Hit enter after type your search item

AV. BEGÜM GÜREL ile TÜRKİYE’DE HAYVAN HAKLARI

/

Hayvan Hakları Yasası için yıllardır bekleniyor, kanun teklifleri sunuluyor ancak her seferinde süreç bir şekilde aksıyor. Bu durumun yıllardır devam etmesinin ve sürecin tıkanmasının sebepleri nelerdir?

Av. Begüm Gürel: 5199 sayılı kanun 2004 yılında Hayvanları Koruma Kanunu adı ile çıkarılmıştır. Kanun hayvanları can olarak değil, mal olarak kabul etmekte ve hakları olan bir varlık yerine korunması gereken varlıklar olarak kabul etmektedir. Hayvanlara karşı yapılan kötü muameleler Türk Ceza Kanunu kapsamında olmadığı için, hayvana işkence ya da tecavüz edene ancak para cezası uygulanmaktadır. Sahipli/ sahipsiz hayvan ayrımı mevcut olduğundan ancak ve ancak sahipli hayvan dediğimiz canlılara karşı yapılan hareketler TCK kapsamında değerlendirilebilmekte ve mala zarar verme suçu işlenebilmektedir. Tüm bu eksikliklerin giderilmesi için 2018 Ocak’ta TBMM Hayvan Hakları Komisyonu kurulmuştur. Siyaset üstü bir mesele olan hayvan hakları; 5 ayrı siyasi partiden 1’i başkan, 12 milletvekili üyeden oluşan bu komisyon ile çalışmalarına başlayarak, “Hayvanların ihtiyaçları neler? Hayvan hakları için yıllardır sahada çalışanlar, mücadele veren hukukçular ne diyor, nasıl bir yasal düzenleme bekliyor?” gibi sorulara yanıt bulmaya çalışılmıştır. Komisyon, Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu Temsil Heyeti’nin önerileri doğrultusunda bir rapor hazırlayıp, Ekim 2019’da Meclis’e sunulmuş olup komisyon başkanı AK Parti Zonguldak Milletvekili Mustafa Yel, raporla çok benzeşen bir yasa teklifi hazırlamıştı. Ocak 2020’de Meclis’e sunulması beklenmiş ancak yoğunluk gerekçe gösterilerek gündeme alınmamıştır. Akabinde ise bir yıl sonra şubat ayının başlarında AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin tarafından ‘Önümüzdeki iki hafta içerisinde mecliste’ açıklamasıyla duyurulan Hayvan Hakları Yasası ile ilgili taslağa dair henüz net bir bilgi paylaşımı yapılmamış ve iki haftalık sürenin bitmiş olmasına rağmen taslak meclise sunulmuş değildir.

Yasanın gelişmiş ülkelerle mukayese edildiğinde bu kadar geç gündeme gelmesi ve sürecin sürekli uzatılarak çözüme kavuşturulamamasının altında yatan birtakım endişeler vardır. Bu endişelerin nedeni ise adliye mekanizmasının çökeceği korkusudur. Anlaşılmıştır ki hayvanlara karşı zehirleme, işkence, tecavüz gibi fiiller oldukça yaygındır ve bu fiillere karşı istenilen hapis cezası getirilecek olduğunda hali hazırda dolu olan cezaevleri yetersiz gelmeye başlayacaktır. Fakat, bu endişe pislikleri halının altına süpürmekten başka bir şey değildir esasında. Çünkü, bütün uzmanlar seri katillerin ya da insanlara karşı suç işleyenlerin önce hayvanlardan başladığı noktasında birleşmektedirler. Bu nedenle bazı fiillerin muhakkak hapis cezası ile müeyyidelendirilmesi gerekmektedir.

5199 sayılı kanunda eksik gördüğünüz en temel hususlar nelerdir?

Av. Begüm Gürel: Kanunun adı Hayvanları Koruma Kanunu olması sebebiyle içeriği hakkında bilgi sahibi olmayan bir kişi dahi adından hareketle içeriği hakkında doğru tespitler yapabilir. Hayvanları Koruma Kanunu denilerek hayvanlar hak sahibi yapılmamış olup insanların davranışları hayvanları koruyacak şekilde düzenlenmiş, hayvanları nasıl korumamız gerektiği anlatılmış olup aksi davranmamız için neredeyse rica edilmiştir. Bu ise hayvanların korunamamasına, insanların ise oldukça yetersiz yaptırımlar karşısında bu canlılara karşı kötü muameleden çekinmemelerine neden olmaktadır. Kanunun yaptırımlar konusunda oldukça yetersiz kalmasının temel nedeni ise muhakkak hayvanların can olarak değil, mal/eşya statüsünde kabul edilmesidir. Bunun yanında, sahipli/ sahipsiz hayvan ayrımı yapılmış olup adeta hayvanlar açısından eşitsizliğe neden olunmuştur. Sahipsiz denilen sokak hayvanlarına yapılan işkence, tecavüz, öldürme fiillerine karşı ancak caydırıcılığı dahi oldukça düşük tutarda olan idari para cezası uygulanırken aynı davranışlar ev hayvanlarına karşı yapıldığında ise mala zarar verme suçu söz konusu olup failin hapis cezası alması uzak gözükse bile mümkün olabilmektedir. Bunun dışında kanunu uygulamakla görevli olan ilçe belediyelerinin görevini yerine getirmemesi halinde verilecek bir ceza bulunmaması da büyük bir eksiklik teşkil etmektedir. Ne yazık ki, uyutmak denilerek basitleştirilmeye çalışılan fakat esasında cinayetten farksız olan, hayvanların belediyeler tarafından topluca öldürüldüğü haberleri ile sık sık karşılaşmaktayız. Bu nedenle Kanunu uygulamakla görevli olan ilçe belediyelerinin ihlallerine ve ihmallerine ilişkin muhakkak ceza getirilmesi gerekmektedir.

Yasa tasarısına dair yapılan açıklamalarda bir ev içerisinde üçten fazla hayvanın barındırılamayacağı söylendi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz, kontrol nasıl sağlanacak, üçten fazla hayvan barındıranlar ceza mı alacak, hayvanlara ne olacak?

Av. Begüm Gürel: Yapılan açıklamalar ışığında evlerde en fazla üç hayvan ya da en fazla üç köpek beslenilebileceği anlaşılmakta olup kafa karışıklıkları oluşmuştur. Bunun nedeni ise taslağı henüz görememiş olduğumuzdan henüz detaylara hâkim olamamamızdır. Ancak, Özlem Zengin açıklamalarında hayvanlara çip takılacağını ve böylece hayvanların bir kişiye kayıtlı olacağını söylemektedir. Bu kayıt bilgileri ile hem terk etme durumlarında hem de evdeki hayvan sayısının kontrolü sağlanmak istenmektedir. Bu durum kontrolün nasıl sağlanacağı noktasında bizi aydınlatmaktadır. Ancak, yine de evde üçten fazla hayvan/ köpek besleyenlere nasıl bir yaptırım olacağı konusunda bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Evlerimizin bizlerin özel alanı olduğunu ve yardıma muhtaç çok sayıda hayvan olduğu düşünüldüğünde devletin özel alanlarımıza müdahale etmesini doğru bulmamaktayız. Şayet, bu madde istisnai nitelikte olup evi belli bir büyüklük ölçütünün altında olan ve bu nedenle komşuları rahatsız etme potansiyeline sahip ev sahiplerine en fazla 3 hayvan/köpek sahiplenme sınırlamasının getirilecek olması bir nebze daha anlaşılır olabilir.

Ceza İnfaz Kanunu dikkate alındığında hapis cezalarının caydırıcılık unsurundan da faydalanılabilmesi için hayvanlara karşı işlenen suçlarda cezalar nasıl olmalıdır?

Av. Begüm Gürel: Hayvanlar sahipli ve sahipsiz olmak üzere iki sınıfa ayrılmaktadır. Bu ise oldukça problemli bir yaklaşımdır. Çünkü sahipli ve sahipsiz hayvanlara karşı her ne kadar suç olarak kabul edilmese de yapılan eziyet, işkence, istismar farklı müeyyidelere tabi tutulmaktadır. Sahipli hayvanlar taşınır eşya olarak kabul edildiğinden, bunlara karşı suç işlendiğinde mala zarar verme suçu söz konusu olur ve zararın şiddetine göre hapis cezası mümkün olabilmektedir. Esasında, sahipsiz hayvan olarak kasıt edilen sokak hayvanları ise ne yazık ki tam olarak taşınır eşya statüsünde bile değildir. Bu sınıflandırmadan ötürü bu canlılara karşı işlenen suçlara karşı ancak ve ancak idari para cezası verilmektedir. Öncelikle, hayvanlar eşya statüsünden çıkarılarak statüsü değiştirilmelidir. Bu sayede sahipli ve sahipsiz hayvan sınıflandırması da önemini kaybederek, hayvanlara canlı olduklarından hareketle zarar verenlere karşı daha caydırıcı nitelikte cezalar infaz edilebilecektir. Cezaların caydırıcılık unsurundan faydalanılabilmesi için muhakkak cezalarda artırım yapılmalı ve belli bazı davranışların özellikle adli para cezasına çevrilememesi, uzlaştırma yolu ile çözülememesi, ertelenememesi gerekir. İstismarcılar, katiller öncelikle hayvanlar üzerinden bu suçları işlemeye başlar, devamında ise insanlara geçerler. Hal böyle iken hayvanlara karşı bu suçları işleyenler geleceğin potansiyel suçlularıdır ve muhakkak hapis cezası şarttır. Bu sayede bir süre de olsa bu kişiler toplumdan uzaklaştırılmış olacaktır. Diğer yandan sahiplenilen hayvanı terk etmek zarar vermekten daha masum gözükse de oldukça yanlış bir davranıştır ve ev yaşamına alışan hayvanın dışarıya alışması hayvan açısından zorlu bir süreçtir. Bu nedenle kişiler hayvan sahiplenmeye karar verirken ciddi şekilde kendilerini bakıp bakamayacakları noktasında sorguya çekmelidirler. Bu ise ancak terk etme durumunda ciddi para cezaları söz konusu olduğu taktirde söz konusu olabilir.

Hayvanat bahçeleri ve yunus parklarıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir, nasıl bir düzenleme yapılması gerekir?

Av. Begüm Gürel: Normal şartlar altında göremeyecek olduğumuz bazı hayvan türlerini hayvanat bahçeleri sayesinde görebilir ve aynı zamanda nesli tükenmekte olan hayvan türlerinin buralarda güvende oldukları kanısına varabiliriz. Gezerken güzel vakit geçirdiğimiz hayvanat bahçeleri ve yunus parklarının arka planında ise her ne kadar kabul edilmek istenmese de tutsaklık ve zorunlu işçilik unsuru bulunur. Normal şartlarda göremeyecek olduğumuz hayvan türlerini buralarda görebilmemiz, esasında bu canlıların tutsak ve zorunlu işçi olmalarından önemli değildir. Özellikle gösteri merkezlerindeki hayvanlar bizi eğlendirebilsinler diye eğitim adı altında baskı ve kötü muameleye maruz kalmaktadır. Vahşi hayvan olarak tanıdığımız aslanların, gösteri merkezlerinde bize sevimli gözükmesi, hayvanın doğası gereği bizlere ilginç gelir. Bu vahşi hayvanlar bile doğal özelliklerini kaybederek eziyetle istenilen hareketleri öğrenmek zorunda bırakılarak adeta kedi yavrusuna dönüştürülür. Aynı şekilde yunus parklarında da sıkı eğitimler söz konusudur. Bu sayede yunus balıkları oldukça farklı hareket sergileyebilirler. Yunus balıklarını insanlara yakınlıkları ile bilmekteyiz; fakat tüm bu gösterileri gerçekten basit bir eğitim sayesinde bizleri eğlendirmek istedikleri için mi sergilerler yoksa tüm bu gösterinin altında eziyet ve korku unsuru mu vardır? Bu soruları vicdanımıza sorduğumuzda gerçeği anlayabiliriz. Bu nedenle hayvanat bahçeleri ve gösteri merkezleri ile ilgili oldukça dikkatli olmalıyız. Halihazırdaki hayvanat bahçeleri sıkı denetime tabi tutulmalı ve yenilerinin açılmasının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Mevcut gösteri merkezleri ise kapatılmalı ve buradaki hayvanlar doğal yaşam alanına bırakılarak özgürleştirilmelidir.

Diğer ülkelerde hayvan hakları ile ilgili ne tarz düzenlemeler mevcut ve bunların ülkemize uyarlanması mümkün müdür?

Av. Begüm Gürel: World Animal Protection 108 ülkenin mevzuatlarını inceleyerek A en iyi, G en kötü olacak şekilde derecelendirmiştir. Sıralama şu şekildedir: A not alan Avrupa ülkeleri: Avusturya, İsviçre, İngiltere; B not alan Avrupa ülkeleri: Almanya, Danimarka, Hollanda, İsveç; C not alan Avrupa ülkeleri: Fransa, İtalya, Polonya, İspanya; D not alan Avrupa ülkeleri: Romanya; E not alan Avrupa ülkeleri: Türkiye, Ukrayna; F not alan Avrupa ülkeleri: Rusya; G not alan Avrupa ülkeleri: Belarus. A not alan Avusturya, İngiltere gibi ülkelerin hayvan hakları ile ilgili mevcut düzenlemelerine baktığımızda bu ülkelerin Hayvan hakları konusunda oldukça detaylı kanun ve yasal düzenlemelerinin bulunduğunu görmekteyiz. Özellikle, İngiltere’nin oldukça detaylı ve 14’ü aşkın kanun ve yasal düzenlemesi bulunmaktadır. Bunun dışında notu A olan İngiltere, hayvanları eşya/mal olarak değil, hissedebilen varlıklar olarak kabul etmiştir. Bu nedenle hayvanlara eziyet, işkence, hayvan dövüşleri gibi durumlarda 20,000 pounda kadar para cezası ve 6 ay hapis cezası verilmekte olup hayvan satışı sadece sınırlı sayıdaki petshoplarda yapılabilmektedir. Aynı zamanda, her hayvanın tüm hayatı boyunca ve bir yıl içinde kaç kez doğum yapabileceği de yasayla belirlenmiş bulunmakta, hayvanları hissedebilen varlıklar olarak kabul etmenin gerekleri yerine getirilmektedir. A notuna sahip bir diğer ülke olan Avusturya ise en sıkı hayvan hakları kanunlarından birine sahip. 2004 yılında kabul edilen kanuna göre, hayvanlar insanların bakma sorumluluğunda olduğu insana eş varlıklar olarak kabul etmekte. Bu kanun hayvanlarla insanlar arasında bir eşitlik ifade etmesi nedeniyle oldukça önemli bir farka sahiptir. Aynı zamanda her eyaletin Hayvan Koruma Ombudsmanı ve hükümet temsilcileri, üniversite temsilcileri ve Merkezi Hayvan Koruma Derneği temsilcisinden oluşan bir Hayvan Koruma Konseyi bulunmaktadır. Notu B olan Almanya’da ise sahipsiz hayvanların kontrolü ile ilgili etkili bir kanuni zemin bulunmaktadır. Sahipsiz hayvanlara yönelik zorunlu kayıt sistemi uygulanmakta olup köpeklerin kalıcı olarak tanımlanmasında mikroçip veya dövme yaygın olarak uygulanmaktadır. Almanya’nın sokak hayvanları konusunda aldığı en önemli kararlardan biri ise ötenazi işleminin yasak olmasıdır. Sokaktaki hayvanlar, kontrol altında tutulabilmek adına toplanmakta, barınaklara yerleştirilmektedir; barınaklara yerleştirilemeyen köpekler ötenazi işlemine tabi tutulmamaktadır. Tüm bu düzenlemelere baktığımızda Türkiye’nin de notunu yükseltebilmesinin mümkün gözüktüğü söylenebilir. Taşınır eşya statüsüne sahip hayvanlarımızı, Avusturya gibi insanla eş değer statüye ulaştıramasak bile İngiltere de olduğu gibi hissedebilen varlıklar olarak kabul edebilir, akabinde ise hayvanlara eziyet, işkence, istismarı suç olarak kabul edebilir ve ağır para cezası ile hapis cezası şeklinde uyarlama yapılabilir. Sık sık haberlerde görmüş olduğumuz ve cinayet olarak değil, ‘uyutma’ olarak bizlere lanse edilen sokak hayvanlarına ötenazi işlemi yapan belediyelere ağır yaptırımlar uygulanabilir. Bununla birlikte Almanya örneğinde olduğu gibi hayvanlara mikroçip takılarak denetim sağlanması mümkündür. Nitekim uzun zamandır beklenen Hayvan Hakları Yasası taslağında da bu düzenleme öngörülmüştür. Özetle, her ne kadar şu an için hayvanları toplum olarak kendi türümüzle eşit görebilmemiz zor gözükse de duygulu varlık olarak kabul edebilir ve gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hayvanlara zarar verenlere karşı hapis cezası ve oldukça yüksek para cezası getiren cezaları ülkemize uyarlayabiliriz.

Son olarak sizce hayvan hakları alanında farkındalığın yaratılabilmesi için ne tür çalışmalar yapılabilir?

Av. Begüm Gürel: Sosyal medya günümüzde her zamankinden çok işleve sahiptir. İstenilen konuda doğru kullanıldığı taktirde son derece etkili bir mekanizmadır ve yürütülebilir kampanyalar ile hayvan hakları alanında farkındalık yaratılabilinir. Hayvanların da bizim gibi yaşama, beslenme ve hatta mutlu olma hakları vardır. Bunları yaparken ise güvenli bir ortam sağlanmalıdır. Bu gereklilik anlatılmalı ve duyurulmalıdır. Yapılan sosyal medya paylaşımları, kısa filmler, reklamlar, resim, tiyatro vb. yol ile hayvanların da hakları olduğu anlatılabilinir. Bu farkındalığa ulaşılması bu yollarla sonradan olabileceği gibi küçük yaşlarda tecrübe edinmek suretiyle de sağlanılabilir. Devletin geliştireceği bir proje ile her ilkokul, ortaokulun bakmakla sorumlu olacağı hayvanlar getirilerek öğrenciler eli ile bu hayvanların bakımı üstlenilebilir. Bu sayede küçük yaşlarda hayvanlarla iletişim kurabilme ve onları anlayabilme imkânı tanıyan bireylerin gelecekte de hayvan haklarına saygılı olmaları mümkün olacaktır.

This div height required for enabling the sticky sidebar