Hit enter after type your search item

7381 s. KANUN KAPSAMINDA NÜKLEER TESİS İŞLETENİN HUKUKÎ SORUMLULUĞU

/

Yazar: Bora Can ALCAN 

I. Giriş

5 Mart 2022 tarihinde kabul edilen ve 8 Mart 2022 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7381 s. Nükleer Düzenleme Kanunu [“NDK”] kapsamında nükleer tesis işletenin, nükleer hadiselerden doğan zararlar bakımından hukukî sorumluluklarına ilişkin kimi düzenlemeler getirilmiştir.

NDK’na kadar, Türkiye Cumhuriyeti iç hukukunda nükleer tesis işletenleri tarafından meydana gelen zararları düzenleyen münferit kanunlar bulunmamaktaydı. Kanun eksikliğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafı olduğu Paris Sözleşmesi[1] ve bunun ek protokolleri Anayasa m.90/V çerçevesinde doldurmaktaydı[2]. Gerçekten de Anayasa m.90 kapsamında; usulüne uygun surette yürürlüğe giren milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu halde, Paris Sözleşmesinin 7381 s. NDK’na kadar bu boşluğu doldurduğu ve iç hukukta kanun hükmü doğurduğu anlaşılabilir. Yine de, 2023[3] yılına kadar ülkemizde aktif bir nükleer santral bulunmadığından ülke içerisinde bu kanun boşluğu bir hüküm ifade etmemiştir. İşbu yazının tanzimi itibariyle de ülkemizde aktif bir santral olmamasından mütevellit NDK’nun bir ön hazırlık mahiyetinde olduğu kabul edilebilir.

Paris Sözleşmesinin, akit taraf olan Türkiye Cumhuriyeti’ni, diğer akit taraflardan gelecek nükleer zararlara karşı koruduğu, ülke içerisinde aktif bir santral bulunmamasından dolayı ülke içerisindeki işletenleri etkileyecek düzeyde hüküm ifade etmediği açıktır – zira memlekette aktif nükleer bir santral bulunmadığından, sızıntı tehlikesi de yoktur.

NDK’nun, Paris Sözleşmesi ve bunun ek protokollerini destekleyecek düzenlemeler getirmiştir. Her ne kadar nükleer tesis işletenlerinin sorumluluğunu düzenler açık bir hüküm bulunmasa da TBK m.71 çok uzun zamandır iç hukukta bulunan bir kusursuz sorumluluk hükmüdür: tehlike sorumluluğu. Keza yeni düzenlemeler ve Paris Sözleşmesi kapsamındaki sorumluluk ilkeleri de ayı tiptir.

Tüm bu çerçeveler kapsamında; NDK’nun getirmiş olduğu yeni tip sorumluluk incelenerek 8 Mart 2022 itibariyle Türk hukukunun yeni tanışmış olduğu “nükleer tesis [santral] işletenin sorumluluğu” değerlendirilecektir.

II. NDK Öncesi İç Hukuk Düzenlemeleri

NDK öncesinde, ülke içerisindeki kanun boşluğunu Paris Sözleşmesinin doldurduğunu belirtmiştik. Fakat, iç hukukta nükleer santral işletenin sorumlu tutulmasına elverişli hiçbir düzenleme bulunmamakta mıydı? Elbette bulunmaktaydı. Bu hususta evveliyatla TBK kapsamında kimi sorumluluk hallerinden bahsetmekte fayda vardır. Ayrıca çevreye verilen zararlardan mütevellit 2872 s. Çevre Kanunu [“ÇevK.”] m.28 kapsamında da sorumluluk hallerinden bahsetmek fevkalade mümkündür.

Kanaatimizce, nükleer santral işletenin sorumluluğuna gidilebilmesi için, her somut olayın niteliğine göre borçlar kanunu genel hükümleri incelenerek bir tip sorumluluk belirlemek mümkündür. Bu sebeple NDK’nun ayrıca bir sorumluluk getirmesine gerek olmasa da nükleer santral işletenin sorumluluk tipinin ayrıca düzenlenmesi, ilk santraline gebe ülkemiz adına görünüşte olumlu bir gelişmedir.

Keza bunların yanı sıra 5710 s. Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 02/07/2018 tarih ve 702 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilga edilen hükmünde de ayrıca bir tehlike sorumluluğundan bahsetmek mümkündü. Öyle ki NDK m.27 ile 5710 s. K m.5/(5) yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılan bu  maddeye göre; nükleer yakıt, radyoaktif madde veya radyoaktif atık taşınırken veya santralde bir kaza olması durumunda Paris Sözleşmesi ve diğer ek değişikliklerle ulusal ya da uluslararası mevzuat hükümleri sorumluluğun ve zararın tayini hususunda uygulanacaktı. Bu maddenin yürürlükten kaldırılmasına gerek olmamakla birlikte – zira maddenin kendisi diğer ulusal hukuk metinlerine atıf yapmakta, genel kanun/özel kanun ilişkisi ile çözülebilecek biçimde NDK’nun geçerli olacağı yorumuna ulaşmaya imkân sağlamaktaydı – mevzuattaki gereksiz tekrarların önüne geçilmesi sağlanmıştır.

Türk borçlar hukuku kapsamındaki kusursuz sorumluluk hallerinden aslen tehlike sorumluluğu; nükleer santral işletenin hukukî sorumluluğu bakımından tabir-i caizse biçilmiş kaftandır. Yine de, kanun hükmünde olan Paris Sözleşmesi; TBK’ya göre daha özel bir düzenleme olduğu için nükleer santrale ilişkin bir sorumluluk halinde TBK hükmüne başvurmak özel kanun-genel kanun ilişkisi kapsamında imkânsız hale gelmiştir[4]. Eğer, bu sözleşme  hükümleri, hükümetlere kendi mevzuatlarında düzenleme yapabilecek derecede genel (çerçeve) maddelere sahipse, artık hükümetlerin kendi iç hukukunda yapmış oldukları düzenlemeler bir özel kanun olacağından, bu özel kanun ilgili Sözleşme maddesi yerine uygulamada öncelik kazanacaktır. NDK da bu şekilde, Paris Sözleşmesine nazaran özel bir düzenleme olup uygulamada önceliği haizdir.

Bu halde özellikle TBK m.71’in, NDK öncesi düzende de sadece Paris Sözleşmesinin kapsamadığı nükleer hadiselerde kendine uygulama alanı bulabileceğinden bahsetmek mümkündür[5]. NDK’nın nükleer tesis işletene ilişkin özel bir sorumluluk hali düzenlemesiyle de TBK m.71/3 kapsamında artık bu maddenin uygulama alanı iyice daralmıştır.

ÇevK m.28 kapsamında da çevreyi kirletenin ayrıca bir kusursuz sorumluluğu bulunmaktadır. Bu sorumluluk halinin düzenlenmesinde çevre bilincinin oluşturulması ve çevrenin sürekli korunması gibi hukukî değerlerin muhafaza edilme amacı bulunmaktadır. Bu kusursuz sorumluluk zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren beş yıl sonra zamanaşımına uğrar.

III. NDK ile Gelen Düzenlemeler

NDK ile birlikte yerli nükleer enerji hukuku bakımından birçok yenilik getirilmişse de tarafımızca sadece kanunun Beşinci Bölümü, yani işletenin hukukî sorumluluğu incelenecektir. Nükleer hukuk açısından bir doktrin geliştirmek fevkalade güçtür. Zira, kuvvetli bir nükleer sızıntı ya da kaza veya nükleer bir savaş sonrasında doktrin geliştirecek herhangi bir hukukçu kalacağını söylemek biraz gülünç olacaktır. Bu sebeple umuyoruz ki, nükleer tazminat hukuku hiçbir zaman kendine uygulama alanı bulamasın.

Yerli kanunkoyucunun, hiçbir zaman “hukuka katkı” ya da “hukuk mesleğinin icrası” veya buna benzer diğer derin anlamlar taşıyarak kanun yapmadığı, kanunların günü kurtarma amacıyla bir an evvel hazırlanıp derhal onaylandığı saklamaya gerek duymadığımız bir gerçektir. Bu sebeple, hukukî yorum yaparken kanun gerekçeleri bize pek fazla ışık tutmamaktadır. Önümüzdeki kanun açısından da durum pek farklı değildir. Eğer ki, yerli kanun koyucunun sırtını yaslayamadığı bir hukuk metni yoksa bir hayli bocaladığını ve absürt metinlere imza attığını birçok farklı kanun metninde görebiliyoruz[6].

NDK’nun hukukî sorumluluğu düzenleyen bölümünün gerekçesinde de Kanunun tekrarından başka bir hususa yer verilmemiş ve Kanunun uluslararası çerçeve metinlere uygun olarak kimi istisnalarla bir tehlike sorumluluğunu düzenlediğinden bahsedilmiştir[7].

Bunun yanı sıra tazminattan sorumluluk da kimi kısıtlamalara tabi tutulmuş ve önleyici yükümlülükler getirilmiştir. Zira iş nükleer materyallere geldiği vakit, hukukun post mortem bakışı pek işe yaramayacaktır, tehlikenin vuku bulmasından evvel önüne geçilerek telafisi imkânsız zararlar bertaraf edilmelidir.

Kanun koyucunun sırtını yaslamış olduğu temel hukuk metni Paris Sözleşmesidir. Mevcut yazımızda yalnızca Kanunu inceleyeceğimizden ve fakat kanun koyucunun bu Sözleşme dışında ayrıca bir hukukî meziyetini konuşturmamış olmasından dolayı yalnızca Paris Sözleşmesinde, tesis işletenin sorumluluğunun temelini oluşturan ilkelere değinmekle yetineceğiz.

Paris Sözleşmesinin yanı sıra bir de Viyana Sözleşmesine[8] değinmekte fayda vardır. Bu Sözleşmeye Türkiye Cumhuriyeti taraf değildir[9]. Fakat şunu belirtmekte fayda vardır ki, gerek Viyana Sözleşmesi gerekse de Paris Sözleşmesi kapsamında işletenin sorumluluğu konusunda müşterek yedi ilkeden söz etmek mümkündür[10], bunlar:

i. İşletenin kusursuz sorumluluğu

ii. İşletene sorumluluğun kanalize edilmesi

iii. İşletenin sorumluluğunun zaman bakımından sınırlandırılması

iv. İşletenin sorumluluğunun  miktar bakımından sınırlandırılması

v. Zorunlu finansal güvence

vi. Yargı yetkisi (kazanın meydana geldiği ülkenin)

vii. Mağdurlara ayrım yapılmadan hukuk düzeninin uygulanması

Bu ilkeler, Kanunun muhtelif yerlerinde bulunan düzenlemelere temel teşkil etmiştir. Kanunun Beşinci Bölümü bu ilkeler kapsamında incelenirse eğer:

i. NDK m.12 & İşletenin kusursuz sorumluluğu

İşletenin kusursuz sorumluluğundan, aslına bakılırsa TBK m.71 kapsamında ne anlıyorsak bunu anlamaktayız. Ayrıca kimi istisnalar getirilse de sorumluluk tipinin temeli aynıdır. O halde NDK m.12’yi fıkralarına ayırarak incelemek gerekmektedir.

a. NDK m.12/(1)

NDK m.12/(1)’in sorumluluk ile bir alakası olmasa da hukuk düzeninde hangi sorumluluğun doğacağı üzerine etkisi vardır. Buna göre; “Nükleer hadiselerden kaynaklanan nükleer zararlar hakkında bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Paris Sözleşmesi hükümleri uygulanır.” hükmü gelmiş ve zaten genel norm/özel norm ilişkisi ile çözüme kavuşturulabilecek bir husus kanun metninde kendine yer edinmiştir.

b. NDK m.12/(2) ve TBK m.71

NDK m.12/(2) bize TBK m.71’e ne zaman başvurulabileceğinin sınırlarını göstermektedir, o halde: “Bir nükleer tesis dışında ve üretiminin son aşamasına gelmiş endüstriyel, ticari, tarımsal, tıbbi, bilimsel ya da eğitimsel amaçlarla kullanılan veya kullanılacak olan radyoizotoplardan veya Paris Sözleşmesi çerçevesinde belirlenen sınırların altındaki miktar ve aktivitedeki nükleer maddelerden kaynaklanan zararlar bu Bölümün kapsamı dışındadır.” hükmünden anlaşılacağı üzere, (i) (a) Bir nükleer tesis dışında, (b) üretiminin son aşamasına gelmiş endüstriyel, ticari, tarımsal, tıbbi, bilimsel ya da eğitimsel amaçlarla kullanılan veya kullanılacak olan radyoizotoplardan kaynaklanmış kazalarla; (ii) Paris Sözleşmesi çerçevesinde belirlenen sınırların altındaki miktar ve aktivitedeki nükleer maddelerden kaynaklanan zararlar TBK m.71’in uygulanmasına vücut verecektir. Zira, artık burada nükleer tazminat hukuku sınırlarının aşılmasından bahsetmek mümkündür. Kanun açıkça bu hallerin, nükleer sorumluluk dışında tutulduğunu belirlemiştir.

c. NDK m.12/(3) “İşleten tanımı”

Kanunun “Tanımlar” başlığı altında bir işleten tanımı yer almamaktadır. Bu tanım m.12’nin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu tanıma göre nükleer tesis işleten kişi: (i)(a) Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından veya (b) ülkesindeki makamlarca nükleer tesis işletmek için yetkilendirilmiş tüzel kişi; (ii) nükleer tesis işletme lisansı verilmeden önce bu tesisi kuran tüzel kişi veya (iii) nükleer tesisi işletmek için verilen lisans iptalinden sonra yeni bir işleten belirlenene kadar olan dönemde lisansı iptal edilen tüzel kişi sayılır. Gerçek kişinin nükleer tesis işleteni olarak kabul edilemeyeceği açıktır.

Bu halde üç tip işletenden söz etmek mümkündür, birinci işleten: “yetkili işleten”, öbür tip işleten: “kurucu işleten” ve son tip işleten de: “geçici işleten” olarak adlandırılabilir.

1. Yetkili işleten

Yetkili işleten, Nükleer Düzenleme Kurumunca nükleer tesis işletmek adına yetkilendirilmiş tüzel kişi olabileceği gibi, menşei ülkesindeki denk makamlarca yetkilendirilmiş tüzel kişi de yetkili işleten kabul edilir. Kanun kapsamında yetkilendirilen tüzel kişi de şartların karşılanması halinde yetkili işleten olabilir.

Yetkili işletenin, zarardan sorumlu olması için nükleer zararla arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir keza bu sorumluluk bir objektif sorumluluk halidir.

2. Kurucu İşleten

Bu halde işleten, nükleer tesis işletmek için verilecek lisans alınmadan önceki dönemde nükleer tesisi kuran tüzel kişidir. Bu halde tüzel kişinin işleten sayılabilmesi için nükleer tesisi kendisinin kurması ve bu tesisin kurulduğu aralığın, işletim lisansının alınmasından önceki bir döneme denk gelmesi gerekir. Aksi takdirde zaten işleten, yetkilendirilmiş tüzel kişi olacaktır.

Nükleer tesisi işletme lisansı alınana kadar bu tesisi kuran tüzel kişi işleten sayılır ve nükleer kazalardan sorumlu olur. Kusuru aranmaz.

3. Geçici İşleten

Bu halde, nükleer tesisi işletmek için verilen lisans iptalinden sonra yeni bir işleten belirlenene kadar olan dönemde lisansı iptal edilen tüzel kişi işleten kalmaya devam eder. Yeni işleten bulunana kadar geçen sürenin uzun kalması, işletenin kusursuz sorumluluğunun kısıtlılığı ilkesine aykırılık teşkil edebilir.

Belirtmekte fayda vardır ki bu işleten de kusursuz olarak sorumludur.

d. NDK m.12/(4) “İşletenin kusursuz sorumluluğu”

Kanunun 12’nci maddesinin dördüncü fıkrası artık nükleer tesis [santral] işletenin kusursuz sorumluluğunu düzenlemektedir. Bu fıkraya göre:  işleten, nükleer zararlardan ve tazminatların ödenmesinden, (i) nükleer hadisenin meydana gelmesinde kendisinin, (ii) personelinin ve (iii) tesisle ilgili teknoloji, (iv) mal ve hizmet sağlayanların herhangi bir kusurunun olup olmadığına bakılmaksızın sorumludur.

Bu halde artık yukarıda tanımlamış olduğumuz işletenlerden herhangi birinin ne kendisinin, ne personelinin ne de teknolojik veya mal ve hizmet sağlayıcılarının kusuruna bakılmaksızın sorumlu olacağı söylenebilir.

Yine de bu kusursuz sorumluluğun meydana gelmesi için iki şarttan söz etmek mümkündür: (i) zarar, (ii) illiyet bağı.

1. Zarar

NDK m.12/(1)’de yapılan açık yollamayla artık bu kavramlar için borçlar genel hukukuna değil de Paris Sözleşmesine başvurmamız gerektiği kesinleşmiştir. Bu halde, Paris Sözleşmesinde yer alan zarar tanımı dikkate alınmalıdır.

Bu halde borçlar genel hukukundan fazlaca uzaklaşmayan bir zarar tanımına erişmiş oluyoruz: (i) ölüm, (ii) bedensel zarar, (iii) ekonomik kayıplar, (iii) nükleer tesisin kendisi veya bir başka nükleer tesis ya da kazanın meydana geldiği tesiste kullanılacak herhangi bir eşya olmamak kaydıyla cismanî kayıplar, (iv) çevresel zararlar, (v) önleyici tedbirler[11].

Kanaatimizce bu zarar içerisine kişinin deneyimlediği manevî kayıplar da girmelidir.

Nükleer hasar karinesi

Eğer ki hasara yol açan kaza, nükleer bir hadiseyle başka bir hadisenin ortak biçimde vuku bulmasından oluşmuşsa ve nükleer kazanın sebebiyet verdiği hasar makul biçimde tespit edilemiyorsa artık tüm kazanın yol açtığı hasarlar nükleer hasar olarak kabul edilir.

2. İlliyet bağı

Paris Sözleşmesi kapsamında da işletenin hasardan sorumlu tutulabilmesi için meydana gelmiş zarar ile nükleer tesisin faaliyetleri arasında bir illiyet bağının mevcut olması şarttır. Aynı şekilde bu illiyet bağının da kanıtlanması gerekir.

Kanaatimizce bu ispat yükünün olumsuz biçimde işletende bulunması gerekir. Yani, nükleer tesis işletenin meydana gelen hasarla nükleer tesis arasında illiyet bağının bulunmadığını ispat etmesi gerekir.

Fakat, nükleer serpinti, ya da radyoaktif materyale maruz kalınma suretiyle meydana gelen zarardan dolayı işletenin kusursuz sorumluluğuna başvurmak mümkündür. İspat yükünün zarara ilişkin kısmı zarar görende olsa da, illiyet bağının bulunmadığına ilişkin yükü işletende kalmalıdır.

e. NDK m.12/(5) “Sorumluluğun istisnaları”

İşletenin sorumluluğuna kimi istisnalar getirilmiştir. Bu istisnalar şunlardır: (i) doğrudan silahlı çatışma, (ii) hasmane hareketler, (iii) iç savaş, (iv) ayaklanma sebebiyle nükleer santralde oluşacak bir kazadan meydana gelen hasarlar işletenin sorumluluğu dışındadır. Yine bunların ispatı kanaatimizce işleten üzerinde kalmalıdır.

f. NDK m.12/(6) “Tazmine ilişkin esaslar”

Bu fıkraya göre de işleten yalnızca NDK Beşinci Bölüm ve Paris Sözleşmesi kapsamında hükümlere tabi olacaktır ve bunun dışında sorumluluğuna başvurulmayacaktır. Bu madde bir hayli tehlikelidir zira, nükleer tesiste Paris Sözleşmesinin kapsamına aldığı sınırlardan daha düşük bir sızıntı sonucu meydana gelen zararlarda işleten sorumlu olmayacak mıdır? Genel norm özel norm ilişkisi kurulduğunda NDK m.12/(6), TBK m.71’den daha özel bir norm olmasından dolayı işleten hakkında artık TBK m.71’in uygulanamayacağı zira işletenin sadece NDK Beşinci Bölüm ve Paris Sözleşmesi kapsamında sorumlu tutulabileceği ve sızıntının Paris Sözleşmesinde düzenlenen sorumluluk sınırının altında kaldığından dolayı sorumlu tutulamayacağı ve NDK m.12/(2) kapsamında da bu sınırın altında kalındığı için Kanun dışında kalacağından işletenin sorumluluğuna başvurmak mümkün olmayacaktır yorumu çıkarılabilir.

Kanaatimizce bu yorum sonucu çıkarılan sonuç hakkaniyete aykırıdır. Kişinin yine de TBK m.71’e başvurarak işletenin sorumluluğuna başvurmasının mümkün olması gerektiği kanaatine varılabilir. Ayrıca, NDK m.12/(2)’nin bu hali Kanun dışı bırakması TBK’nin uygulama alanını kapatmayacağı görüşü de ileri sürülebilir. Yibe de NDK m.12/(6)’da geçen “bir nükleer hadisenin neden olduğu” tabiri kafa karıştırıcıdır. Zira, Kanunda “nükleer hadise” tanımı bulunmadığından, bahsetmiş olduğumuz sınır altında kalan nükleer sızıntı da bir nükleer hadisedir. Kanun yapımında titiz hukukçu bakışının bulunmasının önemi bir daha karşımıza çıkmaktadır.

g. NDK m.12/(7) “Sorumluluğun sürekliliği”

İşletmenin, Nükleer Denetleme Kurumundan almış olduğu yetkinin iptal edilmiş veya askıya alınmış veya kısıtlanmış olması, işletenin bu Bölüm kapsamındaki sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. O halde, menşei ülkesinden almış olduğu yetkinin menşei ülkede iptal edilmiş veya askıya alınmış veya kısıtlanmış olması durumunda yabancı işletenin sorumluluğu bu Kanun kapsamında ortadan kalkacak mıdır? Düzenlemede lafzî bir sorun bulunmaktadır. Ne yazık ki bu sorunlar karşısında şaşırmadığımızı belirtmekte fayda vardır.

h. NDK m.12/(8) “Kurtuluş beyyinesi”

Bu fıkra ile işletene bir kurtuluş beyyinesi (kanıtı) tanınmış olup, bu beyyine nükleer zarara neden olan nükleer hadisenin, nükleer zarar gören kişinin kastından ya da ağır ihmalinden meydana geldiğinin ispatıdır. Bu ispat ile işletme yalnızca bu kişiye karşı yetkili mahkemenin kararıyla kısmen veya tamamen sorumluluktan kurtulabilir. Kanun koyucunun saf duygularla amaçladığı hedef her ne kadar isabetli olsa da normun lafzı bir hayli sorunludur.

Öncelikle, kanun koyucu bu beyyine karşısında mahkemeye takdir yetkisi tanımaya çalışmış olsa da “yetkili” sıfatı usul hukukunun konusudur. Yetkisiz mahkemenin vereceği kararın geçersiz olması sonucu, usul hukuku ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. İleride değineceğimiz üzere, yetki bağlamında da ilginç bir kesin yetki hali düzenlenmiştir.

İşletmenin sadece mahkemenin takdiriyle sorumluluktan kurtulabileceğinin düzenlenmesi yeterliyken kanun koyucunun aklına “yetki” gelmiş ve yersiz biçimde bu sıfatı kullanmıştır. Kanaatimizce bu düzenleme isabetsizdir, yetki ibaresinin madde metninden çıkarılması gerekmektedir.

i. NDK m.12/(9) “Tesislerin birliği”

NDK Beşinci Bölüm kapsamındaki normlar uygulanırken, aynı sahada tek işleten tarafından işletilen birden fazla nükleer tesis, tek tesis olarak kabul edilmiştir.

ii. NDK m.13 & İşletenin sorumluluğunun mali bakımdan sınırlandırılması

Paris Sözleşmesi kapsamında getirilen ilkelerden biri de işletenin sorumluluğunun mali olarak sınırlandırılmasıdır. Bu durumda değinilecek çok bir husus olmamakla birlikte işletenin sorumluluğu şu şekilde belli bir miktarla kısıtlanmıştır:

Bu Bölüm kapsamında her bir nükleer hadise için işletenin sorumluluk miktarları;

a) Termal gücü on megavatın üzerinde olan nükleer reaktörler ile Kurum tarafından nükleer tesis işletmek için verilecek lisans öncesi yapılacak değerlendirme ile belirlenecek diğer nükleer tesisler için yedi yüz milyon avro,

b) (a) bendi kapsamına girmeyen nükleer tesisler için yetmiş milyon avro,

c) Nükleer maddelerin taşınması için seksen milyon avro,

ç) Nükleer maddelerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde yapılacak transit geçişleri için yedi yüz milyon avro,

ile sınırlıdır.

Eğer, yukarıda değindiğimiz üzere işletenin sorumluluğuna TBK veya ÇevK kapsamında başvurmak mümkünse (değindiğimiz koşulların gerçekleşmesiyle) bu sınırlamalar uygulanmayacaktır zira madde metninde yalnızca NDK Beşinci Bölüm kapsamındaki nükleer hadiselerde bu sınırların uygulanacağından bahsetmektedir.

TBK kapsamında (veya ÇevK) işletenin sorumluluğuna başvurulduğu zaman Paris Sözleşmesi de kanun hükmünde olduğundan yine bu Sözleşmedeki sınırlamalar geçerli olacak düşüncesi akla gelse de eğer ki TBK (veya ÇevK) kapsamında işletenin sorumluluğuna başvuruluyorsa artık Paris Sözleşmesindeki sorumluluk sınırları dışında bir hadiseden bahsedildiği üzere bu sınırlamalar mevcut vakıaya uygulanamayacaktır. Yine de fiilen (ve tazminatla zenginleşme yasağı gereğince) bu sınırlara yaklaşmak dahi mümkün değildir.

iii. NDK m.14, 15 & Zorunlu finansal güvence

NDK m.14; Paris Sözleşmesi kapsamında getirilen zorunlu finansal güvence ilkesinin iç hukukta karşılığını düzenleyen maddedir. Çalışmamız kapsamında değinmeye değer bir husus yoktur.

Bunun yanı sıra NDK m.15 bir nükleer sigorta havuzu öngörmektedir ve m.17 kapsamında zarar görene bir seçimlik hak olarak yansımaktadır.

İşletenin vermiş olduğu zararlara karşı tazminat yükümlülüğünün sigorta edilebilmesi adına ülkede bir nükleer sigorta havuzu kurularak burada malî kaynak biriktirilir. İşletenin bu havuzdan sigorta yaptırıp yaptırmayacağı kendi takdirine bırakılmıştır.

iv. NDK m.16 & Zararın tazmin miktarı ve şekli

Bu halde Kanun açıkça 6098 s. TBK’na atıf yapmıştır. O halde, borçlar hukukunun genel ilkelerine göre tazminatın şekli ve miktarı belirlenecekse de NDK ve Paris Sözleşmesindeki sınırlar çerçevesinden dışarı çıkılamayacaktır. Bu normun da lafzına sınırlara ilişkin hususun eklenmesinde fayda vardır, yoksa yalnızca bu maddeden bir sınırın bulunmadığı; miktarın TBK kapsamında serbestçe tayin edileceği anlamı çıkarılabilirse de m.13 kapsamında bir sınır getirilmiştir.

v. NDK m.17, 19 & Doğrudan talep, dava hakkı, rücu hakkı ve zamanaşımı

Bu halde zarar gören, NDK m.18(2) hükmü saklı kalmak kaydıyla[12] zarar gören doğrudan dava açabileceği gibi, zararının tazminini doğrudan işletenden, sigortacıdan ya da nükleer sigorta havuzuyla diğer teminat verenlerden talep etme hakkını haizdir. Bu hakkın düzenlenmesini olumlu bulmakla birlikte, süreci hızlandıracağı kanaati taşımaktayız.

Eğer ki zarar gören dava açmak istiyorsa, işletene, sigortacıya, sigorta havuzuna veya diğer teminat verenlere karşı dava da açabilir. Bu halde, bu kişiler arasında ihtiyarî dava arkadaşlığı olacağı kanaatini taşımaktayız.

Aynı şekilde, kanaatimizce zarar görenin yalnızca sigortacıya kaşı açacağı davada sigortacı (veya diğer teminat verenlerle sigorta havuzu) işletene karşı ihbarda bulunabilir. Zira aralarında NDK m.19 kapsamında rücu hakkı doğma ihtimali bulunmaktadır. Bu rücu yalnızca nükleer hasara kasten sebebiyet veren gerçek kişi ya da işleten tarafından aralarındaki sözleşmede açıkça belirlenmiş olma şartına dayalı olarak diğer kişilere karşı gerçekleşebilir.

NDK m.19/(3), (4) ise işletenin sorumluluğunun zaman bakımından kısıtlanması ilkesinin bir sonucudur. O halde, NDK Beşinci Bölümde belirlenen sorumluluğa ilişkin tazminat talepleri nükleer zarar gören kişinin zararı ve sorumlusunu öğrendiği tarihten itibaren üç, her halükârda; can kaybı ile kişilerin sağlığına verilen zararlarla ilgili tazminat talepleri her hâlde nükleer hadisenin gerçekleştiği tarihten itibaren otuz, diğer hallerdeyse her halükârda; nükleer hadisenin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar

Rücu hakkıysa, rücu hakkına sahip kişinin rücu edeceği kişiyi öğrenmesinden ve tazminatı ödemesinden itibaren üç yılın ve herhâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Bu durumda kişinin rücu edeceği kişiyle tazminatı ödemesi farklı tarihlerde meydana gelmişse en son meydana gelen tarihten itibaren bu üç yılı işletmekte fayda olacağı kanaatindeyiz zira madde metninde “ve” bağlacı kullanılmıştır.

vi. NDK m.20 & Yetkili mahkeme

NDK m.20/(1) ile (2)’nin birlikte yorumlanmasından, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde meydana gelen bir nükleer hadisede yalnızca Ankara mahkemelerinin kesin yetkili olacağı anlaşılmaktadır.

Bu kural, Paris Sözleşmesi veya Paris Sözleşmelerinin Uygulanmasına İlişkin Ortak Protokol uyarınca meydana gelecek bir ihtilafta fevkalade mantıklı, kullanışlı ve basit bir çözüm olsa da, sadece iç hukuku ilgilendiren bir nükleer hadisede de Ankara mahkemelerinin kesin yetkili olması safî bir saçmalığın ürünüdür ve hak arama hürriyetini zedelemektedir.

Eğer böyle bir düzenleme bulunmasaydı, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu [“HMK”] m.16 kapsamında zarar gören bulunduğu yerde bu davayı açma imkânına sahip olacaktı. Bu halde gerçekten zarar görmüş ve belli bir bölgede tedavisi için veya başka bedensel sıkıntılardan dolayı bulunan kişiye, bulunduğu yerden dava açma hakkı tanınarak onun hak arama hürriyetini kullanması kolaylaştırılmışken, neden bunun aksine bir düzenleme getirilmiş olduğunu çözebilmiş değiliz. Anlamsız ve kanun gerekçesinde de sebebi belirtilmemiş bir düzenleme olup yalnızca iç hukuku ilgilendiren nükleer hadiselerde bu kesin yetkinin uygulanmasından vazgeçilmesi kanaatini taşımaktayız.

Değindiğimiz, TBK’nun veya ÇevK’nun uygulama alanı bulma ihtimalinin gün yüzüne çıktığı hallerde dahi kesin yetkiden bahsetmek gerekecektir zira burada da kanun koyucu “Türkiye Cumhuriyeti egemenlik alanında gerçekleşen bir nükleer hadise ile ilgili olarak” diyerek Paris Sözleşmesinin sorumluluk dışında tuttuğu nükleer sızıntı gibi vakıaları da içine kapsayan geniş bir terim kullanmıştır.

Nükleer hadisenin meydana geldiği bölgenin tamamen haritadan silinmesi veya nükleer serpintiden dolayı tahliye edilmesi halinde bölgede davaya bakacak mahkemelerin kalmaması hali için Ankara mahkemeleri zarar gören için ayrıca özel yetkili bir mahkeme olarak düzenlenebilir fakat kesin yetkili olması desteklediğimiz bir görüş değildir.

IV. Sonuç

8 Mart 2022 tarihi itibariyle Türk doktrini, yeni tip bir kusursuz sorumluluk haliyle tanışmış oldu. NDK kapsamında düzenlenen bu kusursuz sorumluluk hali, hiç şaşırmadığımız üzere bahsetmiş olduğumuz kusurlarıyla karşımıza çıktı.

Değinmekte fayda vardır ki, nükleer “hadiseler” titizlikle incelenmesi gereken hususlardır. Öyle ki, eğer ülke çapında nükleer bir vakıa vuku bulursa, bunun üzerine doktrin geliştirecek hukukçuların kalmayacağından söz etmek mümkündür. Bu sebeple, terim ve tanım eksikliklerinin en başta kapatılması gerekmektedir.

Nükleer tesis işletenin kusursuz sorumluluğunu genel olarak incelemiş; şartlarına, istisnalarına ve sınırlarına değinmiş olduk. Umuyoruz ki, hiçbir zaman bu hükümlere başvurmak zorunda kalmayalım.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 17 Mart 2022’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

AA; Akkuyu Nükleer Santrali 2023’e Hazırlanıyor, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/akkuyu-nukleer-guc-santrali-2023e-hazirlaniyor/2332142#:~:text=Her%20biri%201200%20megavatl%C4%B1k%20VVER,2023’te%20devreye%20al%C4%B1nmas%C4%B1%20hedefleniyor.

Arda, A. (tarih yok). Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Taraf Sorumluluğuna İlişkin Paris Sözleşmesi Kapsamında Nükleer Tesis İşletenin Hukuki Sorumluluğu. Yüksek Lisans Tezi. https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/28647/2948.pdf?sequence=1&isAllowed=y adresinden alındı

HEKİM, B. (2018). Nükleer Enerji Alanunda Hukuki Sorumluluk. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 67(2), 355-414. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/621188 adresinden alındı

KARAUZ, A. K. (2014). Nükleer Santral İşleten’in Hukukî Sorumluluğu. Nevşehir Barosu Dergisi(1), 1-40. https://web2.e-baro.web.tr/uploads/50/dergi/sayi1/2.pdf adresinden alındı

Kurumu, N. D. Türkiye Cumhuriyeti Tarafından İmzalanmış/Onaylanmış Olan Uluslararası Anlaşmalar ve Sözleşmeler. https://www.ndk.org.tr/uluslararasi-sozlesme-ve-anlasmalar adresinden alındı

MEVZUAT BAĞLANTILARI

NDK: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/03/20220308-1.htm

NDK Gerekçesi: https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-4222.pdf

Dipnot

[1] 29/7/1960 tarihli Nükleer Enerji Sahasında Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşme

[2] HEKİM, Burak; Nükleer Enerji Alanında Hukuki Sorumluluk s.361, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/621188

[3] AA; Akkuyu Nükleer Santrali 2023’e Hazırlanıyor, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/akkuyu-nukleer-guc-santrali-2023e-hazirlaniyor/2332142#:~:text=Her%20biri%201200%20megavatl%C4%B1k%20VVER,2023’te%20devreye%20al%C4%B1nmas%C4%B1%20hedefleniyor.

[4] KARAUZ, A. Kürşat; Nükleer Santral İşleten’in Hukukî Sorumluluğu, s.2; https://web2.e-baro.web.tr/uploads/50/dergi/sayi1/2.pdf

[5] HEKİM; s.367

[6] 5199 sayılı Kanun kapsamında 16 yılı aşkın bir süre boyunca “hayvanlarla cinsel ilişki” tabiri ile, hayvanın rızaya dayalı bir cinsî münasebete giremeyecek olmasından dolayı hayvanla cinsel ilişkinin kurulamayacağı lafzî yorumla anlaşılabilirken, hukuk sözlüğü dahi açmamış kanun koyucunun bunu bir kabahat olarak düzenlemesi bir hayli gülünçtür ve bu savımıza da acı bir kanıttır.

[7] https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-4222.pdf

[8] 21/05/1963 tarihli Nükleer Zararlar Hakkında Hukuki Sorumluluğa İlişkin Viyana Sözleşmesi

[9] https://www.ndk.org.tr/uluslararasi-sozlesme-ve-anlasmalar

[10] THOMAS, Anthony/HEFFRON, Raphael J.; Third Party Nuclear Liability: The Case of a Supplier in the United Kingdom s.3, https://www.econ.cam.ac.uk/research-files/repec/cam/pdf/cwpe1207.pdf

[11] ARDA, Aslı; Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Taraf Sorumluluğuna İlişkin Paris Sözleşmesi Kapsamında Nükleer Tesis İşletenin Hukuki Sorumluluğu s.36, https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/28647/2948.pdf?sequence=1&isAllowed=y

[12] Yani, nükleer zararın 13 üncü maddede belirtilen sorumluluk miktarı sınırlarını aşmasının beklendiği durumlarda; zarar görenin başvurusunun değerlendirilmesi için kurulan Nükleer Zarar Tespit Komisyonunca zararların tazmin edilmesi.

This div height required for enabling the sticky sidebar