Hit enter after type your search item

ANKSİYETE KAVRAMI VE KAVRAMA İKİ FARKLI TERAPİ EKOLÜNDEN BAKIŞ

/

Yazar: Melikenur KAYAŞ

I. Giriş

Bizim için önemli bir işin hazırlık aşamasındayken, bazen pek hoşlanmadığımız ama bulunmak durumunda kaldığımız ortamlarda, kendimizi ifade etmemiz gereken kişilerle iletişim içindeyken, hiç ummadığımız anlarda içinde bulunmaktan pek hoşlanamadığımız bir duygu yoğunluğunun içinde buluruz kendimizi. Son zamanlarda dilimizde de yer edinen, Türkçe’de “kaygı bozukluğu” kavramına denk gelen ve günlük hayatta birçoğumuz tarafından sıkça hissedilen hatta kimi zaman dile getirilen bu duygusal yoğunluğu “anksiyete” olarak adlandırırız.

II. Kaygı ve Anksiyete Kavramları

En temel tanımıyla kaygı, insan gelişiminin bir parçası olarak, kişinin gün içinde karşılaşacağı sorunlarla baş edebilmesini ve gelişen olaylar karşısında hazırlıklı olması için sağlıklı bir zemin hazırlar ve bu açıdan kişi için ağır bir deneyim değildir.[1] Diğer bir açıdan anksiyete ise kişilerde yoğun hissedilen panik ve korku olarak kendini gösterir.[2] Kaygı, kişilerde fizyolojik, duygusal ve bilişsel bazı tepkilere yol açar kişileri bu boyutlarda olumsuz etkiler. Bazılarımızın aşina olduğu okul veya iş yerinde sunum yapmadan ya da sunum sırasındaki yaşadığı fizyolojik tepkileri (aşırı terleme, hızlı kalp atışı, mide bulantısı ve iştah kaybı, uyku problemleri vb.) bu korku ve panik olgusunun yarattığı fizyolojik belirtiler içinde örnek olarak ele alabiliriz.

Diğer bir yandan duygusal açıdan bakacak olursak kaygının bireylerde aşırı derecede hissedilmesi durumunda, şaşkınlık, özgürlük hislerinden yoksunluk, devamlı tetikte olma hali gibi kişilerin olumsuz duygusal deneyimlerinden bahsedebiliriz. Son olarak kaygı duygusunu yüksek seviyede deneyimleyen kişiler birtakım olumsuz bilişsel süreçlerden geçmektedir. Konsantrasyon ve hafıza ile ilgili yaşanan birtakım sıkıntılar, dikkat dağınıklığı, düşünce üzerinde kontrol hissinin yitirilmesi gibi kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkileyen deneyimleri bu gibi sıkıntılara örnek olarak gösterebiliriz.[3]

Korku ve kaygı farkından bahsetmenin de kavramın daha iyi anlaşılması adına önemli bir yeri vardır. Bu iki kavram birbirine oldukça benzemesine hatta zaman zaman birbiri yerine kullanılmasına rağmen aralarında temel bir fark vardır. Bu fark ise “nesne” farkıdır. Kişiler korku deneyimlediklerinde karşılarında somut bir tehlike söz konusudur. Diğer bir yandan kaygı duygusu, nesnesi olmayan, sebebi tam olarak belirlenemeyen bir duygusal durumu ifade eder.[4] Daha detaylı açıklamak gerekirse kişinin hayatını tehlikeye atacak gerçek bir tehdit karşısında hissettiği yoğun duygu “korku”, somut olarak tanımlanamayan kişiye huzursuz bir deneyim yaşatan duygu durumu “kaygı” olarak adlandırılmaktadır.

Kaygı kavramına geniş bir perspektiften baktıktan sonra yaşam kalitesini oldukça etkileyen anksiyete (kaygı bozukluğu) başlığı altında karşımıza çıkan bazı bozuklukların tanımlanması önemli bir yere sahiptir. DSM-5 (APA, 2013) kaygı kavramı içeren dokuz bozukluğu tanımlamıştır. Ayrılma kaygısı bozukluğu, seçici konuşmazlık, özgül fobi, sosyal kaygı bozukluğu (sosyal fobi), panik bozukluk, agorafobi, yaygın kaygı bozukluğu, madde/ilaçla tetiklenmiş kaygı bozukluğu ve diğer tıbbi durumlara bağlı kaygı bozukluğu bu dokuz bozukluğun tanımına karşılık gelmektedir.[5]

Ayrıca, anksiyete kavramı yıllar boyunca psikoloji biliminde farklı görüşlerle açıklanmaya çalışılmış, kuramcılar kendi bakış açısıyla anksiyete kavramına değinmiş ve bu kavrama yeni boyutlar kazandırmıştır.[6] Farklı kuramcıların anksiyete kavramına dair görüş ve araştırmaları hakkında bilgi sahibi olmak, kavramı daha iyi anlamamıza ve başımızdan geçen olumsuz yaşam olaylarına önlem ve müdahale davranışları geliştirmemize yardımcı olabilir.  Bu açıdan sahip olduğumuzu düşündüğümüz ruhsal sıkıntılar ile ilgili farklı kuram ve kuramcıların görüşlerine dair kaynaklara erişmenin faydasını vurgulamaktayız. Psikoloji biliminde adından oldukça söz ettiren “psikanalitik” ve “bilişsel davranışçı” ekoller anksiyete kavramına yeni bir pencere açmış ve insan ruhunu anlamlandırmada önemli gelişmelere öncülük etmişlerdir.

III. Psikanalitik Terapi Ekolünden Anksiyete Kavramına Bakış

Psikanalitik kuram, anksiyete kavramını ortaya atması ayrıca kavramın ilk olarak psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud tarafından öne sürülmesi ve anksiyeteyi kişinin hissettiği bir duygu olmanın ötesinde geniş bir açıdan değerlendirilmesi itibariyle oldukça önemli bir yere sahiptir.[7] Freud, anksiyeteyi kişide bir iç çatışma olarak ifade etmekte ve bu iç çatışmaya id, ego ve süperego kavramlarının yanı sıra iç ve dış dünyadan gelen uyaranların sebep olduğunu ileri sürmektedir.[8] Freud, anksiyeteyi üç boyutta değerlendirmiştir. Gerçek kaygı, nevrotik kaygı ve ahlaki kaygı psikanalitik kuram tarafından tanımlanmış ve nevrotik kaygı ve ahlaki kaygı bilinçdışı süreçler ile ilişkilendirilmiştir.[9] Psikanalitik kuramın bir diğer temsilcisi olan Karen Horney ise anksiyeteyi, çocuklukta kişinin kimlik arayışının engellenmesi sonucu ortaya çıkan bir olgu olarak tanımlanmıştır. Bakıldığında Freud’a göre anksiyete, içsel dürtülerimize karşı geliştirdiğimiz korku sonucunda ortaya çıkarken, Karen Horney’e göre ise engellenmiş dürtülerimiz karşısında geliştirdiğimiz korku ile kendini gösterir.[10] Buradan yola çıkarak, psikanalitik terapi ekolünün bireyin içsel çatışmalarını çözümlediği ve bu sayede bu çatılaşmaları azaltmayı amaçladığını söylemeliyiz.[11] Anksiyete kavramı ile ilişkisine bakacak olursak; psikanalitik terapi ekolünün anksiyete ile çalışırken bu kavramın kişi işin içsel simgesini belirleyip bunu çözümlemenin ardından, kişiyi sağlıklı bir alana getirmeyi hedeflediğini söyleyebiliriz. Son olarak, psikanalitik tedavi ekolünün uzun süren, emek gerektiren bir süreç olduğunu belirtmek gerekir.

IV. Bilişsel Davranışçı Terapi Ekolünden Anksiyete Kavramına Bakış

Adından sıkça söz ettiren ve özellikle günümüzde birçok terapistin benimsediği bilişsel davranışçı terapi, deneysel yöntemlere dayalı bir terapi ekolüdür. Bilişsel davranışçı terapi ekolü 1950’li yıllarda Albert Ellis ile psikoloji bilimi için önemli bir yer edinmişti. 1950’li yılların sonunda Aaron Temkin Beck ile yeni bir boyut kazanmış ve bu iki önemli ismin etkisi ile günümüze kadar gelmiştir.[12] Bu terapi ekolü; düşüncelerimizin duygularımız ve dolayısıyla davranışlarımız üzerindeki etkisini temel alarak kişiyi, düşünce, duygu ve davranış ekseninde değerlendirmeyi hedefler.[13] Bilişsel davranışçı terapi ekolü, kişilerin yaşamsal olaylar karşındaki yorumlama biçimleri ve bilişsel süreçler sırasındaki yanlışları belirleyip bunların sağlıklı olan mekanizmalarla değişimi üzerine çalışır.[14] Buradan yola çıkıldığında bilişsel davranışçı terapi, anksiyete duygusunu yoğun yaşayan kişide düşüncelerden yola çıkarak duygu durumunu ve davranış biçimlerini değiştirmeyi hedefler.

V. Sonuç

Sonuç olarak, anksiyete kavramı psikoloji bilimi için fazlaca araştırmaya konu olmuş, kişinin yaşamsal fonksiyonlarını etkilemesi açısından çok fazla görüş ile desteklenmiş ve açıklanmaya çalışılmıştır. Bazen baş edemediğimiz ve yardım almak istediğimiz duygusal yoğunluklar yaşamamız insana has süreçlerdir. Bu gibi süreçlerde bize yargısız ve içtenlikle yol arkadaşlığı edecek terapist seçimlerinde bulunmanın ruh sağlığı açısından oldukça önemli olduğunu belirtmeliyiz.

 Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 10 Ocak 2022’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

Amerikan Psikiyatri Birliği, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5). (2013). Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı’ndan, çev. Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara.

Boğday, H., AKTAN, Z. D., & YARDIMCI, E. Y. (2020). Anne kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde ergenin bilinçli farkındalık düzeyinin aracı etkisi. Gelişim ve Psikoloji Dergisi2(3), 81-100.

Işıkay, M. S. (2019). Aile danışmanlığında bilişsel davranışçı psikoterapi uygulamalarının ergenlerin sınav kaygısı ve iyi oluş düzeylerine etkisine yönelik deneysel bir çalışma (Master’s thesis, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aile Danışmanlığı ve Eğitim Anabilim Dalı).

Manav, F. (2011). Kaygı kavramı.

Kavut, S. (2018). Karen horney ve nevrotik kişilik üzerine bir araştırma: Blue Jasmine örneği.

Özcan, Ö., & Çelik, G. G. (2017). Bilişsel davranışçı terapi. Türkiye Klinikleri3(2), 115-120.

Öztürk, M. O. (2001). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp.

Tuzcuoğlu, N. Psychoanalytic Theory and Properties. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi7(7), 275-285.

Türkçapar, M. H., & Sargın, A. E. (2012). Bilişsel davranışçı psikoterapiler: tarihçe ve gelişim. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi1(1), 7-14.

Yıldız, M., Sezen, A., & İ.Yenen. (2007). İlahiyat Fakültesi Öğrencilerinde Durumluluk Sürekli Kaygı Düzeyleri ile Akademik Güdülenmeler Arasındaki İişkinin İncelenmesi. D.E.Ü İlahiyat Fakültesi Dergisi, 213-239.

https://www.psikolog-istanbul.com/psikanalitik-terapi.html, (Erişim Tarihi 24.10.2021)

https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/25/yaygin-anksiyete-bozuklugu, (Erişim Tarihi 24.10.2021)

https://www.psikologofisi.com/psikolojik-hastaliklar/anksiyete-kaygi, (Erişim Tarihi 25.10.2021)

https://www.psikonterapi.com/korku-ile-kaygi-arasindaki-farklar/ ,(Erişim Tarihi 26.10.2021)

Dipnot

[1] https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/25/yaygin-anksiyete-bozuklugu

[2] https://www.psikologofisi.com/psikolojik-hastaliklar/anksiyete-kaygi

[3] Öztürk, M. O. (2001). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp.

[4] https://www.psikonterapi.com/korku-ile-kaygi-arasindaki-farklar/

[5] Amerikan Psikiyatri Birliği, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5). (2013). Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı’ndan, çev. Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara.

[6] Boğday, H., AKTAN, Z. D., & YARDIMCI, E. Y. (2020). Anne kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde ergenin bilinçli farkındalık düzeyinin aracı etkisi. Gelişim ve Psikoloji Dergisi2(3), 81-100.

[7] Manav, F. (2011). Kaygı kavramı.

[8] Yıldız, M., Sezen, A., & İ.Yenen. (2007). İlahiyat Fakültesi Öğrencilerinde Durumluluk Sürekli Kaygı Düzeyleri ile Akademik Güdülenmeler Arasındaki İişkinin İncelenmesi. D.E.Ü İlahiyat Fakültesi Dergisi, 213-239.

[9] TUZCUOĞLU, N. Psychoanalytic Theory and Properties. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi7(7), 275-285.

[10] Kavut, S. (2018). Karen horney ve nevrotik kişilik üzerine bir araştırma: Blue Jasmine örneği.

[11] https://www.psikolog-istanbul.com/psikanalitik-terapi.html

[12] Türkçapar, M. H., & Sargın, A. E. (2012). Bilişsel davranışçı psikoterapiler: tarihçe ve gelişim. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi1(1), 7-14.

[13] Özcan, Ö., & Çelik, G. G. (2017). Bilişsel davranışçı terapi. Türkiye Klinikleri3(2), 115-120.

[14] Işıkay, M. S. (2019). Aile danışmanlığında bilişsel davranışçı psikoterapi uygulamalarının ergenlerin sınav kaygısı ve iyi oluş düzeylerine etkisine yönelik deneysel bir çalışma (Master’s thesis, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aile Danışmanlığı ve Eğitim Anabilim Dalı).

This div height required for enabling the sticky sidebar