir. İkinci olarak, genel insan haklarının, pek çok durumda özel grupların korunmasında yetersiz kaldığı artık bilinen bir gerçek olduğu için çocukların “çocuk olma” durumunun dikkate alınması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu da, çocuğun haklarının korunmasında “kırılgan ve incinebilir doğasının” göz önünde tutularak işlem yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

3- Dünyada ve Türkiye’deki çocuklar en çok hangi hak ihlalleriyle karşılaşmaktadır? Bu ihlallere karşı önerileriniz nelerdir?

Öncelikle, dünya çocuklarının çocuk olmalarıyla birleşen başka statülerinden ya da dezavantajlarından dolayı (mülteci, sığınmacı, azınlık, yoksulluk gibi) yetişkinlerle paralel şekilde hak ihlalleriyle yaygın şekilde karşılaştıklarını gözlemliyoruz. Bu tür ihlallerin önlenmesi için alınabilecek genel önlemlerin yetişkinlerle birlikte çocukların sorunlarına da çözüm getirebilme ihtimali göz ardı edilmemeli.

Çocukların karşılaştığı en büyük insan hakları sorunlarının, yoksulluk kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Esasında başlı başına bir insan hakları sorunu olan yoksulluk, aynı zamanda adeta zincirleme biçimde başka hak ihlallerinin de kaynağı durumundadır. Çocuk işçiliğinden çocuğun emeğinin sömürülmesine, sağlık hakkından sosyal güvenlik hakkına kadar çok sayıda sosyal hakkı bu nedenle inkâr edilen çocukların, yine özellikle eğitim haklarından gereği gibi yararlanamamalarının da hem bugünlerini, hem de geleceklerini çok olumsuz etkilediğini rahatlıkla –aslında büyük bir rahatsızlık duyarak- söyleyebiliriz. Örneğin 2021 yılı verilerine göre dünyada yaklaşık 160 milyon çocuk işçi mevcut; Türkiye’de ise bu sayı yaklaşık 720 bin. Çalışmak zorunda bırakılan bu çocukların eğitime erişimi çok yüksek oranda mümkün değil ve zaten yasadışı biçimde çalıştırılıyorlar. Bu istatistik bile durumun vahametini net biçimde gösteriyor.

Çocukların karşılaştığı en büyük insan hakları sorunlarından biri de, hayatın her alanında çocukların yararlandırılmaları gereken başta gelen bir ilkenin, çocuğun üstün yararının gözetilmesi ilkesinin uygulamada hayata geçirilmesinde yaşanan sıkıntılardır. Bu ilke, çocukla ilgili her konuda yaşamsal öneme sahip olmasına karşın, onun bir “özne” olarak kabul edilmesi konusunda hem insan haklarının genel yükümlüsü olan devletin, hem de çocuklar söz konusu olduğunda özel bir yükümlü grubunu oluşturan –başta ebeveyn olmak üzere- çocuğun bakımıyla sorumlu olan kişilerin adeta bir direnç göstermesi nedeniyle, çocukların çıkarlarından çok diğer ilgililerin üstün çıkarları öncelenebilmektedir. Benzer şekilde, çocukların kendileriyle ilgili kararların alınması sürecinden dışlanması, tüm dünyada başka bir hak ihlali kaynağı olarak ortada durmaktadır.

Ancak çok kısaca özetleyebildiğimiz bu sorunların çözümü, aileden topluma, nihai olarak devlete kadar tüm düzeylerde topyekûn bir zihniyet değişimini ve çocuk hakları konusunda sorumluluk alma iradesini gerektirmektedir. İnsan haklarına ilişkin genel tedbirlerin, klasik kamusal yaklaşımların yeterli olamayacağı açıktır. Bunun yanında, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan “Taraf Devletler, Sözleşme ilke ve hükümlerinin uygun ve etkili araçlarla yetişkinler kadar çocuklar tarafından da yaygın biçimde öğrenilmesini sağlamayı taahhüt ederler.” ifadesi (m. 42), her ne kadar Sözleşme özelinde bir düzenleme ise de; çocuk haklarını korumaya yönelik ilke ve hükümlerin çocuklar ve yetişkinler tarafından bilinmesini, öğrenilmesini devletlere yükümlülük olarak yüklemektedir. Böylece yetişkinler ve çocukların bunlara ilişkin farkındalıkları artmış olacaktır.

4- Çocuk haklarına ilişkin ulusal ve uluslararası yargısal koruma mekanizmaları nelerdir? Bu mekanizmaları etkili ve erişilebilir görüyor musunuz?

Öncelikle, ulusal ve uluslararası alanda genel insan haklarını korumak amacıyla öngörülmüş herkes için mevcut başvuru yolları elbette çocuklar için de koruma sağlayabilmektedirler. Ancak, çocukların fiil ehliyetlerinin sınırlı olması nedeniyle, bu yollara doğrudan başvurmaları çoğu durumda mümkün olamıyor. Bu nedenle, çocukların gerektiğinde bizzat başvurmalarını mümkün kılan düzenlemelere ve platformlara gereksinim olduğunu düşünüyorum.

Aslında bu konuda iyi örnekler yok değil. Örneğin, ülkemizde Kamu Denetçiliği Kurumunun çocuklara böyle bir olanak tanıdığını belirtmek gerekiyor. Gerçekten de hakkı ihlal edilen çocuğun kendisi, çocuklar adına ebeveyni veya yasal temsilcileri, çocuk adına bir STK (dernek veya vakıf) veya herhangi bir yetişkin veya çocuk, turistler, mülteciler ve sığınmacılar gibi yabancı uyruklu kişiler KDK’ya başvurabilmektedir. KDK, “kdkcocuk.gov.tr” adresinde çocuk haklarıyla ilgili gerekli bilgilendirmeler yanında internetten başvuru yapabilmeyi de mümkün kılıyor. Özellikle yargı dışı esnek başvuru yollarının çocuklar için de erişilebilir olması çok değerli.

Uluslararası alanda çocuk haklarıyla ilgili en önemli belge kuşkusuz Birleşmiş Milletler düzeyinde kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’dir. Bu Sözleşme ile Çocuk Hakları Komitesi adlı bir denetim organı kurulmuş olsa da, ne yazık ki adı geçen Komitenin bireysel başvuruları alma yetkisi bulunmamaktaydı. Bu tarihe kadar Komite, esas olarak devlet raporları üzerinden denetim yapmakla yetkili kılınmıştı. Ayrıntılara girmeksizin, raporlara dayalı denetim usulünün uluslararası alanda etkililiği sorgulanan bir denetim yolu olduğunu belirtmekle yetinelim. Sonuçta Komite, denetim sonucunda taraf devletleri bağlayıcı kararlar almaktan ziyade, ancak “telkin ve genel nitelikte tavsiyelerde bulunabilir” (m. 45/4).

2014 yılında yürürlüğe giren Ek Protokolle birlikte Çocuk Hakları Komitesi’ne bireysel başvuru yapılması da mümkün hale gelmiştir. Türkiye açısından ise 1994 yılında yürürlüğe giren Sözleşmenin bu ek Protokolü, ancak 2018 yılında yürürlüğe girmiştir. Bireysel başvuruların incelenmesi sonucunda da “Komite, belirli bir başvuruyu inceledikten sonra, bu başvuru ile ilgili görüşlerini, varsa tavsiyeleriyle birlikte gecikmeksizin ilgili taraflara bildirecektir.” Görüldüğü üzere, Komitenin denetim yetkisi yine zayıf tutularak “görüş” ve “tavsiye” biçiminde ifade edilmiştir.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği denetim olanaklarının ve aslında genel olarak uluslararası koruma sistemlerinin çocuk haklarına etkili bir koruma düzeyi getirdiğini söylemek güçtür. Bu tespit, aslında insan haklarının uluslararası alanda korunması için de aynı şekilde geçerli. Örneğin, dünyada uluslararası alanda en etkili koruma sistemi getiren sözleşme olduğuna kuşku duyulmayan AİHS bile, ikincillik ilkesinden nasibini almaktan kurtulamamaktadır. İnsan haklarına uluslararası korumanın temel bir niteliği olan ikincillik ilkesi gereği, bu hakların korunması işi öncelikle iç hukuk düzenlerinde sağlanmalıdır. Bu nedenle ben, uluslararası korumayı asla küçümsememekle birlikte, asıl vurgunun her zaman ulusal düzeyde korumaya yapılması gerektiğini düşünüyorum. AİHM’nin ya da bir başka uluslararası denetim merciinin ihlalden yıllar sonra vereceği bir ihlal kararının, bağlayıcı bile olsa ve hatta muhatabı olan devlet tarafından uygulansa bile çok geç kalmış bir karar olacağı kuşkusuzdur.

5- Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile sığınmacı hükmündeki çocuklara tanınan haklar nelerdir? Bu haklar sözleşmeyi onaylan devletler tarafından ne ölçüde uygulanmaktadır?

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 22. maddesi mülteci ya da mülteci statüsü kazanmaya çalışan çocuklarla ilgili özel bir düzenleme getirmektedir. Buna göre Sözleşmeye taraf her devlet hem bu Sözleşmede hem de Taraf Devletlerin taraf oldukları insan haklarına ilişkin diğer uluslararası sözleşmelerde tanınan ve bu duruma uygulanabilir nitelikte bulunan hakları bu çocukların kullanması amacıyla koruma ve insani yardımdan yararlanmaları için gerekli bütün önlemleri almakla yükümlü tutulmuştur. Bu nedenle, Taraf Devletler, uygun gördükleri ölçüde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve onunla işbirliği yapan hükümetler arası ve hükümet dışı yetkili kuruluşlarla bu durumda olan bir çocuğu korumak, ona yardım etmek, ailesinden ayrı düştü ise ailesi ile yeniden bir araya gelebilmesi için ana–babası veya ailesinin başka üyeleri hakkında bilgi toplamak amacıyla işbirliğinde bulunurlar. Ayrıca, herhangi bir nedenle kendi aile çevresinden sürekli ya da geçici olarak ayrı düşmüş bir çocuğa bu Sözleşmeye göre tanınan koruma, aynı esaslar içinde, ana–babası ya da ailesinin başkaca üyelerinden hiçbirisi bulunmayan çocuğa da tanınacaktır.

Sözleşmedeki bu düzenleme, mülteci statüsünde olan ya da bu statüyü elde etmeye çalışan çocuklara ilişkin kapsamlı bir koruma yükümlülüğü anlamına gelmektedir. Hatta Sözleşme, ilgili devletin taraf olduğu diğer insan hakları sözleşmelerine de atıf yaparak bu durumdaki çocuklar için mümkün olan en kapsamlı uluslararası korumayı sağlamaya çalışmaktadır. Ne var ki, dezavantajlı gruplar arasında en kırılgan olanlardan biri olan mülteci ya da mülteci adayı çocuklar açısından uluslararası pratiğin çok da parlak olmadığını belirtmek gerekiyor. Bu sıralarda çok güncel olan Yunanistan sınırındaki geri itme olayları, Belarus-Polonya sınırındaki göçmen krizi, yıllardır devam edegelen Suriyeli sığınmacılar sorunu, bunlara son birkaç ayda Afganistan’dan gelen göçmenlerin eklenmesi, dünyada ve bu arada Türkiye’de göçmenlerin, özellikle de göçmen çocukların içine düştükleri zor durumu gözler önüne seren örnekler. Kendini bir başka ülkeye “atmayı” becerebilenler açısından ise zorlu mülteci kampları, tutma merkezleri buralardaki çok zor yaşam koşulları kendilerini bekliyor. Sonuç olarak, ne yazık ki Çocuk Hakları Sözleşmesi ve hatta diğer çok sayıdaki insan hakları sözleşmesi hükümleri, bu çocukları kâğıt üzerinde kendilerine tanınan haklara kavuşturmaya yetmiyor.

6- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’deki çocuk hakları sorunlarına nasıl bir etkisi olmuştur?

Çocuk hakları, herkese özgü insan haklarından ayrı olarak “çocuklara özgü”, kişinin çocuk olması nedeniyle sahip olması gereken haklardır. Bu haklar çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlaki açıdan özgürlük ve saygınlık içinde, sağlıklı ve normal biçimde gelişebilmesi için tanınmıştır.

Anayasalarda ve ulusal üstü insan hakları belgelerinde yer alan ve açıkça çocuklara atıfta bulunmayan insan haklarını düzenleyen hükümlerin çocukların haklarını da koruyacak biçimde yorumlanması, çocukların kırılgan ve incinebilir doğalarına ve gelişmekte olan bireyler olmalarına özgü niteliklerinin özellikle göz önünde bulundurulduğu bir yargısal tutumu gerektirmektedir. Bir anayasanın ya da bir uluslararası sözleşmenin metninde, çocukların açıkça anılmadığı hükümler mahkemeler tarafından çocuklara özgü nitelikler göz önünde bulundurulmak suretiyle, devlet bakımından genişlemiş bir yükümlülüğü gerektirdiği biçiminde kabul edilerek yorumlanmaktadır. Çocuğun kırılgan doğasını, çocuk olmaktan kaynaklanan korunma ve desteklenme ihtiyacını temel alan bir yargısal tutum, çocuğun haklarının korunması söz konusu olduğunda, devletin yükümlülüklerinin kapsamının genişlediğin kabul edilmesini gerektirmektedir.

Böylece hakkının ihlal edildiğini ileri süren kişi bir yetişkin olsaydı, devletin hakkı korumak üzere alması gereken önlemleri makul ölçüler içinde almış olduğu varsayılabilecekken, mağdurun çocuk olması hâlinde, alınan önlemler yeterli kabul edilmeyerek, çocuğun zayıflığı ile orantılı olarak devletin yükümlülüğünün kapsamının genişlediği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu yargısal tutum AİHM’nin pozitif yükümlülükler doktrini çerçevesinde, çocukların haklarının korunması için devlet tarafından alınması gereken önlemlerin kapsamının mutlak suretle geniş yorumlandığı çok çarpıcı kararları gündeme getirmiştir. Özellikle çocuğun Sözleşme’nin yaşam hakkının korunması, işkence ve insanlık dışı muamele yasağı, özel yaşamın ve aile yaşamının korunması ve ayrımcılık yasağına ilişkin hükümlere dayanılarak başvurucunun bir çocuk olduğu durumlarda Mahkeme, taraf devletlerin pozitif yükümlülüklerinin genişlediğini kabul etmiştir.

AİHM, işkence ve kötü muamele yasağından kaynaklanan pozitif nitelikli koruma yükümlülüğünün, özellikle çocuklar ve kadınlar gibi görece güçsüz kişiler bakımından hem hukuki, hem de fiili tedbirler alınmasını gerektirdiği görüşündedir. Mahkemeye göre bu tedbirler, çocukların ve diğer korumasız kişilerin etkili bir şekilde korunmasının sağlanmasını ve yetkililerin bilgi sahibi oldukları veya olmaları gerektiği durumlarda kötü muameleleri önlemek için makul adımlar atmasını içermelidir.

Çocuklara karşı şiddet, kötü muamele, ihmal, istismar ve sömürü, onların maddi ve manevi varlığının bütünlüğünü, hatta yaşama hakkını ihlal eder. Bu nedenle, çocuklara karşı şiddetin, kötü muamele, ihmal ve istismarın önlenmesi, sosyal alandaki haklardan önce, kişinin yaşama ve maddi ve manevi bütünlüğünü koruma ve geliştirme haklarından doğan pozitif nitelikli edimleri talep hakkını içerir. Bu nedenle çocukların şiddet, kötü muamele, ihmal, istismar ve sömürüye karşı korunma hakları Anayasanın 17’nci maddesinden doğan anayasal bir temel hakka, kişilerin doğrudan doğruya yararlanabilecekleri bir sübjektif kamu hakkına dayanmaktadır. Nitekim AİHM, çocukların şiddete karşı korunmasını, Sözleşmeyi kabul eden devletlerin “yaşama hakkı”na ilişkin 2’nci ve “işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı davranma yasağı”na ilişkin 3’üncü maddelerden doğan olumlu ödevi olarak değerlendirmektedir.

AİHM, çocuğun şiddetten korunması hakkı bağlamında korunan hukuksal menfaatin, fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı olduğunu kabul etmektedir. Mahkemeye göre, bu hak hem AİHS’nin 3’üncü maddesinde düzenlenen işkence yasağı, hem de 8’inci maddesinde güvence altına alınan özel yaşama saygı hakkı çerçevesinde korunmaktadır. Mahkeme içtihatlarında, maruz kalınan şiddetin ağırlığına göre Sözleşme’nin 3’üncü maddesinde düzenlenen işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz bırakılma yasağı ile 8’inci maddede düzenlenen özel yaşam ve aile yaşamına saygı hakkı arasında bir yarışma ilişkisi bulunduğu kabul edilmektedir. Asgari şiddet eşiğini aşan eylem ve işlemler bakımından 3’üncü madde uygulanabilir iken, bu eşiğin altında kalan müdahaleler bakımından 8’inci maddenin uygulanması gündeme gelebilecektir.

Mahkeme, çocukların cinsel istismarının Sözleşme’nin 3’üncü maddesinin koruma alanına girdiğini kabul etmektedir. Örneğin E. V e diğerleri / Birleşik Krallık davasında, failin şartlı serbestlikle tahliye edilmesinin ardından mağdurların ikametgâhında yaşamaya devam etmesi ve cinsel istismara uğrayan çocukların sosyal hizmetler tarafından koruma altına alınmamasını, 3’üncü maddenin içerdiği koruma yükümünün ihlali olarak kabul etmiştir .

Çocukların güçsüz ve incinebilir doğası dolayısıyla gündeme gelen bir diğer hak ihlali nedeni, çocuğun emeğinin sömürülmesidir. Özellikle herhangi bir nedenle korumasız kalan çocukların üçüncü kişilerin haksız müdahalesi sonucu zorla çalıştırılmaları hatta bu müdahalelerin sömürü ağırlığında olması söz konusu olabilmektedir. AİHM çocukların, zorla çalıştırılmaya karşı korunma güvencesinin etkili olarak sağlanması için alınması gereken önlemlerin kapsamının genişlediği görüşündedir. Mahkeme’ye göre, Sözleşme’nin 4’üncü maddesinde düzenlenen zorla çalıştırılma yasağı, özellikle mağdurun yaş ve göçmenlik statüsünün dikkate alınmasını gerektirir.

Çocukların güçsüz ve incinebilir doğası dolayısıyla özel olarak korunması gereken bir diğer hukuksal çıkarı çocuğun sağlığıdır. Çocuğun yaşamının, maddi ve manevi bütünlüğünün korunması, sağlığının korunması amacıyla tedbirler alınmasını gerektirir.

AİHM, sağlık hizmetlerinin sunulmasındaki ihmal ya da kusur nedeniyle meydana gelen ihlallerde, Sözleşme’nin yaşam hakkını düzenleyen 2’nci maddesine ilişkin ilkelerin, Sözleşme’nin 8’inci maddesinin sınırlarına giren, kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunması hakkına müdahalelere de uygulanabilir olduğuna işaret etmektedir.

AİHM ve Anayasa Mahkemesi, benzer bir içtihadi tutumla, Sözleşme’nin 2’nci maddesi ya da Anayasa’nın 17’nci maddesinin birinci cümlesinin, yalnızca kasten ve yasaya aykırı şekilde ölüme yol açılmasının engellenmesi güvencesi getirmediğini, aynı zamanda kişilerin yaşamını korumaya yönelik gerekli tedbirlerin alınmasını talep hakkını içerdiğini kabul etmekte ve bu ilkeyi kamu sağlığı alanına da uygulamaktadır. Bu çerçevede kamu sağlığı hizmetlerinin yürütülmesindeki eylem ve ihmaller, Anayasa’nın 17’nci maddesi açısından sorumluluğu gündeme getirebilecektir.

AİHM, 2’nci maddenin ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerinin hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacak şekilde düzenlenmesi ve sağlık personelinin yüksek bir yeterlik seviyesinde olmasının sağlanması güvencesini içerdiğini kabul etmektedir.

Türk Anayasa Mahkemesi de, AİHM’nin çocuklar tarafından yapılan başvurularda, incinebilir kırılgan doğalarından kaynaklanan korunma ihtiyaçlarını ve gelişmekte olan kişiler olarak maddi ve manevi varlıklarının korunması ve mümkün olan en üst ölçüde geliştirilmesinden kaynaklanan haklarının korunması için, devletin yükümlülüklerinin kapsamının geniş yorumlanması gerektiği içtihadını benimsemiştir.

7- Ulusal insan hakları mekanizmalarının çocuk haklarına etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Farklı ülke uygulamalarında olduğu gibi Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin korunması alanında görev yapmak üzere hem yasama, hem de yürütme organı içinde oluşturulmuş çeşitli kuruluş ve mekanizmalar vardır. Yasama organı bünyesinde faaliyet gösteren Dilekçe, İnsan Haklarını İnceleme, Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonları ile diğer komisyonlar bünyesinde kurulan ve belli bir konu ya da alanda insan haklarının durumunu araştırmak üzere faaliyet gösteren yasama birimleri söz konusudur. Ayrıca Kamu Denetçiliği Kurumu yasama organı ile ilişkili olarak faaliyet göstermekte iken Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu ise yürütme organı ile ilişkili olarak faaliyet göstermektedir. Gerek yasama, gerek yürütme organı içerisinde konumlanan kurumlar, kişilerden gelen başvuruları incelemek, ihlalin nedenini tespit etmek, ihlalin giderilmesi ya da önlenmesi amacıyla ilgili kurumla iletişime geçmek, ülkede insan haklarının durumuna ilişkin rapor hazırlamak, bilinçlendirme faaliyeti yürütmekle yetkilidir.

Ulusal insan hakları kurumları aracılığıyla yapılan denetim ve inceleme faaliyetlerinin, çocuk hakları söz konusu olduğunda özel bir önemi vardır. Nitekim, incinebilir ve kırılgan doğaları nedeniyle çocukların haklarının daha ihlalini, çocukların maddi ve manevi varlıkları üzerinde bir yetişkin ile kıyaslandığında çok daha ağır sonuçları olabilmektedir. Bu nedenle bir hak ihlali henüz gündeme gelmeden, haklarının gerek bilinçlendirme ve farkındalık çalışmaları, gerekse önleyici faaliyetler ile korunması, çocuk haklarının tanınması kadar hayati öneme sahiptir. Oysa bilindiği gibi yargı makamları bir hak ihlali gerçekleştikten sonra, hukuk yargılamasında çocuğun haklarının korunmasını mümkün kılacak en uygun çözümü takdir etme, ceza yargılaması söz konusu olduğunda ise ihlalin sorumlularını ve cezai sorumluluğun kapsamını tespit etmede görev üstlenmektedir. Dolayısıyla yargısal makamlar aracılığıyla çocuk haklarının korunmasının, daha çok bastırıcı, çoğunlukla ihlalin sonuçlarını giderici nitelik kazandığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Diğer yandan sıkı usul kurallarına bağlı olan yargısal makamlara başvurma ve yargısal makamları harekete geçirmede tecrübesizlikleri, ehliyetsiz kabul edilmeleri gibi dezavantajlı durumları dikkate alındığında çocukların, ihlalin giderilmesi için faaliyet gösteren kurumlara başvuru olanağının sınırlı olması da, ulusal insan hakları kurumlarının önemini, çocuk hakları söz konusu olduğunda artırmaktadır.

Çocuk hakları kurumlarının şikâyet mekanizmasına sahip olmasının kendisinden beklenen faydayı yerine getirebilmesi için çocuklar için erişilebilir olması gerekir. Hak ihlalleri için etkili bir başvuru yoluna erişim, çocuk haklarının gerçekleştirilmesi bakımından vazgeçilmez önemdedir.

Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumu, daha önce de belirttiğimiz gibi çocuklar tarafından yapılan başvuruları kabul etmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunda verilen yetkiye istinaden çocuklar tarafından yapılan başvuruları incelemekle görevli, çocuk hakları alanında münhasır yetkili bir denetçi görevlendirilmiştir. Çocuklar, Kurumun resmi internet sayfasında yer alan forum aracılığıyla, doğrudan Denetçiye başvuruda bulunabilmektedirler. 6328 sayılı ve 14.6.2012 tarihli Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 7’nci maddesi uyarınca Kamu Denetçiliği Kurumu içinde çocukların başvurularına özgülenmiş bir Denetçi’nin belirlenebilmesine olanak tanınması, Türk hukuk sistemi içinde çocuklara özgü bir başvuru mekanizmasının gerekliliğinin kabul edilmesi bakımından önemlidir.

Türkiye’de 18 yaşından küçük çocukların yanlarında velisi olmaksızın sağlık hizmeti alamamaları konusunda Kamu Denetçiliği Kurumuna yapılan başvuru üzerine, Kurum 15 yaşını dolduran çocukların yanlarında kanuni temsilcileri olmadan sağlık hizmeti almalarına imkân tanınması amacıyla, çocuğun yüksek menfaatine uygun kararların mevzuata dönüştürülmesi hususunda Sağlık Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına karar vermiştir. Kurumun bu yaklaşımının, Anayasa’nın herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu düzenleyen 12, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu düzenleyen 17, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğunu kabul eden 20’nci maddesi çerçevesinde, çocuğun maddi ve manevi varlığının korunması hakkı yanında gelişen yetkinliğinin dikkate alınması yükümünü de içerdiği ilkesi ile uyumlu olduğu ifade edilebilir.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu da Çocuk hakları konusunda farkındalık ve bilinçlendirme faaliyeti çerçevesinde özel bir önem atfedilmesi gereken özellikle çocuklara yönelik etkinlikler düzenlemektedir. Nitekim Kurum, 25 Ekim-5 Kasım tarihleri arasında 6. Sınıf öğrencilerine yönelik insan hakları konulu bir resim yarışması düzenlemiştir. Ben bu etkinliği çok önemli buluyorum. Çünkü hepimizin bildiği gibi, hakkın bizzat yararlanıcılarının, kendilerinin bir hakkın sahibi oldukları konusunda bilinçlendirilmeleri, insan haklarının tanınması kadar, yaşama aktarılmasının en önemli adımlarından biridir.  Yine bu kurumun, yakın zamanda Paris İlkeleri çerçevesinde “A” statüsünde akreditasyon için başvuruda bulunduğunu öğrendim. Bu statüyü alabilirse, çalışmalarında ve özel olarak çocuk hakları konusunda da (özellikle çocuğa yönelik ayrımcılıkla mücadelede) önemli işler yapabileceğini umuyorum.

Esasında Türkiye’de insan haklarıyla ilgilenen kurumlar bakımından bir enflasyon olduğunu söylemek yanlış olmaz. İl ve hatta ilçe merkezlerinde faaliyet göstermesi gereken İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları, istendiğinde pekâlâ yerel düzeyde önemli çalışmalar yapabilirler; yeter ki faal kılınsınlar ve sahaya insinler.

Toparlamak gerekirse, Türkiye’deki ulusal insan hakları mekanizmalarının çocuk haklarına ciddi katkıda bulunabilecek potansiyelleri olduğunu düşünüyorum; elbette ki bu potansiyelin ve mevzuatlarından kaynaklanan yetkilerinin kullanılması kaydıyla.

Her yetişkin insanın geçirmek zorunda olduğu, belki de yaşantımızın en güzel kesiti olan çocukluğun en güzel, en özgür, en mutlu şekilde geçmesi en büyük dileğimdir. Devletin de, biz yetişkinlerin de bu konuda üzerine düşeni yapması, en başta gelen sorumluluklarımızdan biridir: asla ihmal edemeyeceğimiz bir sorumluluk…

Bu röportaj ilk kez 20 Kasım 2021’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

This div height required for enabling the sticky sidebar