Hit enter after type your search item

ADLİ YARDIM KURUMU

/

Yazar: Helin AYAZ

Giriş

Ortaya çıkışı 17. yüzyıla dayanan ve insanların var olmaları sebebiyle sahip olduğu temel haklara, insan hakları denilmektedir. Bu haklar ile herhangi bir ırk, din, dil ayrımı gözetilmeksizin, insanların maddi varlıklarının yanı sıra korunmaya değer olarak görülen ve genel manada insan onuru olarak nitelendirilen manevi değerlerinin korunmasını amaçlanmıştır.[1] İnsan haklarına üst norm olarak yer veren her devlet, yabancı veya kendi vatandaşı fark etmeksizin yürüttüğü tüm görevler esnasında, kişilerin varlıklarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilen insan onuruna yaraşır bir şekilde hareket eder. Bu devletler sağlamakla yükümlü oldukları adalet hizmetini yerine getirirken sosyal devlet ilkesine uygun davranmalı ve bu hizmetten faydalanmak isteyen herkese eşit imkanlar sunmalıdır. İşte bu noktada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi tarafların yargılama faaliyetleri esnasında eşit ve insan onuruna yaraşır bir muameleye tabi olmalarını sağlamaktadır. Bu madde ile kişilerin maddi hukuktan kaynaklanan haklarının ihlali veya bu hakların herhangi bir ihlal tehlikesiyle karşı karşıya olması durumunda eşit bir koruma sağlayabilmek için başvurmaları gereken yargı merciilerine ulaşmada herhangi bir ekonomik engelle karşılaşmalarının önüne geçilmek istenmiştir.[2]

AİHS’nin yanı sıra Türk Anayasası’nda yer alan çeşitli maddeler de Sözleşme’nin 6.maddesinin amacına hizmet etmektedir. Öyle ki, Anayasa’nın 2.maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “sosyal bir hukuk devleti” olduğu kabul edilmektedir. Bu hüküm ile devlet sosyal barışı ve adaleti sağlayacağını taahhüt etmektedir. Devletin temel amaç ve görevlerinin düzenlendiği 5.maddede ise “…kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” denilerek, hak arama özgürlüğünün önündeki engellerin kabul edilen ilkeler gereğince kaldırılması devletin başlıca görevleri arasında sayılmıştır. Kişilere yeterli hukuki güvencenin sağlanabilmesi açısından önemli olan kanun önünde eşitlik ilkesi de Anayasa’nın 10.maddesinde yer almaktadır. Son olarak değinilmesi gereken 36.madde ise kişilerin sahip olduğu hak arama hürriyetini “(1) Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. (2) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” diyerek güvence altına almıştır.[3]

AİHS’nin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve yukarıda söz konusu ettiğimiz sosyal hukuk devleti, kanun önde eşitlik, hak arama özgürlüğü ilkelerine hizmet eden Anayasa maddeleri Türk Hukukunda adli yardım kurumunun düzenlenmesini gerekli kılmıştır.

Genel Olarak Adli Yardım Kurumu

Sosyal devlet ilkesini benimsemiş modern hukuk sistemlerinde adalet dağıtımı her ne kadar ücretsiz olarak sağlansa da devlet, özel hukuka ilişkin uyuşmazlıklara dair yaptığı bu yargılama faaliyetlerinde taraflardan bir katılım bedeli talep etmektedir. Ancak bazı durumlarda taraflar, ekonomik nedenlerden dolayı bu katılım bedelini sağlayamamakta ve adalete erişim hakkından mahrum kalmaktadır. İşte bu noktada devlet kanun önünde eşitliği sağlayabilmek adına Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 334-340. maddeleri arasında düzenlediği adli yardım kurumu ile gerekli şartları taşıyan kimselere yargılama giderlerinden geçici muafiyet sağlayabilmektedir.[4]

Medeni yargılamada hayati önem taşıyan bu kurumun, ceza yargılamasındaki uygulanabilirliği açısından her ne kadar farklı görüşler ileri sürülmüş olsa da Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150.maddesinde düzenlenen “müdafiin görevlendirilmesi” başlıklı ve 234.maddesinin 3.fıkrasında yer alan “Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme” hükümler neticesinde ceza yargılamasında adli yardım kurumuna ihtiyaç olmadığını söylemek mümkün olacaktır.[5]

Adli Yardımdan Faydalanabilecek Kişiler

Genel olarak adli yardım ile sağlanmak istenen, ekonomik imkansızlıklar nedeniyle kişilerin adil yargılanma haklarının zedelenmesinin önüne geçilmesidir. Bu bağlamda HMK adli yardım hizmetini sağlayabilmek için 334.maddesinde kişinin söz konusu yargılama giderlerini ödemesi halinde “kendisinin ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürecek olmasını” beklemektedir. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere adli yardım gerçek kişilere sağlanan bir hizmettir. Aynı zamanda, bir vekil aracılığıyla temsil olunan gerçek kişiler vekaletnamelerinde özel yetki vermemiş olsalar dahi, vekilleri onlar adına adli yardım talebinde bulunabilmektedir.[6]

Tüzel kişilerin ise adli yardımdan faydalanması mümkün değildir. Ancak HMK’nun 334.maddesinin 2.fıkrası kamuya yararlı dernek ve vakıflara bu konuda istisna sağlamaktadır. Kanun koyucu burada kamuya yararlı dernek ve vakıfların, yargılama esnasında yapmaları mümkün görünen çeşitli harcamalar sebebiyle sağladıkları veya sağlayabilecekleri çeşitli kamuya faydalı hizmetlerin tehlikeye girmesinin önüne geçmek istemiştir. [7]

Aynı kanun maddesinde, yabancı gerçek kişilerin de adli yardım talebinde bulunmasının mümkün olduğu belirtilmekle beraber; bu kişilerden söz konusu şartların yanı sıra karşılıklılık koşulunu da ispat etmeleri beklenmektedir. Yabancı gerçek kişi bu ispatı ülkesinin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara veya ilgili ülkenin kanunlarına dayandırabileceği gibi fiili uygulamaları sunarak da karşılıklılık koşulunun ispatını sağlayabilir.[8]

Adli Yardımdan Faydalanma Koşulları

Günümüz modern hukuk sistemleri adli yardım talebinin karşılanabilmesi için, talepte bulunan kişilerde belli şartlar aramışlardır. Ancak neredeyse bütün hukuk sistemleri için geçerli olan asıl şart “yoksulluk şartı”dır. Türk hukuk sistemi de HMK’nun 334.maddesinde yoksulluk şartını aramakla beraber söz konusu maddede “…iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla…” ifadesine yer vererek tarafların davayı kazanma olasılıklarının yüksek olduğunun anlaşılmasını beklemiştir. Adli yardım için aranan yoksulluk ve haklılık şartlarını daha detaylı inceleyecek olursak[9];

1.Yoksulluk

HMK’nun 334.maddesinde “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler…” denilmek suretiyle adli yardım talebinde bulunacak kimselerin, yargılama giderlerine katılmaları halinde ne derece yoksulluğa düşecekleri ve bu durumun kendileriyle beraber ailelerini ne derece etkileyeceği göz önünde tutulmuştur. Bu şartı adli yardım talebinin maddi şartı olarak nitelemek mümkündür.

Maddi şart olarak nitelediğimiz yoksulluk şartının belirlenmesinde kişilerin insan olmaları hasebiyle sahip oldukları ve Anayasa’nın 17.maddesi ile de güvence altına alınmış olan sağlıklı, dengeli bir çevrede yaşama ve aynı zamanda maddi ve manevi varlıklarını geliştirme hakları göz önünde tutulmuştur. Bu haklarını gerçekleştirme imkanı bulunmayan kişileri ekonomik anlamda yetersiz olarak kabul etmek mümkündür. Aynı zamanda adli yardım talebinde bulunma hakkı sürekli bir şekilde ekonomik yetersizliği bulunan kişilerin yanı sıra, söz konusu harcamalar veyahut da yargılamanın ilerleyen safhalarında yapılacak harcamalar sonucunda ekonomik varlığı kendisinin veya ailesinin geçiminin önemli ölçüde sarsacak ise kişi bunu kanıtlamak suretiyle de adli yardım talebinde bulunabilmektedir.  Bu noktada adli yardım kurumunda nispi bir yoksulluğun şart olarak benimsendiğini söylemek mümkün olacaktır.[10]

Kanuni temsilcilerin temsil ettikleri kişi adına adli yardım talebinde bulunmaları durumunu velayet ve vesayet altındaki kişiler bakımından ayrı ayrı incelemek gerekir. Velayet altındaki kişilerde, velinin vesayeti altındakine bakmakla ve onun malvarlığından sorumlu olması sebebiyle, onlar adına başvuru yapanın ekonomik anlamda yetersiz olması şartı aranmaktadır.

Vasiler ise, vesayet altında bulunanın malvarlığından faydalanamazlar. Yalnızca bu malvarlığını yönetmekle mükelleftirler. Haliyle vasilerin yapacakları adli yardım taleplerinde ekonomik anlamda yeterli olup olmadıklarına bakılmaz.

Velayet ve vesayet makamlarından ayrı olarak kamuya yararlı dernek veya vakıf kavramı içerisinde ifade edilen tüzel kişilerin ise bu yoksulluk ölçüsü; kurumun olağan gelirleri, borçları, harcamaları göz önünde tutularak karar verilir.[11]

2.Haklılık

Adli yardım talebinin manevi şartı olarak nitelendirilmesi mümkün olan haklılık şartı kanun maddesinde “…haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla…” şeklinde ifade edilmiştir. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere bu talepte bulunan kimselerin, her ne kadar yargılama sonucundan önce kesin olarak anlaşılmayacak olsa da en azından hakimde haklı oldukları izlenimini yaratmaları gerekir. Bu izlenim de hakimin incelediği dosyada, talepte bulunan kimsenin davayı kazanma olasılığını kaybetme olasılığından daha yüksek olması olarak görmesiyle sağlanır.[12]

Oldukça hassas bir konu olan haklılık koşulunun adli yardımla sağlanmak istenen fırsatları zedelememesi açısından çok dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekir. Bu incelemenin çok sıkı yapılması halinde çeşitli hak ihlalleri meydana gelebileceğinden dolayı, mahkeme bu incelemeyi yaparken yaklaşık ispat ölçüsünü esas almalıdır. Yaklaşık ispat ölçüsüne göre vakıanın gerçek olma ihtimali olmama ihtimaline ağır basmaktadır; ama yine de gerçek olmama ihtimali göz ardı edilmediği bir ölçüdür. Hakimin hızlı ve adil bir şekilde incelemesi gereken haklılık şartını bu ölçüye göre incelemesi gerekmektedir.[13]

Adli Yardımın Kapsamı

Harç ve diğer giderleri altında toplayan “yargılama giderleri” kavramının bu giderleri karşılama gücü olmayan kimselere geçici bir muafiyet sağladığından bahsetmiştik. Bu muafiyetin doğal sonucu olarak, başvurusu kabul edilen kişi yargılama harçlarını ödemekten muaf olacaktır. Ancak yargılama giderleri bunlarla sınırlı değildir. Yargılama sürecinde mahkemenin talep edeceği delil avansı, tebligat gideri, davacı bakımından gider avansı gibi harcamalar devlet hazinesinden avans olarak karşılanmaktadır.[14] HMK’nun 335.maddesinin 1.fıkrasında da açıkça belirtildiği üzere adli yardımın başvurucuya sağladığı imkanlar;

  • Yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet,
  • Yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet,
  • Dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi,
  • Davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini şeklindedir.

Davanın avukat ile takibi gerektirdiği hallerde avukat temininin ücreti sonradan ödenmek üzere tayin edilmesinden de anlaşılacağı üzere; avukat temini adli yardım kapsamına girmemektedir. Bu konuda mahkeme ayrı bir karar vererek baro tarafından bir avukatın görevlendirilmesini talep edebilir. Görevlendirilen avukatın ücreti yargılama gideri olarak hazineden ödenmektedir.

Aynı zamanda belirtmek gerekir ki, söz konusu 335.maddenin 3.fıkrasında adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği belirtilmiştir.

Adli Yardım Talebinde Usul

A. Görevli ve Yetkili Mahkeme

HMK’muzun 336.maddesinin ilk fıkrasında “Adli yardım, asıl talep veya işin karara bağlanacağı mahkemeden; icra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesinden istenir.” denilmek suretiyle başvurunun yapılacağı görevli ve yetkili mahkemeler ifade edilmiştir. Ayrıca kanun, kişiye davasını açmadan önce veya açtıktan sonra talepte bulunabilme imkanı sağlamaktadır. Eğer ki söz konusu başvuru davanın açılmasından önce yapılmışsa asıl davaya bakmakla görevli olan mahkeme bu hususta kabul veya red kararını verecek olan mahkemedir. Dava açıldıktan sonra yapılan adli yardım taleplerinde ise kararı verecek olan mahkeme davanın görüldüğü mahkemedir. Talebin davayla birlikte veya davadan önce yapılmış olması adli yardımın sağladığı muafiyeti engellememektedir.[15]

Bahse konu olan yetki kuralları kesindir ve herhangi bir yetki sözleşmesiyle değiştirilmesi mümkün değildir.

B. Talep Usulü

Adli yardımın, asıl dava ve talebe bağlı olması nedeniyle talepte bulunan, yapacağı başvuruda bu yardımı hangi dava veya talebe ilişkin olarak istediğini açıkça belirtmelidir. Yapılan başvuruda bu konuda bir çelişki, anlaşılmazlık olması durumunda yardım talebi reddedilecektir.[16]

Herhangi bir çelişki veya anlaşılmazlık durumunun önüne geçilmesi için HMK’nun 336.maddesinin 2.fıkrasında da belirtildiği gibi “Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır.”. Yani sunulan gerekli belgeler hakimde yaklaşık bir kanaatin oluşmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır.

Adli yardım talebinde bulunmak için başvurucuya verilen süre yargılamanın sonuna kadar olmakla beraber, hüküm verildikten sonra da temyiz süresi boyunca adli yardım talebinde bulunulabilir. Talepte bulunulacak olan mahkeme kararı veren mahkemedir.[17]

C. İnceleme Usulü

Kendisine başvuruda bulunulan mahkemeler adli yardım talebine ilişkin kararları duruşma yapmaksızın verebilmekle beraber, bir talep söz konusu olması halinde duruşma yaparak da karar verebilmektedir. Yapılacak olan bu duruşmalar, herhangi bir karşı tarafın bulunmaması nedeniyle çekişmesiz yargı işlerindendir.

Hakimin, sunulan belgelere dair gerekli incelemeleri yaptıktan sonra vereceği karar talebin reddi yönünde olursa, bu kararın verilmesine neden olan tüm unsurlar açıkça belirtilir.

Aynı zamanda mahkemenin vermiş olduğu red talebine ilişkin HMK’nun 337.maddesinin 2.fıkrasında da belirtildiği üzere kanun yolu kapalıdır. Ancak başvurucu kararın kendisine tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye itirazda bulunabilir. Bu noktada iki olasılık söz konusudur. Yapılan itiraz sonucunda mahkeme adli yardım talebini tekrar reddederse bu kararı kesindir ve tekrar bir itiraz söz konusu olamaz. Yine de kanun koyucu kişinin ekonomik durumunda öngörülemeyen değişiklikler olması ve bu değişikliklerin yargılamaya katılmasını önemli ölçüde etkileyecek nitelikte olması halinde, bu kişiye tekrar talepte bulunma imkanı tanımıştır.[18]

Adli Yardım Taleplerinde Karar

Daha önce de belirttiğimiz gibi adli yardım talebine verilecek kararın olumlu olması halinde, başvuran yargılamanın ilerleyen safhalarında yargılama harç ve giderlerinden muaf olur. Fakat bu muafiyet geçmişe etkili değildir. Adli yardım talebinin kabul edilmesinden önce yapılan masraflar başvurana ödenmez.[19]

Mahkeme adli yardım talebi üzerine yaptığı inceleme sonrasında vereceği karar ile kısmi yardım yapılması yönünde de karar verebilir. Bu nedenle hakim, kısmi adli yarım talebine karar vermesi halinde yazacağı gerekçeli kararında yardımın hangi hususlarda sağlanacağını açıkça belirtmelidir.[20]

Karara ilişkin değinilmesi gereken bir diğer husus ise adli yardıma ilişkin verilen kararın esas davanın zamanaşımını kesmeyeceğidir.

Sonuç

Kişilerin doğuştan; insan olmaları ve maddi manevi varlıklarına değer verilmesi gerektiği inancının doğal bir sonucu olarak kazanmış oldukları haklar, insan hakları olarak isimlendirilir. Kişiler sahip oldukları bu haklarını kullanma ve savunma yetkisine sahiptirler. Ülkemiz özelinde konuşacak olursak her sosyal hukuk devleti anlayışını benimsemiş olan modern hukuk devleti gibi, Türk Hukuk Sistemi’nde de kişilere haklarını savunma ve kullanma anlamında gerekli imkanları sağlamak maksadıyla birtakım önlemler alınmıştır. Bu hakların adalet hizmetleri aracılığıyla sağlamak mecburiyetinde kalındığı durumlarda uygulanması için devlet kişilerin ekonomik yetersizliklerini de göz önünde bulundurarak adli yardım kurumunu düzenlemiştir. Çünkü her ne kadar adalete erişim ücretsiz olsa da bazı noktalarda taraflardan yargılama giderlerine ortak olmaları beklenmektedir. Bu ortaklığı sağlayamayacak kadar ekonomik yetersizlik içerisinde bulunan kişiler gerekli şartları karşıladıkları takdirde çeşitli giderlerden muaf olacaklardır.

Hak arama özgürlüğünden, adalet hizmetlerinden faydalanmak isteyen herkesin faydalanabilmesi adına, Türkiye gibi ekonomik yetersizlik oranının oldukça yüksek olduğu bir ülkede böylesine önemli bir kurumun uygulama açısından daha iyi bir şekilde ele alınmasında fayda vardır.

Aynı zamanda adli yardım taleplerini inceleyen hakimlerin karar verirken çok sıkı davranmasının, böylesine mühim bir kurumun amacına aykırı olacağının göz önünde tutulması gerekir. Çünkü zaten kanun koyucu HMK’nun 338.maddesinde yer verdiği “Adli yardımdan yararlanan kişinin mali durumu hakkında kasten veya ağır kusuru sonucu yanlış bilgi verdiği ortaya çıkar veya sonradan mali durumunun yeteri derecede iyileştiği anlaşılırsa adli yardım kararı kaldırılır.” ifadesiyle verilecek herhangi bir yanlış karardan dönmeyi oldukça kolaylaştırmıştır. Kaldı ki hakkında adli yardım kararı verilen kişinin 338.maddede yer alan durumlardan herhangi birisinin kapsamına girmemesi, yani yardıma gerçekten ihtiyacı olması halinde de yargılama giderleri davayı kaybeden taraftan tahsil edilecektir.

Kanunda yapılması gereken bu kurumu geliştirmeye yönelik çalışmalar ve hakimlerin karar esnasındaki tutumlarının yanı sıra, adli yardım konusunda halkı bilinçlendirmek, ekonomik anlamda yetersiz kişilerin böyle bir imkandan haberdar olmasını sağlamak oldukça önemlidir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 29 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Medeni Usul Hukuku, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

Gözler K. (2018). Türk Anayasa Hukuku; Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım.

Akbal, M. (2011). Medeni Yargılama Hukukunda Adli Yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

Kılınç, A. (2011). Bir İnsan Hakkı Olarak “Adli Yardım. Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi; Cilt: 3 Sayı: 1.

Kılınç, A. (2013). Medenî usûl hukukunda adlî yardım.

DİPNOTLAR

[1] Gözler K. (2018). Türk Anayasa Hukuku; Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım.

[2] Kılınç, A. (2011). Bir İnsan Hakkı Olarak “Adli Yardım. Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi; Cilt: 3 Sayı: 1.

[3] Akbal, M. (2011). Medeni yargılama hukukunda adli yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

[4] Kılınç, A. (2011). Bir İnsan Hakkı Olarak “Adli Yardım. Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi; Cilt: 3 Sayı: 1.

[5] Akbal, M. (2011). Medeni yargılama hukukunda adli yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

[6] Kılınç, A. (2013). Medenî usûl hukukunda adlî yardım.

[7] Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

[8] Akbal, M. (2011). Medeni yargılama hukukunda adli yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

[9] Kılınç, A. (2013). Medenî usûl hukukunda adlî yardım.

[10] Kılınç, A. (2013). Medenî usûl hukukunda adlî yardım.

[11] Akbal, M. (2011). Medeni yargılama hukukunda adli yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

[12] Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Medeni Usul Hukuku, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

[13] Kılınç, A. (2013). Medenî usûl hukukunda adlî yardım.

[14] Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Medeni Usul Hukuku, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

[15] Akbal, M. (2011). Medeni yargılama hukukunda adli yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

[16] Kılınç, A. (2013). Medenî usûl hukukunda adlî yardım.

[17] Akbal, M. (2011). Medeni yargılama hukukunda adli yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

[18] Arslan R. – Yılmaz E. – Taşpınar Ayvaz S. – Hanağası E. (2020). Medeni Usul Hukuku, Ankara: Yetkin Hukuk Yayınları.

[19] Kılınç, A. (2013). Medenî usûl hukukunda adlî yardım.

[20] Akbal, M. (2011). Medeni yargılama hukukunda adli yardım. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (93), 147-173.

This div height required for enabling the sticky sidebar