Hit enter after type your search item

6098 SAYILI TÜRK BORÇLAR KANUNU KAPSAMINDA KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ

/

Yazar: Enver BATUR

A) Kusursuz Sorumluluk Kavramı ve Temelini Oluşturan Düşünceler

Hukukumuzda haksız fiil sorumluluğu kural olarak kusur esasına dayanmaktadır. Kişilerin, fiillerinden dolayı meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmeleri için gerekli şartlardan bir tanesi de kusur unsurudur. Bu husus, Türk Borçlar Kanunu’nun 49.maddesinde “kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür,” şeklinde ifade edilmiştir. Her somut olay bakımından kusur unsurunun istisnasız olarak aranması durumu kimi zaman hakkaniyetin zedelenmesine kimi zaman ise nimet-külfet dengesinin haksız olarak bozulmasına sebebiyet verebilmektedir. İşbu gereksinimler neticesinde bazı hallerde kusursuz sorumluluk, diğer bir adıyla sebep sorumluluğu esasının kabulü gerekmektedir. Kusursuz sorumluluk (objektif sorumluluk) gereğince kişiler, kendilerine somut olayda bir kusur izafe edilemese dahi meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilmektedir. Doktrinde objektif sorumluluk prensibinin dayanağı olarak görülen birçok farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan öne çıkanı hakkaniyet düşüncesidir. Gerçekten de bir kişi herhangi bir kusuru olmaksızın bir zarara sebebiyet vermişse, bu zararı hakkaniyet gerektiriyorsa zarar görenle paylaşmalı veya tazmin etmelidir.[1] TBK m.65 hükmü hakkaniyete dayalı kusursuz sorumluluk görüşünün belirgin bir örneğini teşkil etmektedir. Kusur sorumluluğunun dışında sebep sorumluluğunun da kabul edilmesindeki bir başka düşünce de yarar ve zarar arasındaki bağlılık düşüncesidir. Keza, bir şeyin yararlarını elde eden kişilerin o şeyin sebep olduğu zararlara da katlanması gerekmektedir. Bununla birlikte, kişilerin hakimiyet ve egemenlik alanlarında bulunan şeylerin vermiş olduğu zararlardan dolayı sorumlu tutulmaları gerektiği görüşü de kusursuz sorumluluk hallerinin temelinde yatan bir başka teoridir. Teknoloji ve sanayiye yönelik gelişmeler neticesinde ortaya çıkan tehlike veya özel bir tehlike yaratma düşüncesi de kişilerin kusursuz olarak sorumlu tutulabileceğine yönelik olan düzenlemeler açısından etkili olan bir görüştür.[2] Belirtilen görüşler neticesinde TBK m.65 vd. maddelerinde ve çeşitli özel mevzuat hükümlerinde kusursuz sorumluluk halleri düzenlenmiştir.

B) Sebep Sorumluluğunun Kanundaki Gelişimi

Kusursuz sorumluluk kurumunun dayanakları yukarıda incelenmiştir. Elbette bu görüşler neticesinde, objektif sorumluluk ile ilgili düzenlemeler direkt olarak günümüzdeki şekli ile algılanmamış, mevzuatta bulunan kusursuz sorumluluğa ait hükümler çeşitli değişikliklere uğramıştır. Bu yazının konusu TBK özelinde kusursuz sorumluluk prensibi ile sınırlı tutulmuş olup konuyla ilgili özel kanunlardaki düzenlemelere işbu yazı çerçevesinde yer verilmeyecektir.

818 sayılı mülga TBK sonrasında 6098 sayılı TBK’nin tasarı aşaması incelendiğinde kusursuz sorumluluğa yönelik maddelerde önemli değişiklikler yapıldığı görülmektedir. İlgili tasarı metninde belirtilen değişikliklerin bir kısmına kısaca değinmek gerekirse; Mülga BK m.54’de düzenlenmiş olan ayırt etme gücüne haiz olmayanların sorumluluğuna ilişkin hüküm tasarı aşamasında daha da genişletilmiş, bir zararın söz konusu olduğu hallerde ayırt etme gücü değerlendirilmeksizin zarar veren ve zarar görenin ekonomik durumları göz önünde tutularak, hakkaniyetin gerektirdiği hallerde kusur şartı aranmaksızın ortaya çıkan zararın giderilmesine karar verilebileceği düzenlenmiştir. Doktrinde bu düzenleme, istisna olarak düzenlenmiş olan kusursuz sorumluluk halinin istisna olmaktan çıkıp kural haline geleceği, düzenlemenin, istisnaların dar yorumlanacağı ilkesine de açıkça aykırılık teşkil edeceği gibi sebeplerle eleştirilmiştir.[3] Tartışılan düzenleme kanunlaşma aşamasında değiştirilmiş olup tasarı metninde olduğu gibi kusursuz sorumluluk esasının uygulama alanı genişletilmemiştir.

Bununla birlikte kanun koyucu TBK m.66 hükmünde düzenlenmiş olan adam çalıştıranın sorumluluğu ile ilgili ek bir yükümlülük getirmiş, adam çalıştıranın sorumluluk alanını genişletmiştir. 6098 sayılı TBK ile gelen değişiklik ile bir işletmede adam çalıştıran, bu işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu kanıtlayamadığı sürece işletme faaliyetleri doğrultusunda oluşan zararlardan sorumlu tutulabilecektir (TBK m.66/3). Somut olayda ortaya çıkan mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru, zarar görenin ağır kusuru gibi fiil ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağını kesen nedenlerin varlığı mülga BK. aksine 6098 sayılı TBK’de ilgili maddelerde tek tek kurtuluş kanıtı olarak gösterilmemiştir. Sayılan durumlarda nedensellik bağının kopmasından dolayı adam çalıştıran zaten illiyet bağı hakkındaki genel ilkeye göre sorumlu tutulamayacağı için ayrıca bu düzenlemeye gerek olmadığı doktrinde de savunulmaktadır.[4]

C) Kusursuz Sorumluluk Çeşitleri

Kusursuz sorumluluk halleri, Türk Borçlar Kanunu’nda ilgili kanun maddelerinin başlıkları incelendiğinde görüleceği üzere üçe ayrılmaktadır. Bunlar kanun koyucu tarafından “hakkaniyet sorumluluğu”, “özen sorumluluğu” ve “tehlike sorumluluğu” olarak adlandırılmıştır. Bu ayrımın temelinde ise ilgili kusursuz sorumluluk hallerinin kabul edilmelerinin sebepleri yer almaktadır. Örneğin; TBK m.67 hükmünde düzenlenmiş olan hayvan bulunduranın sorumluluğu başlıklı kusursuz sorumluluk halinin özen sorumluluğu üst başlığı içerisinde düzenlenmesinin sebebi bu sorumluluk halinde hayvan bulunduranın belirli bir egemenlik ve hakimiyet sahibi olduğu düşüncesidir. Hayvan bulunduran bu şartlar altında gerekli özeni göstermekle yükümlüdür. Oysa, tehlike sorumluluğu esasının kabulünün temelinde yatan sebep ise gelişmekte olan teknoloji ve sanayi karşısında oluşabilecek tehlikelilik durumu ve bu gelişmelerin yararlarından faydalanan kişilerin külfetlerine de katlanmaları gerektiği düşünceleridir.

1) Hakkaniyet Sorumluluğu

Hakkaniyet sorumluğu TBK’nin 65. maddesinde “Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir.” şeklinde düzenlenmiştir. İlgili hükümden açıkça anlaşılacağı üzere zarara yol açan kişinin ekonomik durumu, zarar görenin ekonomik durumundan daha iyiyse, kusursuz olarak işlediği fiili neticesinde meydana gelen zararı tazmin etmekle yükümlü olabilecektir.[5]Bu düzenleme ile hakime, geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Bu yetkinin, her olayı çevreleyen koşulların göz önünde bulundurularak kullanılması gerekir. Bu bağlamda, ayırt etme gücü bulunmayanın eyleminin doğurduğu özel tehlike; ayırt etme gücü bulunmamasına karşın, objektif ölçüler içinde ona yüklenilebilecek bir kusurun varlığı; ayırt etme gücü bulunmayanın, eylem sırasındaki öznel durumu ve zarar görene yönelik tutumu ile tarafların ekonomik varlıklarının göz önünde tutulması gerekir. Özellikle, haksız eylemde bulunanın sorumluluğunun onun yönünden rahatlıkla katlanılabilir; zarara uğrayan yönünden de hissedilebilir ölçüde ekonomik sonuçlar doğurması durumunda, ayırt etme gücü bulunmayanın sorumlu tutulması benimsenebilir.[6] Görüldüğü üzere Yargıtay içtihatlarında da hakkaniyete dayalı sorumluluk esasında, taraflar arasındaki ekonomik durumun ve haksız fiil sonucunda gelen zararın boyutunun önemine dikkat çekilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi de kanun koyucunun ilgili maddeyi düzenleme amacıdır.

Kanun koyucu ilgili hükmü düzenlerken ayırt etme gücünün sürekli olarak bulunmaması esasını aramaktadır. Ayırt etme gücünü geçici yitirenler, verdikleri zarardan hakkaniyet gerektirmese de sorumlu olurlar. Ancak kişi ayırt etme gücünü isteği dışında kaybettiğini kanıtlaması durumunda sorumluluktan hakkaniyet gereği sorumlu olabilecektir. Yukarıda detaylıca değinildiği üzere, ilgili kanun hükmünün kanun tasarısı aşamasında ayırt etme gücüne haiz kişiler bakımından da uygulama alanı bulacak şekilde düzenlenmesine yönelik eleştirilere katılmaktayız. Keza ilgili kanun tasarısının kabulü halinde istisnai olarak uygulama alanı bulan kusuruz sorumluluk esası adeta kural haline gelecek olup birçok olayda kusur şartı aranmayacaktır.

2) Tehlike Sorumluluğu

Sorumluluk için mutlaka kusurun aranması bazı hâllerde modern tekniğin ve makineleşmenin icaplarına yabancı düşmektedir. Bu sebeple hukukun, esas prensibi olan kusur sorumluluğu yer yer zayıflamış hatta bazı hâllerde tamamen ortadan kalkarak yerini kusursuz sorumluluğa terk etmiştir. Teknik ilerlemeler ve ona bağlı olan tehlikelerin artması karşısında, kusura dayanan subjektif sorumluluk yalnız başına, zarar görenlere etkili bir koruma sağlamaya elverişsiz ve dolayısıyla adaleti gerçekleştirmek bakımından yetersiz kalmıştır. Kusur yoksa sorumlulukta ortaya çıkmaz görüşü artık geçerliliğini kaybetmiştir.[7] Genel esaslara göre tehlike sorumluluğu prensibi TBK m. 71 hükmünde düzenlenmiştir. Bununla birlikte birçok farklı özel kanunda tehlike sorumluluğu esasının kabul edildiği görülmektedir.[8] TBK m. 71 gereğince “Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.”

Görüldüğü üzere somut olayda işletme sahibi veya işletenin sorumluluğundan söz edebilmek için zararın önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden kaynaklanması gerekmektedir. Hangi işletmelerin önemli ölçüde tehlike arz eden işletme olduğu ise TBK m.71/2 de tanımlanmıştır.[9] Aynı zamanda tehlike sorumluluğu ile ilgili olarak 71. maddenin 3. fıkrasında da belirtildiği üzere “Belirli bir tehlike hali için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.” İlgili kanun maddesinde belirtilmiş olan işletmeler her ne kadar hukuka uygun olarak kurulmuş ve işletiliyor olsalar dahi sebebiyet verebilecekleri zararın büyüklüğü göz önüne alınarak kusursuz sorumluluk prensibine tabii tutulmuşlardır. Hukuka uygun olarak izinlerini tamamlamış ve faaliyetlerini sürdüren işletmeler için fedakarlığın denkleştirilmesi esasının benimsenmesi talep edilebilecektir. Fakat işletme için gerekli izinler alınmamışsa işletme sahibi ve işleten meydana gelen zararın tamamından sorumlu olacaklardır. Ortaya çıkan zarardan işletme sahibi ve işleten müteselsilen sorumlu olacaklarından dolayı zarar gören işletme sahibine veya işletene başvurabileceği gibi her ikisine birlikte de başvurabilecektir. İşletme sahibi ve işveren zararın meydana gelmesindeki kusur oranları doğrultusunda gidermiş oldukları zararı iç ilişkide birbirlerine rücu edebileceklerdir.

3) Hayvan Bulunduranın Sorumluluğu

Hayvan bulunduranın sorumluluğuna ilişkin esaslar kusursuz sorumluluk hallerinden özen sorumluğu başlığı içerisinde, TBK’nin 67. ve 68. maddelerinde giderim yükümlülüğü ve alıkoyma hakkı alt başlıkları şeklinde düzenlenmiştir. TBK m.67/1 gereğince “Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.” Kanun koyucu sorumlu olacak kişinin hayvanın yönetimini ve bakımını sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi olacağını açıkça belirtmiştir. Sorumlu kişinin hayvanın maliki olmasına gerek olmadığı gibi sürekli olarak bakımını ve yönetimini üstlenmiş olması da şart değildir. Her ne kadar geçici bir süreliğine hayvanın yönetim ve bakımını üstlenmiş olsa da kişi hayvan bulunduran sıfatına haiz olacağından meydana gelen zarardan sorumlu olacaktır.

Yargıtay içtihatlarında yalnızca gerçek kişilerin değil tüzel kişilerin de hayvan bulunduran sıfatıyla sorumlu olabileceklerini belirtmiştir.[10] TBK m.67/2 hayvan bulundurana kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanımış, kişinin zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat etmesi durumunda sorumluluktan kurtulacağını düzenlemiştir. İlgili maddenin devamında zarara sebep olan hayvanın bir başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüş olması durumunda hayvanı bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı saklı tutulmuştur.

TBK’nin alıkoyma hakkı başlıklı 68. maddesi bir kişinin hayvanının, başkasının taşınmazı üzerinde bir zarar verdiği takdirde, taşınmazın zilyedine o hayvanı yakalayabilme, zararı giderilinceye kadar alıkoyabilme; hatta durum ve koşullar haklı gösteriyorsa hayvanı diğer yollarla etkisiz hâle getirebilme haklarını getirmiştir. Fakat aynı maddenin ikinci fıkrasında taşınmaz zilyedine hayvan sahibine bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa, onun bulunması için gerekli girişimleri yapmak şeklinde yükümlülükler getirilmiştir. Kanun koyucu alıkoyma hakkını taşınmazın zilyedine tanımıştır. İşbu sebeple hayvanı alıkoyan kişinin malik olması zorunlu olmamakta, alıkoyma hakkını kullanan kişi kiracı veya intifa hakkı sahibi de olabilmektedir. Taşınmaz zilyedi alıkoyma hakkını kullanırken ikinci fıkrada düzenlenmiş olan gereklilikleri yerine getirmelidir. Bununla birlikte hayvanın etkisiz hale getirilmesinin bir zorunluluk arz etmesi, hal ve koşulların etkisiz hale getirmeyi haklı göstermesi gereklidir. Her ne kadar etkisiz hale getirilecek hayvan ile ilgili doktrinde “hayvanın son çare olsa dahi öldürülmesi hakkı, sahipli hayvanları kapsamamaktadır. Aksi halde, Türk Ceza Kanunu 151/2. madde hükmünde aykırılık meydana getirecektir.”[11] Şeklinde görüşler bulunsa da kanun maddesinin açık lafzı karşında bu görüşlere katılmak mümkün gözükmemektedir. Keza kanun koyucu açıkça “bir kişinin hayvanının” şeklinde sahiplik bildiren bir ifade kullanmış, bununla birlikte ikinci fıkrada da hayvan sahibine bilgi vermek zorunluluğu getirmiştir. İlgili kanun maddesinin uygulanmasında sahipli, sahipsiz hayvan ayrımı yapılmasının doğru olmadığı görüşündeyiz.

4) Yapı Malikinin Sorumluluğu

TBK’de düzenlenmiş olan kusursuz sorumluluk hallerinden bir diğeri de kanunun 69. maddesinde yer alan yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin düzenlemedir. TBK m.69/1’de bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikinin, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Uygulamada yapı malikine ilişkin kusursuz sorumluluk hali “ağırlaştırılmış” kusursuzluk hali veya ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu şeklinde tanımlanmaktadır. Bu durumun sebebi ise kanun koyucunun yapı malikine kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanımamış olmasıdır. Yapı maliki zararın meydana gelmemesi için gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini kanıtlamış olsa dahi sorumluluktan kurtulamamaktadır. Bir binanın yapımındaki bozukluk çoğu kez malikin değil, inşaatçının, yüklenicinin, mimar, mühendis ve denetim makamlarının kusuru, savsaması, suç oluşturan eylemleri ve yasalara aykırı davranışları sonucudur.[12] Fakat kanun koyucu yapı malikinin zararın meydana gelmesinde sayılan kişilerin kusurları olduğunu belirterek sorumluluktan kurtulmasına imkân tanımamıştır. Yine de ilgili kanun maddesinin üçüncü fıkrasında belirtildiği üzere malikin zarara sebep olan eksiklik veya bozukluklara sebebiyet veren kişilere rücu hakkının bulunduğu unutulmamalıdır.

TBK’nin 69. maddesinin ikinci fıkrası ise intifa ve oturma hakkı sahiplerinin de binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumlu olacağını belirtmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus intifa ve oturma sahiplerinin yalnızca binanın bakımındaki eksikliklerden dolayı malikle birlikte sorumlu tutulabilecekleridir, bunun dışında kalan binanın yapımı sürecindeki eksikliklerden veya bozukluklardan ise yapı maliki tek başına sorumlu olmaya devam edecektir. Şüphesiz ki sorumlu olacak malik zarara sebebiyet veren olayın gerçekleştiği süreçteki maliktir. Bu duruma paralel olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 14.03.1967 tarihli ilamında “Zarar veren yapıdan, olayın gerçekleşmesinden sonra satın alan yeni malikin değil, taşınmazı satan önceki malikin sorumlu olacağını”[13] belirtmiştir.

Yapı veya bina maliklerinin zarara sebebiyet veren bina veya yapıdaki mülkiyet ilişkileri de sorumluluk hukuku açısından önem arz etmektedir. Şöyle ki binada birden çok kişi üzerinde elbirliği mülkiyeti tanınmış ise malikler meydana gelen zarardan müteselsil olarak sorumludurlar. Fakat kat mülkiyeti söz konusu ise herkes kendisine ait bölümden sorumludur. Paylı mülkiyet ilişkisinde Yargıtay, önceki kararlarında müşterek veya kat maliklerinin, doğan zarardan müteselsilen sorumlu olacaklarını kabul etmekle birlikte daha sonraki kararlarında kat maliklerinin payları oranında sorumluluğunu kabul etmiştir.

Yapı malikinin meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmesi için her ne kadar kusurlu olması gerekmese de zararla yapım bozukluğu veya bakım eksikliği arasında uygun illiyet bağının bulunması zorunludur. Yani zararın yapımdaki bozukluktan veya bakımdaki eksiklikten dolayı meydana gelmiş olması gerekmektedir. Kanunda, bu illiyet bağının varlığı konusunda bir karine kabul edilmemiştir. Yapım bozukluğunu veya bakım eksikliğini ispat etmesi gereken zarar görenin, bir de illiyet bağının varlığını ispat etmesi gerekmektedir.[14] İlliyet bağının kopmasına sebebiyet verecek olan mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru durumları yapı malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıracak sebeplerdir. Üçüncü kişinin kusurunun nedensellik bağını kesecek derecede ağır olup olmadığı hususunun her somut olay açısından incelenmesi gerekmektedir.

5) Adam Çalıştıranın Sorumluluğu

Kusursuz sorumluluk hallerinden biri olarak düzenlenen ‘Adam Çalıştıranın Sorumluluğu’ kendi menfaati için yanında birilerini çalıştıran kimselerin, işi başkasına yaptırmakla sorumluluktan kolayca sıyrılmalarını engellemek amacıyla ortaya çıkmıştır.[15] Bununla birlikte uygulamada çoğu zaman meydana gelen zararların çalışanlar tarafından giderilmesi de oldukça güçtür. Kanun koyucu tüm bu hususları göz önünde bulundurarak TBK m.66’da adam çalıştıranı, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenlemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise adam çalıştırana kurtuluş kanıtı getirme imkanı tanınmış olup, adam çalıştıranın, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ettiği takdirde sorumlu tutulmayacağı kaleme alınmıştır.

Adam çalıştıranın sorumluluktan kurtulabilmesi için kanun maddesinde düzenlenmiş olan tüm hususlarda gerekli özeni göstermiş olması gerekmektedir. Örneğin adam çalıştıran işiyle ilgili talimat verirken dikkatli özeni göstermiş olmasına rağmen gözetim ve denetim ödevlerini yerine getirmediği takdirde sorumluluktan kurtulamayacaktır. Bununla birlikte, maddenin üçüncü fıkrasında işletmede adam çalıştıran kişilerin sorumluluktan kurtulabilmeleri için o işletmenin çalışma düzeninin, zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmeleri gerektiği düzenlenmiştir. Böylece, bir işletmede adam çalıştıran kişilerin sorumluluktan kurtulmaları için ek bir yükümlülük öngörülmüştür. Görüldüğü üzere, kanun koyucu her ne kadar adam çalıştırana kurtuluş kanıtı getirme hakkı tanımışsa da bu hakkın kullanımı oldukça sıkı şartlara bağlanmıştır.

TBK 66. maddenin son fıkrasında ise adam çalıştıranın zarara sebebiyet veren çalışana rücu hakkı düzenlenmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus çalışanın zarara bizzat sorumlu olduğu ölçüde sorumlu olmasıdır. Kural olarak çalışan zararın tamamını değil bizzat sorumlu olduğu kısmını tazmin etmek durumundadır. Tıpkı diğer kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi adam çalıştıranın da üçüncü kişinin ağır kusuru, mücbir sebep gibi, oluşan zarar ile fiil arasındaki illiyet bağını kesen durumlarda sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir.

Uygulamada adam çalıştıranın sorumluluğu ile TBK m. 116’da düzenlenmiş olan yardımcı kişilerin fiillerinden dolayı ortaya çıkan sorumluluk hali sıkça karıştırılmaktadır. Oysa başta dayanak noktaları olmak üzere bu iki sorumluluk hali arasında çeşitli farklılıklar mevcuttur. TBK m. 66’ya göre yardımcı kişi, üçüncü kişiye sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar vermektedir. Burada, gerçekleşen zarardan önce zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında sözleşmeye dayalı bir ilişki bulunmamaktadır. Yine, TBK m. 116’da zarar gören alacaklı ile borçlu, borcun ifasında yardımcı kişi kullanmaktadır. TBK m. 116’da zarar gören alacaklı ile borçlu arasında daha önceden kurulmuş bir sözleşme ilişkisinin varlığından bahsedilebilecektir.[16] Bununla birlikte yardımcı kişilerin fiillerinden doğan sorumluluk önceden yapılacak bir sorumsuzluk anlaşması ile kısmen veya tamamen kaldırılabilirken adam çalıştıranın sorumluluğu konusunda böyle bir durum söz konusu olmayıp yapılan sorumsuzluk anlaşması hükümsüz olacaktır. Fakat doktrinde kimi yazarlar her iki sorumluluk açısından doğan zararlar hakkında irade serbestliği çerçevesinde adam çalıştıran ile zarar görenin sorumsuzluk sözleşmesi yapmasının mümkün olduğunu belirtmektedir.[17] Kanaatimizce bu görüş kanunun emredici hükümlerine aykırılık teşkil edeceği için isabetli değildir.

TBK m. 66’ya örnek olarak, çatıya kiremit döşeyen bir işçinin elinden düşen kiremidin yoldan geçen bir kişinin başına düşmesi sonucu meydana gelen zarar hali gösterilebilir. Burada adam çalıştıran ile yoldan geçen kişi arasında daha önce kurulmuş hiçbir hukuki ilişkinin varlığından bahsedilemez. Buna karşılık TBK m. 116’ya ilişkin olarak, berber dükkanında tıraş olan bir müşteriyi, tıraşı yapan kalfanın gerekli dikkati göstermeyerek ustura ile yaralaması hali gösterilebilir. Burada adam çalıştıran aynı zamanda borçlu durumunda olan berber ustasıyla tıraş olan kişi arasında mevcut bir sözleşmesel ilişki bulunmaktadır.[18] Belirtilen iki sorumluluk halinin yarışmasının mümkün olduğu kanaatindeyiz. Zira sözleşmeye dayalı bir borcun yerine getirilmemesi durumu aynı zamanda bir haksız fiil teşkil ettiği takdirde zarar gören dilerse TBK m.66’ya dilerse TBK m.116’ya başvurabilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu görüşe paralel olarak bir kararında, “Özel hastanede ameliyat olan bir kimsenin, hekim hatası sebebiyle uğramış olduğu zarardan, hastane sahibinin hem TBK m.116 hem de TBK m. 66 gereğince sorumlu olduğunu” belirtmiştir.[19]

 Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir ve Case’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 17 Ocak 2022’de www.caseresmi.com’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

TANDOĞAN, H. (1981), Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara: Turhan Kitabevi.

EREN, F. (2017), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21.Baskı, Ankara.

YILMAZ, S. (2010), Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Sebep Sorumluluklarına İlişkin Yeni Hükümler, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi.

BAŞOĞLU, B. (2015), Sözleşme Dışı Kusursuz Sorumluluk Hukuku ve Özellikle Tehlike Sorumluluğuna İlişkin Değerlendirmeler, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:6 Sayı 2.

KAYA, A.& AKYÜZ, T. (2020), Kusursuz Sorumluluk Nedir? , İstanbul.

BARIŞ, B. (2017), Hayvan Bulunduranın Sorumluluğu, Bkz. http://eryigithukuk.com/uploads/hayvan-bulunduranin-sorumlulugu_552974.pdf .

ÇELİK, A.Ç. (2011), 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanununa Göre Bina Ve Yapılardan Sorumluluk, Yargı Dünyası Dergisi, Ağustos, sayı: 188.

ERBİLEN, İ. (2017), Kusursuz Sorumluluk Hallerinden Adam Çalıştıranın Sorumluluğu, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, İstanbul.

Yargıtay Kararları İçin Bkz. https://www.lexpera.com.tr/ictihat, https://karararama.yargitay.gov.tr.

Dipnot

[1] Süleyman Yılmaz, “Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Sebep Sorumluluklarına İlişkin Yeni Hükümler”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010, s. 554.

[2] Başak Başoğlu, “Sözleşme Dışı Kusursuz Sorumluluk Hukuku ve Özellikle Tehlike Sorumluluğuna İlişkin Değerlendirmeler”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:6 Sayı 2, 2015.

[3] Süleyman Yılmaz, “Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Sebep Sorumluluklarına İlişkin Yeni Hükümler”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010, s.561 vd.

[4] Haluk Tandoğan, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Turhan Kitabevi, 1981.

[5]Abdulvahit Kaya & Tuğçe Akyüz, Kusursuz Sorumluluk Nedir? , İstanbul. Detaylı bilgi için Bkz. https://kayapartner.com/kusursuz-sorumluluk-nedir/ .

[6] Yargıtay 4.HD., 2017/4004 E., 2018/3306 K.

[7]Tandoğan Halûk, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara 1981, s. 3-10;   Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Tekinay Borçlar Hukuku, Cilt I, Beşinci Bası, İstanbul 1985, s. 671

[8] Bkz. Karayolları Trafik Kanunu, Türk Petrol Kanunu vb.

[9]  Bkz: Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arz eden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arz eden işletme sayılır.

[10] Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 2015/274 E.  2015/18147 K.  17.11.2015 T.

[11]Belce Barış, Hayvan Bulunduranın Sorumluluğu, 2017, http://eryigithukuk.com/uploads/hayvan-bulunduranin-sorumlulugu_552974.pdf .

[12] Çelik Ahmet Çelik , 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanununa Göre Bina Ve Yapılardan Sorumluluk, Yargı Dünyası dergisi, 2011/ Ağustos, sayı: 188, sf.11-40.

[13] 4.HD., 1967/1265 E., 1967/2340 K., 14.03.1967 T.

[14] Hukuk Genel Kurulu 2014/289 E., 2016/163 K.

[15] İnci Erbilen, Kusursuz Sorumluluk Hallerinden Adam Çalıştıranın Sorumluluğu, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, 2017.

[16] İnci Erbilen, Kusursuz Sorumluluk Hallerinden Adam Çalıştıranın Sorumluluğu, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, 2017.

[17] Oftinger, I, s. 490; Keller/Gabi, s. 165 (naklen) Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler,21. Baskı, Ankara, 2017, s.642.

[18] Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara, 2017.  s.642.

[19] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/129 E., 2019/691 K., 26.9.2019 T.

This div height required for enabling the sticky sidebar