Hit enter after type your search item

DENİZLERDEKİ MİSAK-I MİLLİ’MİZ: MAVİ VATAN

/

Yazar: Umut Can AKYILDIZ

Giriş

Mavi Vatan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de deniz yetki alanlarını ifade eden doktrindir. Başka bir deyişle Mavi Vatan’ı ülke sınırlarımızın deniz alanlarında korunması olarak da tanımlayabiliriz. Nitekim toprakların yanı başında bulunan deniz de anavatan gibi Mavi Vatan’ı ifade eder. Geçmişte ve günümüzde Türkiye karasularında görülen (özellikle Doğu Akdeniz bölgesi) hukuki aykırılıkların bu kavramın kullanılmasının gerekliliğini kanıtlamıştır.

A. Doğu Akdeniz’in Önemi

Doğu Akdeniz; Anadolu, Mezopotamya ve Mısır üçgeninde yer alan ve verimli hilal olarak tanımlanan bölgenin adı olup, tarihte ilk medeniyetler olarak bilinen Mezopotamya, Mısır ve Anadolu Medeniyetinin birleşim noktasında bulunmaktadır. NATO’nun “Choke Point” yani “Düğüm Noktaları” olarak tanımladığı bölgelerin en hayati öneme sahip olanları bu bölgede bulunmaktadır.[1]

Öte yandan Doğu Akdeniz’in Hint Okyanusu’ndan Avrupa’ya giden ticaret güzergahında bulunması, Orta Doğu bölgesinden batıya giden enerji yollarının üzerinde bulunması, Bakü-Ceyhan boru hattı ile Kafkas petrollerini taşınması, Süveyş Kanalı bağlantısı üzerinden gemi taşımacılığı gibi konular açısından bakıldığında jeostratejik önemi açıkça ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlarla beraber, Akdeniz’de devasa bir uçak gemisi konumunda olan Kıbrıs adası da uluslararası politika açısından, tarihte olduğu gibi bugün de önemini korumaktadır.

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının ortaya çıkarılması ile kimlerin söz konusu bölgede oyun kurucu olacağı önem kazanmıştır. Amerikan Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) raporlarına göre doğu Akdeniz’de 3,45 metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varillik petrol kaynağı olduğu tahmin edilmektedir. Aslında bu rakamlar bölgesel kaynakların küresel anlamda da güçlü bir etkiye sahip olacağını ortaya koymaktadır. İşte tam da bu sebeplerden Doğu Akdeniz son zamanlarda; jeopolitik konumu, hidrokarbon potansiyeli ve tarihten gelen birçok stratejik önemi yüzünden emperyal güçlerin, özellikle Kıbrıs havzasında güç elde etmek için doğrudan veya dolaylı mücadele alanı haline gelmiştir.[2]

B. Doğu Akdeniz’deki Sorunların Temeli

Doğu Akdeniz’de sorunlar, ilk olarak 2000’li yılların başlarında kendini göstermeye başlamıştır. Tartışmalar esasen kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) alanlarının ilgili kıyıdaş devletler arasında sınırlandırılması yani bir nevi paylaşılması konuları üzerinden ilerlemektedir. Bu kıyıdaş devletler, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Mısır, İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye, Libya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’dir. Sınırlandırma meseleleri bağlamında, ilan edilen doğal kaynak arama ruhsat bölgeleri ve buradaki faaliyetler de taraflar arasında sık sık gerilim oluşturmaktadır.

Kıta sahanlığı ve MEB devletlerin egemen haklara sahip olduğu deniz yetki alanlarıdır ve bu alanların hukuksal dayanağı 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ve uluslararası teamül kurallarıdır.

Kıta sahanlığı, kıyı devletinin ana karasının denizdeki doğal uzantısıdır ve devletler kıta sahanlığı alanlarında araştırma yapma ve doğal kaynakları işletme hakkına sahip olmakla birlikte buradaki deniz yatağı ve toprak altındaki madensel kaynaklar ve canlı organizmalar üzerinde de hak sahibidirler.

MEB ise kıyı devletlerine deniz yatağı ve deniz yatağının altındaki toprak altında münhasır ekonomik haklar tanımanın yanı sıra deniz yatağı üzerindeki su kütlesine ilişkin münhasır haklar da tanımaktadır.

1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi, bir deniz alanı uluslararası hukukun kıyıdaş devletlere tanıdığı azami deniz alanını sağlamıyorsa, başka bir deyişle bir kıyı devletinin 200 deniz mili başka bir kıyıdaş devletin 200 mil alanıyla kesişiyorsa, sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletlerin karşılıklı ve yan sınırlarının uluslararası bir anlaşma ile belirlenmesi gerektiğini söylemektedir.[3] Bu durum yarı kapalı bir deniz olan Akdeniz için de geçerlidir. Buna göre kıta sahanlığı ve MEB sınırları tek taraflı hukuksal işlemlerle değil, Doğu Akdeniz’e kıyısı bulunan tüm devletlerin hak ve çıkarlarını gözetecek şekilde devletlerarası anlaşmalar yoluyla belirlenmelidir.[4]

Bugüne kadar bu alanda, 17 Şubat 2003 GKRY-Mısır MEB Sınırlandırma Antlaşması, 17 Ocak 2007 Lübnan-GKRY MEB Sınırlandırma Antlaşması, (bu antlaşma Lübnan Parlamentosunca onaylanmadığı için yürürlüğe girememiştir), 17 Aralık 2010 İsrail-GKRY MEB Sınırlandırma Antlaşması, 27 Kasım 2019 Türkiye-Libya (Ulusal Mutabakat Hükümeti) Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Antlaşması ve en son 6 Ağustos 2020 Mısır-Yunanistan MEB Sınırlandırma Antlaşması yapılmıştır.

C. Türkiye-Yunanistan Gerilimi

Ege’de bulunan ancak bir yönü Doğu Akdeniz’e bakan Yunan adaları Girit, Kaşot, Rodos, Çoban ve Doğu Akdeniz’de bulunan Meis Adası ile Türkiye arasındaki deniz yetki alanları konusunda tarafların farklı tezleri bulunmaktadır. Adaların da kıta sahanlığı olduğunu savunan ve eşit uzaklık ilkesini benimseyen Yunanistan, Türkiye kıyıları önündeki adaları Rodos ve Meis’e tam etki tanıyarak Türkiye ile aynı oranda deniz alanları olduğunu ve aralarındaki kıta sahanlığı sınırlandırmasının eşit uzaklık prensibine göre yapılması gerektiğini savunmaktadır. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre devletler deniz yetki alanlarını kıtalarındaki esas hatlardan başlayarak ölçerler. Yunanistan’ın yaptığı gibi kendi adalarına tam etki tanımanın şartı ise ada ülkesi olmaktır. Yunanistan ise ada ülkesi değildir çünkü ana bölgesi bir ya da birçok adadan oluşmuş ülkeler ada ülkesi statüsündedir.

Türkiye, deniz alanlarının sınırlandırılmasına dair uluslararası hukuk kurallarının açık ve net bir biçimde öngördüğü gibi, sınırlandırmanın “hakça bir çözüm üretecek şekilde” yapılması gerektiğini ve bu bağlamda, sınırlandırmanın esas olarak coğrafi unsurların ve bu çerçevede kıyı uzunlukları arasındaki oranın dikkate alınarak yapılması gerektiğini ve Kıbrıs Adası da dâhil bölgedeki bazı adalara sınırlandırılmış etki verilmesi, bazılarına ise hiç etki verilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Başta Yunanistan ve GKRY olmak üzere bazı devletler, Türkiye’nin ortaya koyduğu hususların neredeyse hiçbirini dikkate almayarak, adalara eşit deniz alanları talep etmektedirler. Örneğin, Yunanistan birkaç km2 çapındaki Meis Adası’na 40.000 km2 deniz alanı talep etmektedir. Türkiye, Yunanistan ile arasında Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilecek sınırlandırmada ilgili hukuki ilkeler ışığında adalara kıta sahanlığı veya MEB alanları gibi deniz yetki alanları tanınmaması gerektiği görüşündedir.[5] Bu taleplerin hakkaniyete uygun olmadığını Türk Dışişleri Bakanlığı ifade ederek bunlara uluslararası hukuka aykırı oldukları gerekçesi ile karşı çıkmaktadır.[6]

Sonuç

Doğu Akdeniz politikasını Kıbrıs adasındaki varlıkları yok sayılan Kıbrıs Türklerinin haklarını ve kendi egemenlik haklarını korumak üzerine kuran Türkiye; GKRY ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki deniz alanlarını uluslararası hukuka aykırı bir şekilde sahiplenme girişimlerine başından beri karşı çıkmıştır. Ankara, GKRY ve Yunanistan’ın yaratmaya çalıştığı oldubittilere karşı diplomatik yollarla yaptığı itirazlara ek olarak fiili adımlar da atmıştır. Bu bağlamda KKTC ve Libya ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalamış ve bu anlaşmalar sonucu belirlenmiş olan kendi deniz bölgelerinde doğal kaynak arama ve işletme faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Türkiye elini güçlendiren bu adımlara ek olarak, kendi deniz yetki alanlarında donanma unsurlarıyla varlık göstermiş ve Doğu Akdeniz’deki haklarını göz ardı eden doğal kaynak arama ve sondaj girişimlerini fiilen engellemiştir. [7]

Türkiye ile bölgede yaşadığı her sorunu AB’ye taşıyan GKRY-Yunanistan ikilisi, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda üye ülkelerinin tezlerini benimsemiş olan AB’den beklediği desteği fazlasıyla almıştır. GKRY ve Yunanistan’ın, Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin egemenlik haklarını ihlal eden adımlarına sessiz kalan AB, Türk tarafının hak sahibi oldukları kıta sahanlığı alanlarında yaptığı her türlü faaliyeti ile üye ülkelerinin egemenlik haklarını ihlal ettiğini söylemiş ve Türkiye’nin arama ve sondaj faaliyetlerinin “yasadışı” olduğu yönünde açıklamalar yapmıştır. Doğu Akdeniz’de üye ülkelerinin taraf olduğu deniz yetki alanları ile ilgili sorunları içselleştiren AB’nin, Türkiye ve GKRY-Yunanistan arasında yaşanan sorunun tarafı haline geldiği ve konunun hukuki boyutunu yok sayarak yaşanan anlaşmazlığa siyasi olarak yaklaştığı çok açıktır.

Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin, kendisini uzlaşmaz, komşularıyla sorunlar yaşayan ve uluslararası hukuk kurallarını ihlal eden bir ülke olarak göstermek isteyen aktörlere karşı bir strateji geliştirmesi gerekmektedir. Öncelikle, Kıbrıs Türklerinin ve kendisinin uluslararası hukuktan doğan haklarını, sorunu diplomatik yollarla çözme isteğini ve uluslararası işbirliklerine açık olduğunu hem bölge ülkelerine hem de AB gibi uluslararası aktörlere anlatmalıdır.[8]

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Zaferi, denizi kontrol altında tutan, ihtiyacı olan şeyi, ihtiyacı olduğu zaman, istediği yere ulaştırabilen ülke kazanır.”

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 7 Ekim 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

Yücel Acer, Uluslararası Hukuk Temel Ders Kitabı, 2020.

Duman, Selçuk. “Doğu Akdeniz’de Emperyal Girişimler ve Türkiye”, Karadeniz Araştırmaları, Sayı. XVI, No. 62, s. 213-230, 2019.

İnat, Kemal. “Doğu Akdeniz Sorununun Nedenleri ve Türkiye’nin Politikası”, 2019.

YAYCI, Cihat. “Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Paylaşımı Sorunu ve Türkiye”, Bilge Strateji, 2012.

GÜLER, Gökhan. “Doğu Akdeniz’deki Yetki Alanı Meselesi”, 2018.

İnat, Kemal, Muhittin Ataman ve Burhanettin Duran. “Doğu Akdeniz ve Türkiye’nin Hakları”, SETA, İstanbul, 2020.

DİPNOTLAR

[1] DUMAN, Selçuk (2019). “Doğu Akdeniz’de Emperyal Girişimler ve Türkiye”. Karadeniz Araştırmaları. XVI/62: 213-230.

[2] KEDİKLİ, Umut. Enerji Alanında Bir Rekabet Sahası Olarak Doğu Akdeniz’in Önemi, 2017.

[3] Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi”, md.74, s.83

[4] Sertaç Hami Başeren, Doğu Akdeniz’de Hukuk ve Siyaset, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler

Fakültesi Yayınları, Ankara, 2013, s.262.

[5] Yücel Acer, “Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanları ve Türkiye- Libya Mutabakatı”, s. 9.

[6] Yücel Acer, “Uluslararası Hukuk Temel Ders Kitabı” , s.220

[7] Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Sorunu: Türkiye’nin Politikası ve AB’nin Yaklaşımı, Avrasya Etütleri, 91-118. AYAZ AVAN Esengül, (2020)

[8] Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Sorunu: Türkiye’nin Politikası ve AB’nin Yaklaşımı, Avrasya Etütleri, 91-118. AYAZ AVAN Esengül, (2020)

This div height required for enabling the sticky sidebar