Hit enter after type your search item

CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİNDE TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN SINIRLANDIRILMASI

/

Yazar: Furkan YÜKSEL

Giriş

2017 yılında yapılan anayasa referandumu ile gerçekleşen değişiklikler ile yürütme organının yapısı tamamen değişmiştir. Yeni düzende yürütmenin başı Anayasanın 8. maddesince Cumhurbaşkanıdır. 8. madde bizlere; yürütme yetkisi ve görevinin “Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılıp ve yerine getirileceğini’’ hüküm altına alırken 104. Madde,; yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olduğunu söylemektedir.

2017 yılında yapılan değişiklikler yürütme organının çıkardığı düzenleyici işlemlerde de değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Bahsedilmesi gereken ilk değişiklik Bakanlar Kurulu Kararı bir diğer adıyla Kanun Hükmünde Kararname kurumunun kaldırılmış olmasıdır, diğer önemli değişiklik ise ‘’tüzük’’ kavramına son verilmiş olmasıdır. Anayasa’da artık yürütme organının düzenleyici işlemleri olarak yalnızca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yönetmeliğe yer verilmektedir. Bu iki düzenleyici işlem 2017 değişiklikleri öncesinde de hukukumuzda var olsa da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi isimli düzenleyici işlem anayasa değişikliğinden önceki dönemden farklı bir anlam ve içeriğe sahiptir.

2017 yılındaki değişikliklerle birlikte Anayasa’da tüzük ve kanun hükmünde kararname ifadelerinin yerini Cumhurbaşkanlığı kararnamesi alsa da[1] Cumhurbaşkanlığı kararnamesi bu iki işlemden pek çok açıdan oldukça farklıdır. Özellikle 2017 model Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin düzenlediği alanlar ve düzenleyebilme gücü daha fazladır. Bu yazıda bu fazlalıklardan, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması yetkisinin incelenmesi yapılacaktır.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Düzenleme Alanı

Anayasanın 104. Maddesine göre Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarma yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir. Cumhurbaşkanı yürütmenin yetki alanı içerisinde bırakılan her alanda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarmaya yetkilidir. Peki söz konusu olan yürütmenin yetki alanı belli midir, bu durum kazuistik olarak hukuk tarafından belirlenmemiş, uygulamada belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle, anayasa reformu hukukçular tarafından eleştirilere maruz kalmıştı. Bu noktada yaşanan sorunlardan birine örnek verecek olursak. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile birel işlem yapılıp yapılamayacağına dair anayasada bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla akıllara şu soru gelmektedir; Cumhurbaşkanı, genel, soyut, objektif, kişilik dışı ve sürekli kurallar koymanın haricinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bir atama işlemi gerçekleştirebilecek ya da kamulaştırma kararı alabilecek midir? Geçen dönem incelendiğinde, Cumhurbaşkanı’nın birel işlemleri Cumhurbaşkanı Kararı ile yaptığını görmekteyiz. Ancak bu uygulamanın herhangi bir anayasal dayanağı yok. Bu temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda bir sorun teşkil etmektedir. Çünkü, anayasaca güvence altına alındığı üzere bir kişinin temel hak ve özgürlükleri ancak kanun ile sınırlandırılabilir sınırlandırılacak ise de yalnız kanunun belirlediği şekillerde sınırlanabileceği açıktır. Bir kişinin atamasının yapılma şeklinin kanuni bir dayanağı olmadan, uygulamada söz deyim yerindeyse anlık yaratılan bir hukuk normu ile yapılıyor olması, kişinin kurumlara ve hukuka olan saygısını yitirmesine, haklarının zarar görmesine neden olmaktadır. Bu durum; ya – ki en rahat ve olması gereken- anayasaya cumhurbaşkanının birel işlemleri hangi usul ve esaslarla yapacağını düzenleyen bir hükmün eklenmesiyle ya da -Gözler[2] ile Tanör ve Yüzbaşıoğlu’nun da belirttiği gibi[3]“Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” başlığı altında birel işlemlerin de yapılabileceğinin kabul edilmesiyle ortadan kaldırılıp hukukun temel hak ve özgürlükler üzerindeki koruyuculuğu geri getirilmiş olur.

Bir diğer konu ise Anayasa’da açıkça iki düzenlemenin karşı karşıya gelmesi hususundan etkilenen temel hak ve özgürlüklerin durumudur. Anayasanın 104. Maddesine göre “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez”. Yorumlama metotlarından tersine yorum yaparak yani bu kanun hükmünün mefhum-u muhalifinden yola çıkarak Anayasa’nın yalnızca ikinci kısmının üçüncü bölümünde yer alan sosyal ve ekonomik hakların Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesine izin verdiği sonucuna ulaşılır, meğerki bu düzenleme bir sınırlama içersin[4]. Ancak anayasanın 13. maddesi açık ve net bir şekilde temel hak ve özgürlüklerin yalnızca kanunla sınırlanabileceğini söylemektedir. Anayasa’nın bu şekilde, sosyal ve ekonomik hakların Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenebilmesine imkan tanıyan tavrının nedeni bu hakların negatif ve aktif statü haklarından olmamasından kaynaklanmaktadır. Çünkü Georg Jellinek’in temel hak ve özgürlükler ile ilgili yaptığı sınıflandırmada 104. madde dışında kalan temel hak ve özgürlükler negatif ve aktif statü hakları sınıfına girmektedir. Bir diğer anlatımla 104. madde ile Cumhurbaşkanınca kısıtlanamayacak haklar, devletten negatif bir tutumun beklenildiği, siyasal haklar ve ödevlerdir. Bu nedenle negatif statü hakları ve aktif statü haklarıyla ilgili yapılacak bir düzenleme, büyük olasılıkla hakkı sınırlama anlamı taşıyacağı ve temel hak ve hürriyetler de ancak belli şartların varlığında yalnızca kanunla sınırlanabileceği için negatif ve aktif statü hakları Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin konusu dışında tutulmuştur.

Öyle ki, Anayasanın 2.kısmı 3. Bölümünde yer alan haklar vatandaşların devletten bir davranış, hizmet veya yardım beklediği haklardır[5]. Bunlara ek olarak Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile sosyal ve ekonomik hakların düzenlenmesi sadece sınırlamama durumlarında söz konusu olacaktır. Bilindiği üzere anayasanın 13. Maddesi, ayırt etmeksizin tüm temel hak ve özgürlüklerin yalnızca kanunla sınırlanabileceğini söylemektedir. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerden yalnızca pozitif statü haklarından olan ekonomik ve sosyal haklar sınırlama getirmemek koşulu ile Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenlenebilir.

Sonuç

Sonuç olarak mevcut hükümet sistemi hem yeni oluşundan hem de teorik temellerin bazılarında mahrum oluşundan dolayı uygulama ile öğrenilen bir sistemdir. Ki hatırlarsak, sistem tanıtılırken gelen eleştirilere de bu açıklama ile cevap verilmişti.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve CASE’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 29 Mart 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

Kemal GÖZLER, Türk Anayasa Hukuku, 2. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa, 2018

Bülent TANÖR / Necmi YÜZBAŞIOĞLU, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 17. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 2018,

Fazıl SAĞLAM, “Kanun Hükmünde Kararname Yetkisinin Sınırları, Uygulamanın Yaygınlaşmasından Doğabilecek Sorunlar”, Anayasa Yargısı, C. 1, 1984, s. 268-269, Erdoğan TEZİÇ, Anayasa Hukuku, 21. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 2017, s. 36, Necmi YÜZBAŞIOĞLU, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1996,

Münci KAPANİ, Kamu Hürriyetleri, 7. Baskı, Yetkin Yayınevi, 2013,

[1] Bknz; Anayasa m.104, m.105, m.107

[2] Kemal GÖZLER, Türk Anayasa Hukuku, 2. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa, 2018, s. 875-878

[3] Bülent TANÖR / Necmi YÜZBAŞIOĞLU, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 17. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 2018, s. 437.

[4] Fazıl SAĞLAM, “Kanun Hükmünde Kararname Yetkisinin Sınırları, Uygulamanın Yaygınlaşmasından Doğabilecek Sorunlar”, Anayasa Yargısı, C. 1, 1984, s. 268-269, Erdoğan TEZİÇ, Anayasa Hukuku, 21. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 2017, s. 36, Necmi YÜZBAŞIOĞLU, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1996, s. 99-100.

[5] 3 Münci KAPANİ, Kamu Hürriyetleri, 7. Baskı, Yetkin Yayınevi, 2013, s. 6.

This div height required for enabling the sticky sidebar