Hit enter after type your search item

ADLİ PSİKOLOJİ’NİN TARİHİ VE ADLİ PSİKOLOGLARIN HUKUK SİSTEMİNDEKİ YERİ

/

Yazar: Ekin Acıyiyen

Psikoloji bilimi, pek çok alana yayılmış, diğer bilim ve çalışma alanları ile kesişim ve etkileşim halinde olan, insan, canlı davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır. “Psikolog” denince genelde insanların aklına “klinik” ortamında mesleğini icra eden (bir klinikte danışanlarıyla görüşme, terapi yapan) bireyler gelebilmektedir. Fakat klinik alanı dışında çok çeşitli araştırma, uygulama ve çalışma alanı bulunmaktadır. Adli psikoloji ise, psikolojinin klinik, nöropsikoloji, bilişsel, iş ve örgüt, gelişim, deneysel gibi diğer alanlarına göre daha sonradan gelişme göstermiş, hukukun, psikolojinin ve tıbbın bir nevi “kesişimini” oluşturan ve klinik alanına yakın olan oldukça önemli bir alandır. Bununla birlikte hukuk alanında psikoloji bilimi oldukça eskidir; psikoloji biliminin geliştiği ilk dönemlerde, laboratuvarlarda edinilen bulgu ve araştırma sonuçlarından, daha sonraları hukuk alanında faydalanılmıştır. Adli psikoloji alanında mahkemeler, özel klinikler, üniversiteler, hastaneler ve Adli Tıp Kurumu gibi yerlerde bilirkişi olarak görev alan adli psikologların görevleri; adli psikolojinin tarihi süreci bilinirse daha iyi anlaşılacaktır.

Hukukta, işlenen suçun hangi ruh haliyle işlendiği, suçu işleyen kişinin herhangi bir ruhsal bozukluğunun olup olmadığının tespiti, var ise bunun şiddeti; hangi boyutta olduğu ve bunların suça etkisi gibi faktörler incelenmektedir. Elde edilen bulgular ile yöntemler, sonraları, sadece suçu işleyen için değil, tanıklık edenler için de kullanılıp tanıklığın güvenilirliğinin sorgulanmasında rol oynamıştır. Bu araştırmalar yapılırken psikolojide daha önceleri denenmiş, uygulanmış çeşitli yöntem ve testler alan içerisinde varlığını göstermiştir. Adli psikoloji, daha çok klinik psikoloji alanına yakın olup, 1970’lerden sonra önem kazanıp, 2010’da ise American Psychological Association (APA) tarafından resmi bir uzmanlık branşı olarak kabul edilmiştir.

“Kriminoloji, adli psikiyatri ve hukuk arasında yer alan adli psikoloji, insan coğrafyası (human geography), klinik, gelişim ve sosyal psikoloji, sosyo-hukuki çalışmalar ve psikometri gibi çeşitli disiplinlerden de yararlanmaktadır (Carter, 2010, s.3).” (Duman, 2020).

Adli Psikoloji’nin Kısa Tarihi

Adli psikolojinin kısaca tarihine bakacak olursak “Mc Naughten Kuralları”, adli psikoloji ve adli psikiyatrinin temelini oluşturmaktadır (Duman, 2020).

A. Mc Naughten Kuralları

1843’te İskoçya’da yaşayan bir ahşap oymacısı olan Daniel Mc Naughten, İngiltere başbakanını öldürmek için suikast girişiminde bulunmuştur. Fakat olay, onun yerine yanlışlıkla başbakanın özel sekreteri Edward Drummond’u vurmasıyla sonuçlanmıştır. Bunun üzerine özel sekreter başta hafif yaralıdır, daha sonra hastanede gelişen komplikasyon sebebiyle hayatını kaybeder (Duman, 2020). Mc Naughten, yargılanırken söylediği sözler ile “perseküsyon” (kötücül hezeyanlar) içerikli düşüncelerden muzdarip olduğuna inandığını göstermekteydi. Bu düşüncelerin içinde, bunu ona “başka güçlerin” (dönemdeki bir parti gibi) yaptırdığını, bu güçlerin sürekli onun peşinde olduğunu, ve onu rahat bırakmadıklarını aktarıyordu (Duman, 2020). Mc Naughten, aynı zamanda sağlığının eskisi kadar iyi olmadığından da söz ediyordu. Tıbbi bilirkişiler ise Mc Naughten’ın “kısmi” veya “tam” olarak “akıl hastası” olduğu görüşünü bildirmişler, ve bunun üzerine Mc Naughten işlediği suçtan bu nedenlerle sorumlu olamayacağı gerekçesiyle suçlu kabul edilmemiştir. Mc Naughten 21 sene boyunca akıl hastanesinde tedavi görmüştür. Bu olay neticesinde ise adli psikiyatri ve adli psikolojinin temellerini oluşturan “Mc Naughten Kuralları”, “İngiliz Lordlar Kamarası” tarafından oluşturulmuştur (Duman, 2020).

“Akıl hastalığı temelinde bir savunma oluşturmak için, “kişinin eylemi gerçekleştirdiği sırada böyle bir muhakeme arazı altında olması, akıl hastalığından muzdarip olması, bu nedenle yaptığı eylemin doğasını ve niteliğini bilmemesi, eğer biliyorsa da yaptığının yanlış olduğunu bilmemesi” gerekir.” (Duman, 2020).

Bu yasa, ağır ruhsal bozukluklar durumunda yasal sorumlulukları düzenleyen bir temel yasa haline gelmiştir ve Birleşik Devletler eyaletlerinin önemli bir kısmı bu yasaları benimseyerek yakın bir tarihe kadar neredeyse hiç değiştirmeden kabul etmiştir.

Ülkemizde ise 2004 yılında Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32. maddesinde akıl hastalarının ceza sorumluluğuna ilişkin düzenleme yapılmıştır. Günümüzde akıl hastalarının isnat (kusur) yeteneklerinin değerlendirilmesi bu kanun maddesine göre yapılmaktadır.” (Duman, 2020).

Psikoloji alanında farklı görüşe sahip iki önemli isim, psikolojinin yasalar ile ilişkisine değinmiştir. Bunlar Sigmund Freud ile Hugo Münsterberg’dir. Freud, psikanalizdeki “çağrışım tekniği”nin  (“word association technique”) soruşturmalarda kullanılabileceğini öne sürmüştür. Bir terapi ortamı için, bu teknikte kişi, aklına gelen her türlü kelimeyi ard arda, çok düşünmeden, hızlı ve sansürsüz bir şekilde söylemektedir, böylece bir profesyonel aracılığı ile  kişinin kendisi, bilinçdışındaki duygu, düşünceler, arzular vs. hakkında farkındalık kazanabilmektedir. Bu yöntem, tartışmaya açık olmuş olacak ki, pek kullanılmamıştır. Buna pek çok sebep gösterilebilir olmakla birlikte, elde edilen verinin işlenebilirliği ve objektifliği bunlar arasında yer alabilir. Endüstriyel psikolojinin kurucusu ve psikoloji biliminin öncülerinden olan psikolog Hugo Münsterberg ise kendi adli psikoloji kitabını yayımlamıştır. İlk adli psikoloji uygulaması ise yine 1908 yılında Münsterberg ile başlamıştır.

Adli psikoloji alanında araştırmalarıyla katkı sağlamış isimler arasında Cattell, Schrenck-Notzing, Stern ve Marbe bulunmaktadır (Duman, 2020). Cattell, ilk psikoloji laboratuvarını kuran William Wundt’un öğrencisidir ve adli psikoloji alanındaki ilk araştırmayı o yapmıştır. Bu çalışmada Cattell, 56 üniversite öğrencisine çeşitli sorular yöneltmiştir. Bu sorular, öğrencilerin daha önce karşılaştıkları, tahmin yürütebilecekleri ve aslında gündelik hayattaki dikkate dayalı sorulardır. Sonrasında bu bilgilerin hatırlanma düzeylerini inceleme altına alıp, bu cevapları verirken öğrencilerin kendilerinden ne kadar emin olduklarını puanlandırmalarını istemiştir. Sonuçlar, öğrencilerin emin olma düzeyleriyle verilen cevapların doğruluk oranının bir korelasyon içerisinde olmadığını göstermekteydi. Doğru cevap veren öğrenci, kendinden emin olmayabiliyor ve yanlış cevap veren ise kendinden eminlik düzeyini yüksek puanlandırmış olabilmekteydi.

“Cattell, bu bulguların mahkemede kendisine yararlı bir uygulama alanı bulacağını hissetmiştir.” (Duman, 2020).

Binet ise araştırma sonuçlarını tekrar edip geliştirerek yönlendirici soruların cevapları etkilediğini öne sürmüştür. Schrenck-Notzing ise bir cinayet davasında görev alan modern zamanın ilk adli psikoloğu olmuştur. Bu dava, sonucu değiştirmemiş, sanık suçlu bulunmuş fakat tanık ifadelerinin güvenilirliği konusunda yeni bir görüş yaratmıştır: medyada olayla ilgili yazılan, yansıtılan her şey olayın gerçekliğini tehdit altına sokmaktadır. Yani tanıklar ifadelerinde gördükleriyle basında aktarılanları birbirine karıştırarak medyanın etkisi altında kalabilmekte, bu da verilen ifadenin güvenilirliğini etkilemektedir.

Stern, bir psikologtur ve bir hukuk dergisinde “gerçeklik deneyi” yaparak iki öğrencisi arasında sahte bir tartışma düzenlemişlerdir (Duman, 2020). Tartışma birinin diğerine silah çekmesiyle bitmiştir ve Stern, öğrencilerden durumla ilgili sözlü ve yazılı rapor düzenlemelerini istemiştir. Öğrenciler, nasıl rapor hazırlanması gerektiğini biliyor olmalarına rağmen raporlarını hatasız sunamamışlardır:

“…Çünkü kavganın görünen ciddiyetine olan ilgiye güçlü bir duygusal şok eşlik etmiştir. Bu araştırma sonucunda duygusal reaksiyonların kesin gözlemi ve güvenilir hatırlamayı engellediği ortaya koyulmuştur (Stern, 1939).” (Duman, 2020).

Hukuk Sisteminde Adli Psikoloji

Girişte de bahsedildiği üzere adli psikologlar, mahkemelerde bilirkişi, üniversitelerde akademisyen ve araştırmacı, hastanelerde ve Adli Tıp Kurumu’nda adli psikolog olarak görev alabilmektedir. Adli psikoloji tarihi bilgisi ışığında bu mesleğin amaçlarını, meslekte kullanılabilecek yöntemlerin bir kısmını bilmekteyiz. Adli psikologlar, mahkemelerde davalılarla yaptıkları görüşmeler ile kişinin ruh sağlığı ve bunu ilgilendiren diğer durumları üzerine bir rapor hazırlamaktadırlar ve mahkemede bu raporlar göz önünde bulundurularak karar verilmektedir. Yine çocukların ifadelerinin alınması gereken davalarda, adli psikologlar hakimin sorularını çocuğa yönelterek hakim ile çocuk arasındaki iletişimi sağlamaktadırlar. Adli Tıp Kurumu’nda ise adli psikiyatrlar ile birlikte belirli kurullarda görev almaktadırlar. Bu kurul ve dairelerde (4. Kurul ve Gözlem İhtisas Dairesi gibi) kişinin cezai ehliyeti, beyanlarının güvenilirliği vb. konularda gözlem ve araştırma yapmakta ve mahkemelerdeki gibi, çocuklarla Adli Görüşme Teknikleri’ne dayalı görüşmeler yürütmektedirler.

Bu bilim, araştırma laboratuvarları ve üniversitelerde, hala biliş, stres, anormaliteler, gelişim gibi çeşitli konular üzerine pek çok araştırma yapılarak geliştirilmekte ve insanı ve canlıları anlamamıza katkı sağlamaktadır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 4 Mayıs 2021’de yayımlanmıştır.

Kaynakça

Duman, N. (2020). Adli Psikoloji’nin tarihine kısa bir bakış. Muhakeme Dergisi, 3(1), 29-36. DOI: 10.33817/muhakeme.746122

Yıldırım, E. (2016). Hukuk sisteminde adli psikolog ve nöropsikoloji. Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, 36:82-83

This div height required for enabling the sticky sidebar